Doğu Türkistan Vakfı Mütevelli Heyet Başkanı Prof.Dr. Abdülhamit Avşar’ın Eskader tarafından düzenlenen Bab-ı Ali sohbetlerindeki konuşmasının önemli bölümlerinin özetini yapmaya çalışacağım.
Çin ilk olarak 1754’te Doğu Türkistan’ı işgal ediyor ama bu işgal sadece iki yıl sürüyor. 1864’te Kaşgarya adında bir Türk devleti kuruluyor. Bu devleti Osmanlı Devleti, İngiltere ve Rusya tanıyor. 13 sene sonra 1877 Osmanlı-Rus savaşı (93 harbi) başlayınca, Osmanlı’ya bağlı olduğunu söyleyen Kaşgarya devleti 1879’da yıkılıyor. Osmanlı savaşta mağlup olunca İngiltere ve Rus Çarlığı, karşı karşıya gelmemek için, bir tampon bölge olarak Doğu Türkistan’ı Çin’e devrediyor.
1911’de Çin’de darbe oluyor. Mançur İmparatorluğu yıkılıyor ve Çin Cumhuriyeti kuruluyor. Doğu Türkistan’da en zulmetli dönem yaşanıyor. İnsanlık dışı işkenceler yapılıyor, toprakları ellerinden alınıyor. Buna rağmen yürütülen istiklal mücadelesi sonunda 1933’te Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti kuruluyor. İlk telgraf Türkiye’ye çekiliyor. Telgrafta “Gök bayraktan Al Bayrağa selam olsun” deniyor.
Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti, Stalin’in ordularının girmesiyle, 1937’de Sovyet işgaline uğruyor. 1944’de bir devlet daha kuruluyor. Doğu Türkistan Cumhuriyeti. 1949’a kadar devam ediyor. 1 Ekim 1949’da Komünist Partisi, Çin’de iktidarı ele geçirdikten 20-25 gün sonra Çin Kızıl Ordu’su Doğu Türkistan’ı işgal ediyor. Doğu Türkistan’ın makus talihi de böylece başlamış oluyor.
11 Eylül’den sonra ABD’nin teröre savaş açmasını bahane eden Çin, Doğu Türkistan’daki hak taleplerini radikalizm olarak tanımladı. Bir uydurma partiyi BM’nin terör lisesine aldırdıktan sonra İslamiyet’e karşı çok yoğun, şiddetli bir baskı politikası uygulamaya başladı. Mesela camilerin kapısına şöyle yazı astılar: Kadınlar giremez, 18 yaşında küçükler giremez, Komünist Partisi üyeleri giremez, devlet memuru giremez. Cenaze merasimlerini ve düğünleri bile kısıtlamaya başladılar. “Ölenleri ancak sabah namazından önce veya yatsıdan sonra gömebilirsiniz.” dediler.
Doğu Türkistan’daki fabrikalara Uygurlar yerine Çinli getirip yerleştirdiler. İşsiz kalan Uygurları, özellikle evlenmemiş genç kızları Çin Cumhuriyeti’ne götürüp oradaki fabrikalarda çalıştırdılar. Tabii amaç Çinlilerle evlendirmek. Bunun üzerine 2009’da Urumçi’de bir ayaklanma meydana geldi.
Urumçi’de barışçıl bir protesto düzenliyorlar. “Bizim kızlarımızı götürüp orada onlara kötülük yapıyormuşsunuz. Bunun sorumlularının cezalandırılmasını istiyoruz.” diyorlar. Bu ayaklanmayı öyle kanlı bastırdılar ki, olayın görgü şahitleri “Biz akşamları Urumçi’nin kenar semtlerinden insanların yakılmış cesetlerin kokusunu alıyorduk. Kaç kişiyi öldürdüler, kaç kişiyi tutukladılar bilmiyoruz.” diyorlar.
2016 sonundan itibaren dünya tarihinin gördüğü en büyük soykırım projelerinden birine başladılar. Yoldan geçerken bir güvenlik görevlisi “Gel buraya. Senin şu halini beğenmedim. Sen sanki Allah dedin. Ben öyle duydum.” diyor. Alıyor, toplama kampına götürüyor. Şu anda toplama kamplarında kaç milyon insan olduğu bilinmiyor. Tahminen 7-8 milyon insan toplama kamplarına alındı.
Ayrıca Doğu Türkistan’da zorunlu misafirlik uygulaması başlattılar. Gidiyor herhangi bir eve, ben misafirim diyor. Kaç gün kalacağı belli değil. Orada yatıyor, kalkıyor. Milli ve dini emarelerin izlerini araştırıyor. Doğu Türkistan’da bütün cadde ve sokaklarda kameralar var. Teknolojik olarak yüz tanıma sistemi geliştirmişler. İnsanların yüz şekillerinden, etnik kimliklerini tespit ediyorlar. Doğu Türkistanlı birisi Çin’in neresine giderse gitsin bu teknoloji sebebiyle hemen tanınıyor. İnsanların nefes alabilecekleri hiçbir alan bırakmıyorlar.
Çin’in dünyada en çok korktuğu ülke Türkiye. Çünkü Türkiye’deki insanlar, Doğu Türkistan’a destek verdiği zaman, tarihin başka bir yöne döneceğini biliyorlar. Onun için şu anda dünyada Çin’in en yoğun dezenformasyon faaliyetleri yürüttüğü ülke Türkiye’dir. Fakat yine ümitliyiz. İnşallah çok yakında Çin dağılacak ve bu zulüm sona erecek.