Edebiyat dünyamızın "Masal Dedesi" olarak gönüllerde taht kuran Yücel Feyzioğlu, bu kez rotasını masalların büyülü dünyasından, tarihin tozlu ama bir o kadar ışıltılı sayfalarına kırıyor. Feyzioğlu, okurunu Ortaçağ’ın kalbine, Mezopotamya’dan Endülüs’e uzanan devasa bir kültür atlasına davet eden iki önemli romanla selamlıyor: "Niran ile Ziryab" ve "Ziryab’ın Hasreti".
Öğretmen, masal derleyicisi ve tiyatro yazarı kimliğiyle tanıdığımız yazarın bu türler arası geçişi, aslında bir tesadüf değil, bir "buluşma" hikâyesi. Feyzioğlu, binlerce masalı derlerken satır aralarında rastladığı o çarpıcı aşk hikâyesinin peşine düşmüş: Yemenli köle Niran ile Harranlı dahi müzisyen Ebul Hasan Ali bin Nafi, yani nam-ı diğer Ziryab. Bu müzik duayeni Ziryab’ın hayatında hakikatte böyle bir aşk hikâyesi var mı bilmiyoruz. İslam Ansiklopedisi başta olmak üzere diğer kaynaklarda Ziryab’ın müzik tarihinde ritim ve vezin ve de eserin sözlerini bir araya getirmekle maruf ve meşhurdur. Flamenko müziği ve gitarın babası olarak anılıyor. İbni Haldun da Ziryab’tan bahsediyor.
Bağdat: Bilim ve Sanatın Altın Çağı
Feyzioğlu, Ziryab’ın hayatındaki tarihsel boşlukları edebî bir sezgiyle doldururken, bizi 9. yüzyıl Bağdat’ının entelektüel iklimine götürüyor. Romanı sıradan bir biyografiden ayıran temel unsur, yazarın kurduğu görkemli atmosfer. Karşımızda sadece bir müzik okulu değil; Cabir bin Hayyan’ın kimya deneyleri yaptığı, Harezmî’nin matematiğin sırlarını fısıldadığı, Ebu’l-Atâhiye’nin edebiyat dersleri verdiği devasa bir akademi var.
Ziryab’ın hocası İshak el-Musulî ile yaşadığı o meşhur "kıskançlık" kırılması, romanın dramatik yapısını güçlendirirken; aslında bir sanatçının sürgünle imtihanını da başlatıyor. Bağdat’tan kovulan Ziryab, yanına sadece udunu değil, Doğu’nun bin yıllık kültürel birikimini de alarak yola koyuluyor.
Sürgünden Medeniyete: Endülüs’e Uzanan Yol
Ziryab’ın Bağdat’tan Kayrevan’a, oradan da Endülüs’e uzanan yolculuğu, Feyzioğlu’nun kaleminde bir "kültür taşıyıcılığı" destanına dönüşüyor. Romanın en can alıcı noktası, Ziryab’ın Kurtuba’ya girişiyle başlıyor. O, Endülüs’e sadece yeni bir müzik üslubu veya beş telli udu getirmemiş; aynı zamanda sofradan giyime, edebiyattan gündelik yaşama kadar yeni bir medeniyet estetiği taşımıştır.
Bir Sıra Gecesi Hatırası: "Müzik Yemeğin Tuzudur"
Geçtiğimiz günlerde Şanlıurfa Kitap Fuarı sonrası, Ziryab’ın kadim toprağı Urfa’da bir Sıra Gecesi'nde Feyzioğlu ile bir araya gelmiştik. O akşam, Ziryab’ın ruhunun dolaştığı o mecliste yazarın kurduğu bir cümle, aslında bu iki romanın da neden yazıldığının özeti gibiydi:
"Müzik yemeğin tuzu gibidir; bütün sanatçılar giderse tatsız tuzsuz bir toplum oluruz, olmaz!"
Bu söz, Feyzioğlu’nun eserlerine sadece birer "tarihi roman" olarak değil, toplumsal bir ruh aşısı olarak baktığının en somut kanıtıydı. Ziryab’ın hikâyesi üzerinden bize, sanatın bir lüks değil, toplumu bir arada tutan ve ona lezzet veren temel bir unsur olduğunu hatırlatıyordu.
Sonuç olarak:
"Niran ile Ziryab" ve "Ziryab’ın Hasreti", Doğu ile Batı’nın birbirine en çok yakıştığı dönemi, insanı merkezine alan bir bakış açısıyla anlatıyor. Yücel Feyzioğlu, bir medeniyetin köklerini aşkın ve sanatın potasında eriterek bugünün okuruna sunuyor. Eğer bugün udun tellerinde bir hüzün, Endülüs’ün mimarisinde bir ihtişam varsa, bunda Ziryab’ın ayak izleri; o izleri bugüne taşıyan Feyzioğlu’nun ise büyük bir emeği var.