TDV Kurban

11 Mart 2021

'İstanbul Sözleşmesi'nin neresine karşısınız?..'

“Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesi”  gibi “süslü” bir ambalajla sunulan İstanbul Sözleşmesi’ni okumayanlardan…

Okusalar bile “metnin arkasında yatan felsefeyi” idrak edebilecek durumda olmayanlardan geliyor bu soru:

“İstanbul  Sözleşmesi’nin neresine karşısınız?”

Soruyu yöneltenlerin bazılarının hallerinde, “Yoksa siz kadına şiddetten mi yanasınız?”  iması da yok değil…

Yani…

Böylesine çirkin bir “ima”nın neresini ciddiye alacaksın, “Cennet anaların ayakları altındadır!” kutlu emrine iman etmiş bir vatan evlâdı olarak!..

*

Ne kadar çok yazılmış, söylenmiş olursa olsun, İstanbul Sözleşmesi’ne karşı olmamızın sebeplerini “aça aça” tekrar etmekte fayda var.

Belki gözünüzden kaçmıştır…

CHP-HDP yandaş medyasının çok hoşuna giden bir haber:

“Ankara 2. Aile Mahkemesi, SEVGİLİSİNE şiddet uygulayan gencin evden 3 ay süreyle uzaklaştırılmasına, tedbir sürecinde erkeğin genç kadına 300 lira nafaka ödemesine karar verdi!” (23.05.2018)

Gördüğünüz gibi, ortada “nikah” yok.

Sadece “Birlikte yaşayanlar” var!..

Zina “serbest” olduğundan, buradaki ilişki “suç” olarak nitelendirilemiyor!..

Amma velâkin, Türk Medeni Kanunu’na göre, ortadaki bir “aile” olarak da kabul edilemiyor.

Zira…

Türk Medeni Kanunubirlikteliklerin aile hukuku açısından sonuç doğurabilmesi için,

 “Birbiriyle evlenecek erkek ve kadının evlendirme memurluğuna başvurmaları gerektiğini” hükme bağlıyor. (Md.134)

Yani…

Tek başına “sevgililik ilişkisi”,  “Aile, karı-koca” olmak için yetmiyor!..

Aralarında resmi nikâh akdi olmayanlar, “boşanma dâvâsı” açamıyorlar meselâ!..

Evlilik yok ki ortada, bu neyin boşanması!..

Türk Medeni Kanunu’na göre durum böyle.

Amma velâkin…

Örneğimizdeki duruşmada, sevgililerden birinin diğerine şiddet uyguladığı gerekçesiyle “nafaka”yla cezalandırılmasına karar veriliyor.

Buradaki mevzu, “şiddet uygulama”nın cezası değil.

Türk Ceza Kanunu’na göre, bu zaten suç.

Ortada, “sevgiliye nafaka bağlanması” gibi bir durum var!

Tam da bu noktaya gelmişken, haberin devamını “sevgili”, “İstanbul Sözleşmesi” ve “partner” ifadelerine odaklanarak okuyalım isterseniz:

 

“Dava dosyasına göre, Z.D., sevgilisi O. D. ile  birlikte yaşıyorlardı. Z. D. hamile olduğunu öğrendikten sonra erkek arkadaşının kendisine şiddet uygulayıp tehdit ettiğini belirterek 6284 sayılı Yasa'daki tedbirlerin uygulanmasını ve bu çerçevede nafakaverilmesini talep etti. Ankara 2. Aile Mahkemesi, genç kadının başvurusunu, İstanbul Sözleşmesi'ni (Kadına Yönelik Şiddetle ve Aile İçi Şiddetle Mücadele ve Önleme Avrupa Konseyi Sözleşmesi) esas alarak karara bağladı.

Kararda, İstanbul Sözleşmesi'nin 3/b bendi uyarınca ‘partnerlerin’ de aile içi şiddet tanımı içinde yer aldığına…Bu tespitler ışığında sevgilisine şiddet uygulayan O. D.’nin 3 ay süreyle  genç kadının konutuna, okula ve işyerine yaklaşmamasına ve iletişim araçlarıyla rahatsız etmemesine, tedbir kararı sürecince geçerli olmak üzere 300 TL nafaka ödemesine hükmetti.”

