Oysa ABD-İran görüşmelerinde, her şey yolunda gidiyordu. Bir de baktık ki gönderilen teklifler, İran’da Hamaney’in katılımıyla tam karara bağlanacakken ortalık karıştı. Hırsız içerden olunca kapı kilit tutmadı özetle… Ama hepsinin bir planın parçası olduğunu, Umman Dış İşleri Bakanı gibi bizlerde Tahran vurulduğunda anladık. Plan ise gayet açıktı. Geçen haftada kısmen değindiğim üzere; “Çin’in enerji alımını baltalamak, Kuşak Yol Projesini kontrol etmek, yeni güzergâhı tanzim etmek ve petrolün dolar ile işlem görmesini, daimi olarak sağlamak” bunların bazıları. Tabi İsrail’in ARZU MEVUD safsatası gereği, bölge ülkelerini bölüp bir TERÖR KORİDORU inşa etme sevdası da kesinlikle yadsınamaz.
Ancak burada her iki tarafında, ciddi HESAP HATASI yaptıkları çok açık. Zira İran’ın çatışmayı Körfez’e yayması, Hürmüz Boğazının kapanarak, petrol, altın fiyatlarının fırlaması ve ticari sirkülasyonun durmaya yaklaşması, en çok ABD’nin planlarına aykırı seyretti. ABD askerlerinin ölüm haberleri de buna eklenince, Kasım seçimlerinde Trump’un işinin zora girdiği aşikâr. Yine Katar, BAE, Bahreyn, Suudi Arabistan, Kuveyt ve Irak’da ki ABD üslerinin vurulması da, ABD’ye “SONSUZ GÜVEN DUYAN” Körfez Ülkelerine YANILDIKLARINI acı bir biçimde ispatladı.
İsrail’de İran’ın bu denli, kendilerine zarar vereceğini düşünmemişti aslında. Nitekim Hamaney’i ortadan kaldırarak İran’ın teslim olacağını, halk ayaklanmasıyla da yeni rejim kuracaklarını sanmaları, şimdilik HESAP HATASI yaptıklarını gösterdi. Aynı şekilde İran’ın da; Körfez ülkelerine saldırma strateji ile tansiyonu yükseltip, bu ülkelerin ABD ve İsrail’e saldırıyı durdurması için baskı yapmasını amaçladığı net. Lakin buradaki EN BÜYÜK HATA; İran’ın Arap coğrafyasıyla yeni yeni ilişkilerini düzeltmişken, İPLERİ KOPMA NOKTASINA getirmesi oldu. Türkiye’yi arabulucu olarak istemeyen İran’ın, “İSTİKRARI YENİDEN SAĞLAMAYA KATKIDA BULUNACAK HER TÜRLÜ ÇABAYA AÇIĞIZ’ noktasına gelmesini ise daha saymıyorum bile.
Sonuç olarak “SAVAŞIN da BİR KURALI, BELLİ SEVİYEDE İNSAFI OLMALI” diye hayıflanmamak ede değil. Evet, İran’ın geçmişte işlediği cürümler ve PKK/PJAK başta olmak üzere, birçok konuda Türkiye’yi zorda bıraktığı doğru. Bu hususlarda kızgınlığımız yok değil elbette. Ama 150 masum kız çocuğunun, cansız bedenleri yan yana dizilince kahrolduk hepimiz. O sebeple İRAN’ın KARŞISINDA KANA SUSAMIŞ VAMPİRLER OLUNCA, BİR KERE DAHA DURUP DÜŞÜNMEKTE YARAR VAR KANAATİNDEYİM. Kaldı ki İran’ın bölünmesi demek, yeni bir terör kantonu ile mücadele edeceğimiz manasına gelecektir evvela. Bölgede yıllarca sürecek kaosun zararını, en fazla bizlerin çekeceğini de unutmamak elzem.
Hülasa BİRİLERİ “Araplaşmayacağız” diye dolaşıp, bugün Dubai’de mahsur kalsa da; kadın hakları diye bas bas bağırıp, katledilen 150 kız çocuğu için tek laf etmese de; hatta ekmek yediği Türkiye’yi, Batıya şikâyet etse de; VATANIN GERÇEK SAHİPLERİNİN BİR OLMAKTAN, DEVLETİMİZE GÜVENMEKTEN VE DEĞERLERİMİZE SARILMAKTAN BAŞKA BİR SEÇENEĞİ BULUNMUYOR. Ekonomik zorluklar elbet aşılır ama Devletimize gelecek zararın, telafisi zor olacaktır hattı zatında. Zira “YENİ İRAN TÜRKİYE” demeçleri veren ve “Sn. CUMHURBAŞKANIMIZI HEDEFE KOYAN”, bir çete ile karşı karşıya olduğumuz muhakkak. Gerçi ÇAKAL RÜYA GÖRDÜ DİYE KURDUN SOYU TÜKENMEZ… Fakat oyun kurucu olmanın, Yerli ve Millî Savunma Sanayimizin gelişmesinin, ne kadar önemli olduğunu artık herkes anlamıştır umarım. Keza “Siha, İha mı yiyeceğiz” diyenler de, “iktidara gelince savunma sanayi yatırımlarını durduracağız” nutukları atanlar da hepimizin malumu. Sakın kimse HESAP HATASI yapıp “BEN BATICIYIM, ONLAR GİBİ SEKÜLERİM” diye, bu vampirlerin kendilerine dokunmayacaklarını zannetmesin… Konu pis menfaatleri olunca, BUNLARIN GÖZÜ KİMSEYİ GÖRMEZ/GÖRMEDİ DE. Yoksa 2. Dünya Savaşında milyonlarca BATILI ve SEKÜLER insanın katledilmesi de mi, size bir şeyler ifade etmiyor? Hâlbuki tarih sayısız benzer hadiselerle dolu…