Birinci Dünya Savaşı'nda "gidenin gelmediği" en uzak vatan toprağı olan Yemen için kanımızı döküp, canımızı verdiğimiz yılları bir hatırlayalım.

İngiltere, savaştan çok önce misyoner ve casuslarını İslam beldelerine göndermişti. Yemen'de Arapları Osmanlıya karşı isyana teşvik etmek üzere görevlendirilen Wayman Burry, güya Müslüman olup Yemen'e yerleşir. Tam 30 yılını vererek, Arapça öğrenir, tarikat kurar ve Şeyh Mansur adını alır. Çevresindeki Müslümanlar arasına fitne ve ayrılık tohumları saçmaya başlar. Sonunda Teşkilatı Mahsusa bu münafığın icabına bakar ama attığı fitne tohumları yeşermiş, Osmanlı ordusu bir taraftan İngilizlerle, bir taraftan da bu isyancılarla uğraşmak zorunda kalmıştır.

1916 yılının sonlarıydı. Şerif Hüseyin ve oğlu Abdullah'ın kuvvetleri, Yemen ile Medine arasını işgal ederek San'a'da bulunan 7. Kolordu'ya yardım götürülmesine mani oluyordu. İngilizler de, Yemen'de çok etkili olan İmam Yahya'yı Osmanlıya karşı kışkırtmaya çalışıyordu.

Bu gelişmelere karşı Yemen'in ve Hicaz'ın kurtuluşu için, payitaht İstanbul'da iki adam baş başa verip çok gizli ve tehlikeli bir plan yapmışlardı. Bu iki kişiden biri zor işlerin adamı Kuşçubaşı Eşref, diğeri de Başkumandan Vekili ve Harbiye Nazırı Enver Paşa idi.

Plan şuydu: Yemen'de on bin kişilik bir hecin süvar (develi) birliği kurulacaktı. Beşer yüz kişiden oluşturulacak bu alaylar, topçu bataryası ve makineli tüfeklerle takviye edilecekti. Aynı zamanda İmam Yahya'ya da yüklü bir maddi yardım yapılarak Osmanlının yanında yer alması sağlanacaktı.

Bu önemli planın mali tutarı tam 300 bin altındı. Bu çok büyük bir meblağ, bir servet demekti. Enver Paşa'nın emriyle, bu altınlar Yemen'e götürülmek üzere Kuşçubaşı Eşref'e verildi. Bu ağır yük ve sorumluluğun altına giren Eşref Bey, başta emir eri Zenci Musa olmak üzere, Mülazımısani Behçet, Giritli Mamaka Mustafa, Üsküdarlı İbrahim Çavuş, Cihangirli Arap Abidin, Arnavut Celal, Çerkez Rıfat Çavuş gibi tecrübeli, gözü pek ve ölümü hiçe sayan kahramanlardan meydana gelen elli kişilik ekiple Haydarpaşa'dan trenle yola çıktı.

Hicaz Demiryolu sayesinde Medine'ye ulaşan Eşref Bey ve arkadaşları, Fahreddin Paşa'nın "bu yolculuktan vazgeçin" ikazına rağmen, çölden Yemen'e gitmek üzere iki gruba ayrıldılar. Zenci Musa'nın da içinde bulunduğu on kişilik kafile, altınları un, mercimek, nohut gibi yiyecek çuvallarına doldurarak bir deve kervanıyla önden yola çıktı. Eşref Bey'in bulunduğu ikinci kafile ise silah sesi duyulacak mesafeden onları takip etmeye başladı.

Fakat çölde onları bekleyen 20 bin kişilik bir ordu, Hayber Geçidi'nde pusu kurmuştu. İngiliz ve Fransız subayların idaresindeki Emir Abdullah'ın askerleri, haberini aldıkları 300 bin altının hayaliyle 11 Ocak 1917'de Eşref Beyin kafilesine hücum etti. İlk kafiledeki Zenci Musa ve arkadaşları silah seslerini duymuş, dönüp arkadaşlarına yardım etmeyi çok istemişti ama Eşref Beyin kesin talimatı vardı. Çölde hızla yol alıp, tehlikeden uzaklaşacak ve altınları Yemen'e ulaştıracaklardı. Öyle de yaptılar ve emaneti San'a 7. Kolordu Kumandanı Ahmet Tevfik Paşa'ya teslim ettiler.

20 bin kandırılmış isyancıya karşı, vatanın çeşitli bölgelerinden gelmiş 40 cesur mücahit canları pahasına, onları oyaladı. Akşam olduğunda Eşref Bey ve iki arkadaşı yaralı olarak esir düşerken, diğerleri şehadet şerbetini içmişlerdi. Bir avuç kahramanın yazdığı Yemen destanını merak edenlere merhum Mehmed Niyazi'nin "Yemen Ah Yemen!" kitabını okumalarını tavsiye ederim.

Türkiye, İslam Alemindeki dengeleri çok iyi kurmalıdır. Suudileri korumak için Husilerle çatışmaya girmek, “İttihad-ı İslam” gayesine hizmet etmez. Yapılan Mekke Savunma İttifakı, Müslümanların ayrılığına değil, birliğine vesile olmalı.