Evet…

İstanbul Sözleşmesi zihniyetine göre, bir ilişkinin “evden uzaklaştırma ve nafaka” talebine konu olabilmesi için, kadın ile erkeğin “evli” olmaları gerekmiyor!..

Sevgili olabilirler.

Bu da “evden uzaklaştırma ve nafakaya” hükmedilebilmesi için yeterlidir.

Zira...

Buradaki, İstanbul Sözleşmesi’nde işaret edildiği üzere, bir  “partnerlik” ilişkisidir!..

“Partner” nedir?..

“Cinsel Yönelim” nedir?

“Toplumsal Cinsiyet Eşitliği” nedir?

Bu “Sözleşme”nin yaslandığı “felsefe” nasıl bir felsefedir?

Şunu da unutmayalım:

Sözleşme’nin uluslararası hukuka göre geçerli olan “orijinal metni”nde, “aile içi şiddet" yerine…

“Ev içi şiddet” ifadesi var. (Convention on preventing and combating violence against women and domestic violence)

“Ev” ile “Aile” aynı anlama gelmiyor.

Tıpkı “Karı-Koca”  ile “birlikte yaşayan insanlar” ifadelerinin aynı anlama gelmediği gibi!..

Konular birbirine karıştırılmasın, “ev içinde birlikte yaşayan insanlardan” biri diğerine şiddet uyguluyorsa, bu zaten “suç”tur.

Şiddet gören gerekli başvuruları yapıp, karşı tarafın cezalandırılmasını talep edebilir.

Amma velâkin, Türk Medeni Kanunu, “nikah dışı birliktelikleri”, “karı-koca ilişkileri” kapsamında görmez.

İstanbul Sözleşmesi ise (mahkeme kararında da işaret edildiği üzere) böyle görür!..

Burada kararı veren hakimin kusuru yoktur.

Zira,,,

Bizim hukukumuzla, “onların hukuku” çeliştiğinde…

Anayasa’nın 90. Maddesindeki hüküm gereğince “onların hukuku” geçerlidir!..

 

*********************

PARTNER, EŞLER, EBEVEYNLER!..

Mevzu çok uzun.

Şurasını da unutmak olmaz:

“Bizimkiler” İstanbul  Sözleşmesi’nin 3. Maddesindeki  "Eşler ya da partnerler arasındaki şiddet" ifadesini,  "Eşler veya ebeveynler arasındaki şiddet" olarak tercüme ederek, durumu örfümüze uydurmak istemişlerse de…

Sözleşme’nin  bazı maddelerinde geçen "evlilik veya ilişki""eş veya partner" ifadeleri değiştirilmemiştir!

Hoş, değiştirilmiş olsaydı da, değişen bir şey olmayacaktı.

Zira…

Türkiye'nin taraf olduğu 1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi’nin 33. Maddesi, “uluslararası antlaşmaların uygulanmasında tercümelerin değil, orijinal metinlerin bağlayıcı olduğunu” hükme bağlamaktadır.

Yani…

Sen nasıl tercüme etmiş olursan ol, neyi “kendine uyarlamaya çalışmış” olursan ol, geçerli olan, “Batı”nın “Orijinal” metnidir!..

Bu metin de sonuna kadar bağlayıcıdır!..

Şimdi…

Gelelim metindeki, “cinsel yönelim” muhabbetine!

Batı’nın buradaki "cinsel yönelim" ifadesi ile, eşcinsel bireyleri işaret ettiğini de dünya âlem bilmektedir.

Konular birbirine karıştırılmasın diye burada da bir noktanın altını çizmek isteriz:

İstanbul Sözleşmesi’ne karşı çıkanlar  "Eşcinsel bireylere şiddet uygulansın” filan dememektedir!

