Milli Savunma Sanayiinin temelleri Osmanlı Devleti zamanında atıldı. Kara ve deniz savaşlarında en önemli unsur olan top teknolojisinde dünyada üstün durumda olan Osmanlıydı. Üç tarafı denizlerle çevrili olan Anadolu’da güçlü olmak ve ayakta kalabilmek için denizciliğin önemini anlamışlardı. Daha Orhan Bey zamanında Gemlik’in fethiyle birlikte ilk tersane ve donanma kurma çalışmaları başlamıştı. Bu denizcilik faaliyetlerini yürütmek üzere Kara Mürsel Bey tayin edilmişti.

İlk büyük ve önemli tersane, Yıldırım Bayezid devrinde 1390 yılında kurulan Gelibolu Tersanesidir. Fatih Sultan Mehmed’in fetihten sonra 1455’te kurduğu Haliç Tersanesi; bir asır sonra II. Bayezid zamanında yılda 249 gemi inşa edecek hale gelmiş, bu kapasiteyle dünyanın en büyük tersaneleri arasına girmiştir.

Denizcilik çalışmalarında sadece tersane kurulması değil, eğitim alanında da ciddi yatırımlar yapılmıştır. 1773 yılında Sultan III. Mustafa döneminde kurulan Tersane Hendesehanesi, denizcilik eğitimi vermek amacıyla gemi kaptanlarının katıldığı bir kurs olarak başlamıştır. Kursta belli yaşın üstünde bulunan denizcilere, düzlem geometri ve seyir dersleri verilmiş, bu bilgileri uygulayabilecek tecrübe kazanmalarına çalışılmıştır.

Sultan II. Murad döneminde 1438’de Mora Yarımadasında bulunan Germehisar Kalesi’nin kuşatması esnasında seyyar tophanelerde büyük toplar dökülmüştür. Fatih Sultan Mehmed ise, İstanbul fethi esnasında “şahi” adı verilen dev topları döktürmüştür. Bu toplar 7 ila 9 metre uzunluğunda, 45 ila 65 ton ağırlığında olup, 550 ila 850 kiloluk gülleleri yüzlerce metre ileriye fırlatıyordu.

Bu toplar “tophane” denilen binalarda zeminde açılmış bir çukurun içinde kil çamurundan özel olarak hazırlanmış kalıplara dökülmekteydi. Bronz (tunç) toplar yüzde doksanı bakır, yüzde onu kalaydan oluşan bir alaşımdan meydana gelmekteydi.

Evliya çelebi bu dökümhaneleri ve fırınlarını şöyle anlatır:

“Dökümhanelerde iki fırın bulunur. Buradaki fırınların ‘Nemrut Ateşi’ denilen yüksek ısısına ancak Marmara adasından çıkarılan yeşilimsi taşlar dayanabilir. Döküm yapılacağı zaman bakır ve kalayın yanı sıra hurda top parçaları da atılır. Kalıplar ise killi topraktan yapılan ve içine keten kenevir gibi lifli bitkilerin karıştırıldığı bir çamurdan yapılır.”

Top dökümü ise çoğu zaman bir tören şeklinde olurdu. Sadrazam, Şeyhülislam, vezirler ve devlet ricali törene katılır, erimiş madenin içine topun daha dayanıklı olması için altın liralar atılırdı. Fatih Sultan Mehmed, üç ayrı ustaya top döktürmüştür. Saruca, Muslihiddin ve Macar Urban’a büyük top (şahi) dökmelerini emretmiş, kendisi de havan topunun projesini çizmiştir. İki parçalı olarak imal edilen “şahi” toplarından en fazla 3 veya 4 adet imal edilmiştir.

Sultan Abdülhamid 31 Ağustos 1876’da tahta çıktıktan sonra, daha bir yıl dolmadan 24 Nisan 1877’de “93 Harbi” başladı. Yaklaşık bir yıl süren Osmanlı-Rus savaşı, ağır mağlubiyet, Balkanlar’da ve Doğu Anadolu’da toprak kayıpları ardından büyük göçlerle sonuçlandı.

Saltanatının ilk yıllarında bu ağır askeri ve ekonomik buhranı yaşayan Sultan Abdülhamid, önemli savunma yatırımları yaptı. Dışa bağımlılığın azalması ve milli üretime yönelme çalışmalarının yapıldığı bu dönemde Alman silah teknolojisi ön plana çıktı. Osmanlı ordusunun kullandığı tüfek markası olarak Mauser tercih edildi. Top teknolojisinde ise yine Alman Krupp firmasıyla büyük bütçeli anlaşmalar yapıldı.

Askeri okullarda okuyan öğrenciler, yeni teknikleri öğrenebilmeleri için Avrupa’ya gönderildi. Bunun yanı sıra Alman askeri uzmanlar, ordudaki kadrolara eğitim vermek ve organizasyonu modernleştirmek için Türkiye’ye davet edildi.

İthalatın yanı sıra yeni yatırımlar yapıldı. Bakırköy’de dumansız barut fabrikası, Zeytinburnu fişek fabrikası, Tüfekhane-i Amire (tüfek ve cephane fabrikası) modernize edilerek üretim kapasiteleri artırıldı.