Gece vakti, açık denizin o koyu ve sarsılmaz rengine uzun uzun baktığınızda, yüzeydeki köpüklerin ve geçici dalgaların aslında ne kadar önemsiz olduğunu fark edersiniz. Suyun asıl gücü, kıyıları döven o anlık gürültüsünde değil; metrelerce altta, hiçbir rüzgardan etkilenmeden, devasa ve yekpare bir gövde halinde hareket eden o sağır edici sessizliğindedir. O derinlikte telaş yoktur. Orada, sadece kendi ağırlığını bilen ve zamanı geldiğinde o ağırlığı yerinden oynatılmaz bir duvara dönüştüren köklü bir sükunet vardır.

Dün, TCG Anadolu'dan Genelkurmay Başkanı'nın ve tüm kuvvet komutanlarının gözleri önünde, su üstü gemileri, denizaltılar ve hava unsurlarının fiili atışlarla tamamladığı Mavi Vatan-2026 Tatbikatı, bu gerçeğin en yeni kanıtıdır.

Bunu sadece mühimmatların teknik özelliklerinden veya rotalardan ibaret sıradan bir haber metni gibi okumak, o suların altındaki büyük ve ağırbaşlı felsefeyi gözden kaçırmak demektir. Bugün dünyada olup bitenlere ve yeryüzündeki o muazzam güç kaymasına baktığımızda, karşımızdaki manzaranın en çıplak halini görürüz.

Bugün dünyanın pek çok köşesinde devasa bütçeler ayrılıyor, toplantılar düzenleniyor; ancak o iradeyi sahada taşıyacak insan ve komuta kültürü giderek zayıflıyor. Bunun istisnası olan ülkeler ise azalıyor. Hükmü, süslü salonlarda imzalanan kağıtlar değil, sahadaki bu çıplak gerçeklik verir.

Düşünce dünyamızda, bu toprağın ve onu çevreleyen suların tutumunu tarif eden nadir bir hal vardır: Derya Dirayeti.

Bu dirayet, gücünü sadece elindeki çelikten veya radardan almaz. O gemilerin güvertesinde duran, denizaltıların o dar ve karanlık koridorlarında haftalarca nöbet tutan insanın kendi fıtratına, vatan dediği o 'Emin Belde'ye olan dilsiz sadakatinden alır.

Bu dirayetin en somut tezahürlerinden biri, aynı günlerde semalarımızda yaşandı. Baykar'ın milli insansız savaş uçağı KIZILELMA, ASELSAN'ın KARAT kızılötesi arama ve takip sistemiyle ilk kez birlikte test uçuşunu tamamladı. Selçuk Bayraktar'ın NSosyal hesabından paylaştığı görüntüler, iki yerli teknolojinin gökyüzündeki ilk buluşmasını belgeliyordu. Denizde ve gökte, aynı anda, tamamen kendi imkanlarımızla yazılan bu satırlar; Derya Dirayeti'nin yalnızca bir kavram olmadığını, somut bir gerçeklik olduğunu göstermektedir.

Bugün dünyadaki birçok devasa yapı, donanımları tam olmasına rağmen stratejik bir kırılma yaşıyor. Çünkü insanı, inancı ve adanmışlığı denklemin dışına ittiklerinde, ellerinde ruhu alınmış demir yığınlarından başka bir şey kalmıyor. Bizim Derya Dirayeti'miz ise, o soğuk demiri bir milletin vicdanıyla ve devletin o köklü aklıyla ısıtmayı başaran eşsiz bir mayadır.

Üzerimize dalga dalga gelen küresel krizlerin, sınır ötesindeki çatışmaların ve zihinleri bulandırmaya çalışan yapay rüzgarların arasında, bu dirayetin bizim için ne anlama geldiğini çok iyi idrak etmeliyiz.

Dışarıdan bize pompalanan kasıtlı karamsarlık telkinleri, işte o suların altındaki devasa hafızaya çarptığı an tuzla buz olmaktadır. Bizim insanımız, kendi devletinin sınırları ötesinde nasıl asil bir denge kurduğunu gördükçe içindeki suni karamsarlığı söküp atacaktır. Çünkü Karadeniz'in, Ege'nin veya Akdeniz'in ortasında o ağırbaşlı seyri gerçekleştiren sadece çelikten gövdeler değil; Anadolu insanının kendi vatanında huzurla uyumasını sağlayan o görünmez zırhın ta kendisidir.

Evinizin mutfağında demlenen çayın o sükunetli kokusu, sınır boylarında ve açık denizlerde tutulan o uykusuz nöbetlerin eseridir.

Dünya ne kadar savrulursa savrulsun, rüzgar nereden eserse essin; kendi sularının derinliğini ve kendi köklerinin ağırlığını bilen bir iradenin rotasından sapma ihtimali yoktur. Çünkü tarih, sadece gürültü çıkaranları değil, hakikatin demirini denizlerin kalbine sessizce indirenleri yazacaktır.

Şimdi o uğultular arasında kaybolmaya gerek yok. Mavi Sınır orada duruyor, her zamanki gibi, sessiz ve ağırbaşlı. O gövde yerli yerindeyken biz de yerli yerindeyiz.