Hayır, mazluma kimlik sorulmaz!..

Yani, haksızlığa kim uğrarsa uğrasın, haksızlığa karşı çıkılmalıdır.

Kaldı ki…

Ortada şiddet fiili olduğunda, bizim hukukumuz ayrım yapmamaktadır.

Yani…

Eşcinsellere şiddet uygulanması da aynı şekilde, aynı miktarda suçtur!..

Bir başka ifadeyle bu açıdan bireyler arasında bir farklılık yoktur.

Buradaki mesele, “eşcinsel ilişkilerin”, “ev içi partner ilişkisi” bağlamında değerlendirilip değerlendirilmediği!

Bu ilişkilerin “meşrulaştırmasına” yol açılıp açılmadığı meselesidir…

Yukarıda haberini verdiğimiz mahkeme kararının “İstanbul Sözleşmesi”ne atıfları, batının “hedefini” ortaya koymaktadır!..

“Bizimkiler” tercüme faslında işi kurtarmaya ve İstanbul Sözleşmesi’ni, “geleneğimizle tamamen zıtlaştırmamaya” çalışmışlarsa da, bunu yapmak mümkün değildir!..

Zira, Sözleşme’nin felsefesi ortadadır.

Sözleşme, “Anadolu Kadını”nın, fıtri özelliklerini ve güzelliklerini reddetmekte, hepsini bir “rol”e indirgeyerek, yüzyıllarca yıllık “Aile Birikimi”ni, “Batı’nın Aile Kavramına Bakışı” doğrultusunda “yok saymakta”dır.

Sözleşme’nin 12. Maddesi’nde,  “Kadınların ve erkeklerin toplumsal olarak klişeleşmiş rollerine dayalı ön yargıların, törelerin, geleneklerin ve diğer uygulamaların KÖKÜNÜN KAZINMASI” bir hedef olarak işaret edilmektedir.

Bu iş için de, Milli Eğitim’den sivil toplum örgütlerine, medyasına kadar bir dizi “oluşumun” birlikte hareket edeceği vurgulanmaktadır.

 

Nitekim, bugüne kadar “bu yönde” birçok adımlar atılmıştır ve atılmaktadır.

Milli Eğitim’in “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği” organizasyonları, sivil toplum örgütlerinin bu yöndeki faaliyetleri, medyadaki “farklı cinsel tercih” vurgulamaları, rol modellemeleri vesaire, vesaire…

*

Yazı uzadı biliyorum.

Lâkin,  gücümüz bu kadar uzun bir meseleyi, çok daha kısa bir metinle izaha yetmiyor.

Galiba söylediklerimizden, dile getirmek istediğimiz diğer hususlar da anlaşılmıştır.

Son söz olarak şunları söyleyelim:

Türkiye, “kadınını, erkeğini, çoluğunu, çocuğunu”  şiddetten koruyabilmek için“Tek Dişi Kalmış Canavar”a muhtaç kalacak kadar “çaresiz” bir ülke değildir.

Dünkü grup toplantısında 2021’i Mehmet Akif Ve İstiklâl Marşı Yılı ilân ettiklerini vurgulayan Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Merhum Şâir’in, buradaki “Tek Dişi Kalmış Canavar”la “hangi felsefeye” işaret ettiğini en iyi bilenlerdendir!..

Ülkemiz, hem “şiddetle” mücadeleye, hem de Ailemizin korunmasına, katkı sağlayacak…

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Sayın Fahrettin Altun’un “Eşcinsellik propagandasına izin vermeyeceğiz!” cümlesiyle ortaya koyduğu “iradenin” hayata geçirilmesine yardımcı olacak metinleri aziz milletimizin emrine sunabilir.

 “Cennet Anaların Ayakları Altındadır”a iman etmiş bir medeniyet coğrafyası, bu işin üstesinden gelmelidir ve eminim ki…

Bunu başaracaktır!..

Zira…

Malûm…

Aile meselemiz, beka meselemizdir!..

 

 

 
Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement