Aksa Tufanı’ndan beri Gazze’yi ve Filistin’i kana bulayan Siyonist terör örgütü İsrail, bir aydır kuyruğuna Evangelist ABD yönetimini takmış İran ve Lübnan’a saldırıyor. İran’ın verdiği karşılık Siyonistleri epeyce zorlamasına rağmen, Lübnan’a çok şiddetli bombardımanla karadan işgal harekatı başlattılar. İlginç bir şekilde İslam dünyası İran saldırısı karşısında sessiz kalırken, Lübnan’daki Siyonist işgalini tamamen görmezden geliyor.

Asıl konu Gazze ve Filistin ama bu arada İran ile Siyonist Evangelist ittifakının savaşını yorumlayanların dikkat etmesi gereken iki husus üzerinde durmak gerekiyor. Birincisi; görüşmeler devam ederken İran’a yapılan bu alçakça saldırıya karşı çıkmak, zalime lanet edip mazluma destek olmak hiç kimseyi “İran”cı veya “şii” yapmaz. Bu tavır sadece Müslümanların değil, vicdan sahibi bütün insanların yapması gereken bir davranıştır.

İkincisi; saldırılara maruz kalan İran’ı desteklemek, onun yaptığı zulümleri ve diğer İslam ülkelerine verdiği zararları hoş görmek manasında olamaz. Zulme bulaşan kişiler yaptıklarının hesabını Allah’a verecektir. Onları masum olarak göstermeden, Siyonistlerin yaptıkları saldırıyı ve katliamı tel’in etmek gerekir.

Maalesef kendilerini devletin tarafında gösteren ve yetkililerin yanında görünen bazı kalemler, Siyonistleri ve destekçilerini bir yana bırakıp, garip bir mezhepçilik anlayışıyla İran düşmanlığını körüklemektedirler. Maksatlarının ne olduğunu bilemem ama en azından Türkiye’nin dengeli ve barışçı dış politika prensipleriyle hareket etmelerini, kamu vicdanını rencide eden ithamlardan kaçınmalarını tavsiye ederim.

Gelelim Gazze ve Filistin’in durumuna. Maalesef Siyonizm, her zaman yaptığı gibi, bütün dünyaya Gazze’yi unutturdu. Soykırımcı Netenyahu, 70 bini aşkın şehit verilen Gazze’de ateşkese rağmen yeni saldırılar düzenliyor. Çoğu insanların gözünden kaçan Batı Şeria saldırıları da, hız kesmeden devam ediyor. Sorgusuz sualsiz Filistinliler tutuklanıyor, katlediliyor. Evler buldozerlerle yıkılıyor, işgal altındaki bölge tamamen istila edilip Müslümanlardan temizlenmeye çalışılıyor.

Gazze’de ateşkes sayesinde akan kanın durması ve sınırlı da olsa gıda yardımı girmesi elbette hepimizi sevindirdi. Fakat kalıcı barış görüşmelerinin İsrail tarafından engellenmesi ve Refah kapısından geçişlerin keyfi şekilde kısıtlanması hiçbir şekilde kabul edilemez. Hamas’a silah bıraktırarak, Gazze’yi savunmasız ve yeni saldırılara açık hale getirme çabaları mutlaka boşa çıkarılmalıdır.

Bütün bunların yanında en önemli konu elbette, Mescidi Aksa’da ibadete engel olunmasıdır. Mescidi Aksa mübarek Ramazan ve Bayram günlerinde kapatılmış ve halen ibadete izin verilmemektedir. Uluslararası hukukun tamamen ihlal edilmesi ve iki milyarlık İslam Alemine açıkça meydan okunması karşılıksız kalmaktadır. Türkiye’den başka bu konuyu gündeme taşıyan ve bu yapılan hak gasbının kabul edilemez olduğunu söyleyen bir başka İslam ülkesi de yoktur.

Halbuki BM tarafından defalarca; Kudüs’ün uluslararası statüsünün korunması ve Mescidi Aksa’nın yönetiminin Ürdün Vakıflar Bakanlığı'na bağlı Kudüs İslami Vakıflar İdaresi'ne bırakılması karar altına alınmıştır. Siyonistler 1994’te El-Halil katliamı sonrasında Halilürrahman Camii’ni ibadete kapatmış, 8 ay sonra üçte ikisi havra, üçte biri mescid olarak açmışlardı. Şimdi Mescidi Aksa’da aynı sinsi planları uygulamalarından endişe edilmektedir.

Bütün Müslümanlar Mescidi Aksa’yı gündemine alıp, bu Siyonist zorbalık kalkıncaya kadar güçlü bir şekilde protesto mitingleri düzenlemelidir. Başka ne yapılacaksa düşünüp, geciktirilmeden ortaya konmalıdır. Şunu unutmayalım:

Siyonistlerde insaf, vicdan, hukuk, insanlık gibi değerlerin zerresi yoktur. Onları zorlamadan, baskı yapmadan bir şey elde etmek mümkün değildir. Mescidi Aksa Müslümanların kırmızı çizgisidir ve çoktan aşılmıştır. Soykırımcı Siyonistler, İran Savaşı bahanesiyle; bir yandan Lübnan’ı işgal ederken, diğer yandan Mescidi Aksa üzerinde sinsi planlarını uygulamaya koymuşlardır.

Ey “Uyuyan ümmet” uyanma vaktidir, haydi kalk artık!