Toplumdaki ahlaki çöküntüyü dile getirmek için, mutlaka büyük çapta yolsuzluk ve sahtekarlıklar mı olması gerekiyor? Üzülerek izlediğimiz son olayların hiç yaşanmadığını farz edelim. Çalışan insanların ve özellikle gençlerin sosyal medyada dile getirdikleri hayat felsefesi; fazla çaba göstermeden kısa zamanda zengin olmak ve lüks bir yaşantı sürmek şeklinde özetlenebilir.
Eskiden de insanların zengin olma hayali vardı. Kimileri bir define peşinde koşar, kimileri de piyango türü şans oyunlarından medet umardı. Bunların ne kadar boş işler olduğu malumdur. Ancak günümüzde insanlar işi şansa bırakmak istemiyor. Bir takım dijital yöntemlerle kısa zamanda aşırı kârlar elde etmenin yollarını bulmuşlar.
Son haftalarda kamuoyunu meşgul eden ancak tam olarak anlaşılmayan bu yolsuzluk yöntemi, şimdiye kadar yaşadıklarımızdan çok farklı görünüyor. Konunun. suç sayılan bir yönü varsa soruşturma açılır ve gereken yapılır. Eğer yasal boşluklar varsa bunlar giderilir. Fakat toplumdaki bu menfaat zehirlenmesi kolay tedavi edilemez. Çünkü bütün sistem insanları aşırı lüks hayata yönlendiriyor. Bu da toplumu kaosa sürükleyen, yolsuzluklara kapı açan, ahlaki değerleri sıfıra indiren bir teşvik zinciri oluşturuyor. İnsanlar kolayca zengin olmanın, yorulmadan para kazanmanın yollarını arıyor. Bu yöntemleri bulanlar sınıf atlıyor, bulamayanlar da enayi yerine konuyor.
Böyle bir ortamda işinde başarılı, çalışkan, helal yoldan kazandığı ile geçinen insanlar aptal durumuna düşüyor. Kısa zamanda yüksek kazanç elde eden, paraya para kazandıran yöntemleri bilen, yasal boşluklardan yararlanan insanlar ise zeki, açıkgöz ve uyanık oluyor.
Halbuki kültür ve medeniyetimizin temelinde ahlaki değerler ve dini inançlar gelmektedir. Asırlardır toplumu ayakta tutan; alınteriyle, emek harcayarak, hak ederek kazanmak, kul hakkına girmemek, başkalarına zarar vermemek gibi kutsal değerlerdir. Hırs ve tama, insanı meşru yoldan çıkarıp harama sokar. Bu insanlar kısa zamanda çok kazanmak için her yolu mübah görür. Yaptığı gayrımeşru işe yasal bir kılıf uydurur. Belki, helal fetvası bile alabilir. Fakat Allah’tan hakkıyla korkan asla böyle bir şey yapamaz. Hadisi Şerif’te “Allah korkusu hikmetlerin başıdır” buyrulmaktadır.
Hikmet, insanın bütün hayatına yön veren en önemli amildir. Geçmişi, hali ve geleceği şekillendiren en doğru bakış açısıdır. Eğer Allah korkusu bu bakış açısına hakim olursa, insanın bilerek hata yapması imkansız hale gelir. Bilmeyerek yapılan yanlışlar, affa mazhar olabilir.
Ahlaki çöküş maalesef, ne siyasi görüşe, ne de dindarlık derecesine göre pek farketmiyor. Eskiden zaruri ihtiyaçlarını ancak karşılayan bazı dindarlar, çok kazanıp zengin olunca hırsları arttı. Kendilerine Hz. Ebubekir (r.a.) yerine Karun’u örnek aldılar. Ekonomik sistemin faiz gibi getirilerine bulaştılar ve zekat vermekten kaçındılar. Yasal boşluklardan faydalanarak çok büyük paralar kazanmaya çalıştılar. En önemlisi de birbirlerini teşvik ederek kötü örnek oldular.
Neticede yeni nesil bu ortamda yetişti. Alınteriyle kazanılan para onlara çok az ve basit geldi. Hayat gayelerini; kısa zamanda çok zengin olmak, keyfince lüks yaşamak ve sorumsuz olmak şeklinde konumlandırdılar. Ahlaki değerler ve dini inançlar da zayıf olunca, hiçbir kural tanımayan, sınırsız özgürlük isteyen ve amacı sadece kaliteli yaşamak olan bir nesil ortaya çıktı.
Elbette bu karamsar tablonun arka yüzü de var. Görünmeyen sessiz çoğunluk; çalışarak, yorularak helalinden kazanıp, verdiği nimetler için Allah’a şükretmektedir. Hırsın hasaret sebebi olduğunu bilerek daima Allah’tan hayırlısını istemektedir. Yasal olan herşeyin helal olmadığı bilinciyle dikkatli hareket etmektedir. Hatta helal ile haram arsında kalan şüpheli şeylerden bile kaçınmaktadır.
Ne mutlu böyle yaşayanlara!