Mescid-i Aksa’da 41 gün aradan sonra, Allah’a şükür geçtiğimiz gün ilk Cuma namazı kılındı. Katil soykırımcı Siyonistler, mübarek Ramazan ayında Mescid-i Aksa’yı ibadete kapatarak, teravih ve Bayram namazının kılınmasını engellemişti. Selahaddin Eyyubi’nin 1187’de Haçlı işgalinden kurtardığı Kudüs’te, 839 yıl boyunca hiç ara verilmeden kılınan Cuma namazına 5 haftadır izin verilmedi.

Geçtiğimiz Cuma günü; Siyonist zulmü altında, silahların gölgesinde namaz kılmak için yüz bin Müslüman Mescid-i Aksa’ya akın etti. Siyonist teröristler gençlerin mescide girmesini yine engelledi. Herşeye rağmen binlerce Müslüman sevinç gözyaşlarıyla Cuma namazını eda etti.

İşgalci Siyonistlerin keyfi olarak uyguladığı bu yasağa maalesef yeterli tepki gelmedi. İslam ülkeleri, Siyonist-Evangelist ittifakının İran’a yaptığı saldırı sebebiyle kendi derdine düşünce, Mescid-i Aksa adeta sahipsiz kaldı.

Defalarca yazdığım Siyonist planını tekrar ifade edeyim. 1994’te El-Halil katliamı sonrasında Halilürrahman Camii ibadete kapatılmış, 8 ay sonra yeniden açıldığında ise camiin üçte ikisi sinagoga çevrilmiş, Müslümanlar tek tek güvenlik kontrolünden geçirilerek içeri alınmıştı. Halen birçok kısıtlamanın devam ettiği camide bazı vakitlerde ezan okunmasına bile izin verilmiyor. Şimdi Mescid-i Aksa’da aynı sinsi planları uygulamaları söz konusudur. Mescidi zaman ve mekan olarak bölmek ve kendilerine burada alan açmak istiyorlar.

Beyrut kasabı Ariel Şaron’un 28 Eylül 2000 tarihinde Mescidi Aksa’ya baskın yaparak “Bu kutsal mekanı ziyaret etmek her Yahudi’nin hakkıdır” demesiyle İkinci İntifada başladı. 2003’ten itibaren terörist İsrail askerlerinin desteğinde fanatik Yahudiler Mescid-i Aksa’ya baskın yapmaya giriştiler. Kutsal günlerini bahane eden Siyonistler, namaz vakitleri dışında mescidin bahçesine girerek kendilerince dini ayinler yapmaya çalışıyorlar.

Halbuki soykırımcı İsrail’in kabul ettiği anlaşmalara göre, Mescid-i Aksa’nın yönetimi, Ürdün Vakıflar ve İslami İşler Bakanlığına bağlı Kudüs İslami Vakıflar İdaresinin yetkisinde bulunuyor. Vakıf yetkililerinin ikazlarına rağmen, sabah ve öğleden sonra Burak Duvarı tarafındaki Meğaribe kapısından Mescid-i Aksa’ya giren Yahudiler, Harem-i Şerif’e saygısızlık ediyorlar.

Yahudiler, Mescidi Aksa’nın altında, “Süleyman Mabedi kalıntıları bulunduğu” iddiasıyla kazı çalışmaları yapıyor. Siyonistler tarafından kasıtlı olarak yapılan bu kazı çalışmaları, Kıble Mescidi’nin temelleri açısından çok büyük tehlike oluşturuyor.

Bu baskınları sürekli hale getiren işgalci Siyonistler, Mescid-i Aksa’yı zaman ve mekan olarak bölmeyi amaçlıyorlar. Yani namaz vakitleri dışında kalan saatleri Yahudilerin ayinlerine ayırıp, Mescid-i Aksa’yı zaman olarak paylaşmayı düşünüyorlar. İkinci olarak da, El-Halil’deki Halilürrahman Camii’nde olduğu gibi, eğer mümkün olursa bazı mekanları bölüp sinagog haline getirmek istiyorlar.

Siyonist yönetim uzun vadede, Mescid-i Aksa’da da buna benzer bir düzenleme yapmak için her yolu deniyor. Yapılan baskınları, bu amacını gerçekleştirmek için bir prova olarak görüyor. Mescid-i Aksa muhafızları, terörist askerlerin şiddet göstermesine rağmen görevlerini cesaretle yapmaya devam ediyorlar.

1969’da Mescid-i Aksa içindeki Kıble Mescidi yangını büyük hasara yol açmış ve Müslümanların büyük gayreti ile söndürülmüştü. Belki maddi olarak yangın söndürülmüştü ama asıl zihinlerdeki ve gönüllerdeki manevi yangın daha da büyüyerek devam etmişti. Çünkü İslam ülkeleri ve Müslümanlar bu yangını uzaktan izlemiş ve cılız bir tepkiden başka bir reaksiyon da göstermemişti.

Hepimiz Halepli marangozun şuuruna erdiğimiz zaman sadece Kudüs değil, işgal altında bulunan ve zulüm altında inleyen bütün Müslümanların kurtuluşu mümkün olacaktır. Yani fert olarak herkes ümmetin derdiyle dertlenir ve elinden gelen küçük veya büyük her imkanı Müslümanların felahı ve necatı için kullanırsa, bütün meseleler kökünden çözülür. Bizim en büyük hatamız gayreti ve himmeti başkalarından beklemektir.