Bir yılı bitirip yenisine girince ancak, ömrümüzün tükendiğinin farkına varıyoruz. Halbuki her geçen gün ömür ağacından bir yaprak kopuyor, hayat binasından bir taş düşüyor. Niyazi-i Mısri’nin dediği gibi:
Günde bir taşı bina-yı ömrümün düştü yere,
Can yatar gafil, binası oldu vîran bihaber...
Yeni yılın en önemli ikazı; nefis muhasebesi yapılması ve ömrün kalan kısmının yani zamanın kıymetinin bilinmesidir. Giden günlerin asla geri gelmeyeceğini düşünerek, kaç gün, kaç saat olduğu bilinmeyen ömrün bir dakikasını bile boşa harcamadan değerlendirmek gerekir. Yoksa pişmanlığın faydası olmayacaktır.
Yine Niyazi-i Mısri’den uyarılar:
“Bir ticaret yapmadım, nakd-i ömür oldu hebâ,
Yola geldim; lâkin göçmüş cümle kervan bîhaber...
Ağlayıp nâlan edip, düştüm yola, tenha garib;
Dîde giryan, sîne biryan, akıl hayran bîhaber...”
Şimdi çok ilginç bir hatırayı; 3 dakikanın, bir ömrü nasıl etkilediği ve bereketli kıldığını birlikte dinleyelim.
Hayatını İslam Bilim Tarihi’ne adamış merhum Prof. Dr. Fuat Sezgin, üniversiteye giriş yıllarını ve hocası Hellmut Ritter ile tanışmasını şöyle anlatıyor:
“1943 yılında akrabalarımdan biri beni Edebiyat Fakültesi’ne götürdü. Halbuki ben mühendis olma sevdası peşindeydim. O zaman büyük bir Alman âlim vardı. Arapçayı çok iyi bilirdi. Bana ‘Seni onun seminerine götürmek istiyorum.’ dedi. Ben de ‘Gidelim’ dedim ve o büyük âlimin seminerine gittim. O gün o büyük âlim beni adeta büyüledi. Ben artık mühendis olmayı veya başka bir mesleğin peşinde koşmayı kafamdan çıkardım. O büyük âlimin talebesi olmayı düşünüyordum. Kayıt zamanı geçmişti ama gecikmeli de olsa dekana gittim. Bir şans eseri dekanın odasında bulunduğum sırada o büyük âlim de odaya girdi. İri yarı bir adamdı. Durdu. Dekanla konuşmamın bitmesini bekledi. Dekan ona ‘Oo.. Ritter Bey…’ dedi. ‘Sizin talebeniz olma başvurusunda bulunan bir insanla konuşuyorum.’ dedi.
Hoca bana şöyle bir baktı, ‘Galiba bu benim dünkü seminerimdeydi.’ dedi. Onun seminerlerine sadece 3-4 kişi giderdi, zor bir adamdı. Seminerlerinden kaçardı talebeler. Çok zaman tek bir talebe olarak katıldığımı hatırlıyorum. Bana: ‘Gelin biraz konuşalım. Çok zor bir şeye talipsiniz. Arapça öğrenmelisiniz. Ben de zor bir hocayım. Benim talebelerim hep benden kaçar, biliyor musunuz?’ dedi. ‘Biliyorum, bana bunları anlattılar. Ben bunlara rağmen bu tehlikeye girmek istiyorum.’ dedim. Güldü ‘Peki’ dedi. Böylece onun talebesi oldum.
İkinci hafta seminerine gittiğimde 3 dakika gecikmiştim. Cebinden altın saatini çıkardı ve bana göstererek; ‘3 dakika geciktiniz, bu bir daha tekerrür etmemelidir!’ dedi. Ben ona sadece, ‘Tamam’ demekle kalmadım hakikaten o günden itibaren bütün hayatımda randevularıma gecikmeme prensibine azami dikkat ettim. Böyle bir hocanın talebesi olma şansına sahip oldum.”
Merhum Prof. Dr. Fuat Sezgin, bu 3 dakika uyarısıyla bütün hayatı boyunca randevularına gecikmeme prensibi kazanmıştı. Fakat bu kadarla kalmadı. Ömrünün sonuna kadar sürecek müthiş bir çalışma performansı geliştirdi. Zamanın paradan, servetten, hazinelerden daha değerli olduğunu anladı. Öyle ki, öğlen yemeğine vakit harcamamak için, çalışırken sandviç atıştırmayı adet haline getirdi. Günde 17 saat çalıştı. Bunu bir ömür boyu sürdürdü.
Prof. Dr. Fuat Sezgin, bitmez tükenmez enerjisi ve yıllar süren azimli çalışmasının sonunda muhteşem ve çok kıymetli eserler ortaya koydu:
Beş ciltlik “İslam’da Bilim ve Teknik”, Türkçe’ye çevrilen on yedi ciltlik “GAS (Gestruche Arabischen Suchrumes)” adlı Almanca dev eseri ve Gülhane Parkının içinde 2008 yılında açılan İslam Bilim Tarihi ve Teknoloji Müzesi.