0

İNSAN affedemedikçe önce kendini, affedemez hiçbir şeyi. Affetmek insanı insan yapan, hatta insanı kamil yapan bir haldir. Herkes her şeyi affedemeyebilir. Çünkü yaşanmışlıkların vermiş olduğu esaret karşısında, kendi hayatımızın yolunu sürdürmenin çaresini ararız. Esaret, belli bir acının çekilmesi karşısında hissedilen aşırı endişe verici durumdur. Duyguların incinmesi, fiziksel veya psikolojik şiddet görmek insanın kendini yeterince kötü hissedebilmesi için gereken önemlice sebeplerdir. Affetmek ise bu yaşanan durumlara, çare üretmek adına yapılır.

İnsan hayatını her nefeste, her adımda irdeler. İnsan zihnini düşünmekle ve düşüncelerle meşgul etmekten kendini alı koyamaz. Hayatta affedilmeyen kişiler veya üstü kapatılmaya çalışılan olaylar da, aklı, zihni en çok meşgul eden durumlardır. Üstü kapatılan, unutulmaya çalışılan olaylar mutlaka hayatın bir evresinde patlak verir. Mesela kısa süreli hafıza kaybına neden olabilir. Unutkanlık, sürekli saplantılı veya takıntılı düşünme hali oluşmaya başlar. Bu nedenle bir durum karşısında yapılan davranışlar, bizim o duruma ne türden bir tepki vereceğimizin de göstergesidir. Düşüncelerimiz ve düşüncelerimizi şekillendiren duygular da hayatı algılama tarzımızı etkiler.

Her durumdan bir olumsuzluk üretmek, her şeyi kendi zihin dünyasına göre yorumlamak insanın hayatını depresif bir durumda geçirmesine neden olabilir. Sıklıkla tehlikelerle dolu bir dünyada yaşadığını düşünüp, sosyal dünyadan elini, eteğini çekmek de insanın yaşamını karmakarışık hale getirebilir. Böyle bir durum karşısında paranoya tarzı düşünceler ve insanın tehlikeli bir dünyada yaşadığı hissine kapılması, hayatı olumsuz yönde etkiler. Sosyal dünyadan uzaklaşmak, kısa süreli de olsa insanı tehlikelerden koruyormuş hissi verebilir. İşte bu kalıplar içerisinde düşünenler genellikle dünyadan elini eteğini çekip, asosyal bir varlık olarak hayatını sürdürmekten yana tercihini kullananlardır. Netice itibari ile kişi böyle durumlarda, önce kendisi ile olan bağını, sonrasında da çevresi ile olan bağını kaybedebilmektedir.

Her şeyden olumsuzluk çıkaran bir düşünce yapısına sahip olmak, her an tehlikede olduğunu düşünmek, kişinin çevresine olan güvenini zedelemektedir. Sürekli bu tarz düşüncelerle etrafa yakınlaşmak, sosyal bir varlık olan insanın, ilişki ve iletişim ağı kurmasını zorlaştırmaktadır.

Öncelikle yapılması gereken, kişi kendinde yer edinmiş olan bu problemlerin üstesinden gelmek için aşama aşama çabalamalıdır. Sonuç olarak başka insanlar ve yakın çevresi ile olan irtibatı artar ve daha sıcak ilişkiler yaşamaya başlar. Her şeyden önce kendi iç Dünyamız ile kurduğumuz yakın iletişime her şeyden daha çok ihtiyacımız vardır. Şöyle etraflıca bir düşündüğümüzde, insan en çok kendi ile vakit geçirmektedir. Kendi varlığına ihtiyaç duymaktadır. Kendi düşünce dünyasının varlığına, bu dünyanın içinde var olanlara yoğun miktarda ihtiyaç duymaktadır. İç dünyamızda yer edinmiş düşünceler ve yargılar bizim, diğer insanlarla olan ilişkimizi ve diğer insanlar için hislerimizi belirlemektedir. Bu yargıların nasıl olduğu affedebilmeyi kolaylaştırır.

Başka insanları affedebilmek beceri ister, fakat insanın kendini affetmesi daha büyük emek ister. Başka insanları affedebilme becerisi, büyük bir emek verilmeden elde edilemez.