Dünyanın büyük bir kırılmanın eşiğinde olduğu ve bu kırılmanın kolay kolay atlatılamayacağı artık net bir şekilde ortaya çıkmaya başladı.

Özellikle Batı dünyası açısından bunun hiç de kolay olmayacağı bir gerçek. Ukrayna-Rusya savaşının Batı dünyasına etkisiz olacağını düşünmek büyük bir yanılgı olur. Bu çerçeveden bakıldığında, Ukrayna’ya verilen desteğin Rusya tarafından karşılıksız bırakılmayacağını yeterince hesaba katmamak bugün yaşanan gerilimin temel nedenlerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Yaşanan gelişmeler, Rusya’nın Batı’nın politikalarına karşı kendi güvenlik anlayışı doğrultusunda verdiği tepkinin giderek daha sert bir noktaya taşındığını gösteriyor.

Almanya ve İngiltere başta olmak üzere Batılı ülkelerin Rusya’ya yönelik söylemleri ile Ukrayna’ya sağladıkları silah ve mühimmat desteği, Moskova tarafından kabul edilebilir görülmüyor. Bu durum, özellikle Batı’nın doğu cephesi konumundaki Polonya’da askeri hareketliliğin ve güvenlik endişelerinin giderek artmasına neden oluyor.

Savaşın ülkelerin mevcut ekonomilerine büyük bir darbe vurması da kaçınılmaz görünüyor. Nitekim son dönemde Batı ülkelerinin savunma bütçelerinde yaşanan ciddi artışlar, Avrupa’nın güvenlik anlayışında önemli bir değişimin yaşandığını ortaya koyuyor.

Tüm bunların yanında Batı’da yükselişe geçen aşırı sağ siyasi akımı da dikkatle izlemekte fayda var. Ekonomik sıkıntılar, güvenlik endişeleri, göç meselesi, toplumsal kutuplaşma ve milliyetçi söylemlerin güç kazanması, Avrupa siyasetinde önemli bir dönüşümü beraberinde getiriyor. Tarih bize de gösteriyor ki ekonomik ve siyasi kriz dönemlerinde toplumların güvenlik ve milliyetçilik eksenli siyasetlere yönelmesi, kıtanın siyasi dengelerini köklü biçimde değiştirebiliyor.

BU SAVAŞIN KAZANANI OLMAYACAK AMA…

Evet, bu savaşın asla gerçek anlamda bir kazananı olmayacak. Ancak bugün ortaya çıkan tablo, savaşın daha geniş bir coğrafyaya yayılma riskinin ciddi biçimde arttığını gösteriyor.

Olası bir büyük savaşın geçmişte yaşanan iki dünya savaşından farklı olacağı da açıktır. Bunun en önemli nedeni, bugün nükleer silaha sahip ülke sayısının ve nükleer silahların yıkıcı kapasitesinin geçmiş dönemlerle kıyaslanamayacak seviyeye ulaşmış olmasıdır. Nükleer silahların devreye girebileceği bir savaş, insanlık tarihinin karşılaşabileceği en yıkıcı felaketlerden biri olabilir.

Ukrayna üzerinden yakılan ateşin sönmemesi ve diplomasi kanallarının giderek daha fazla devre dışı kalması durumunda, insanlık adına çok daha karanlık günlerin ortaya çıkabileceğini unutmamamız gerekiyor.

Keza savaşın yalnızca askeri sonuçları olmayacaktır. Küresel gıda tedarik zincirleri, enerji piyasaları ve uluslararası ticaret üzerinde meydana gelebilecek büyük kırılmalar, dünyanın farklı bölgelerinde ciddi ekonomik ve sosyal sorunlara yol açabilir. Bunun yanında büyük bir ekonomik kriz ihtimali de göz ardı edilmemelidir. Uzun süreli bir savaş, insanlığın önündeki yılları ekonomik kayıplar ve sosyal yıkımlarla dolu bir döneme dönüştürebilir.

Bu yazımın adını “BATI’NIN SAVAŞI” koydum. Ancak Batı’da yaşanabilecek büyük bir çatışmanın tüm dünyayı saracak küresel bir savaşa dönüşme ihtimalini kimse göz ardı etmemelidir.

Batı’da patlayan bir bombanın etkisi artık yalnızca Batı ile sınırlı kalmayacaktır. Küreselleşen ekonomi, enerji ve ticaret ağları nedeniyle Avrupa’da meydana gelecek büyük bir savaşın etkileri dünyanın tamamında hissedilecektir. Bunun en somut örneklerinden biri de II. Dünya Savaşı’dır. Avrupa’da başlayan savaş, kısa süre içerisinde dünyanın çok geniş bir bölümünü etkisi altına almış ve insanlık tarihinin en büyük yıkımlarından birine dönüşmüştür.

Bugün de Batı'nın ekonomik ve siyasi gücünü koruma çabalarının, güvenlik politikalarının sertleşmesine ve savaş riskinin yükselmesine katkı sağlayabilecek bir noktaya taşınması insanlık adına son derece endişe vericidir.

Batı’nın Çin karşısında kaybettiği ekonomik ve stratejik ağırlığı yeniden kazanma arayışının, Ukrayna savaşını daha geniş bir jeopolitik rekabetin parçası haline getirmesi ise son derece riskli bir yaklaşım olacaktır. Ukrayna’nın büyük güçler arasındaki rekabetin bir aracı haline gelmesi, en ağır bedeli Ukrayna halkının ve Avrupa’nın ödemesine neden olabilir.

Bu nedenle yapılması gereken, savaşın daha da büyümesini beklemek değil, diplomasinin yeniden güçlü biçimde devreye sokulmasıdır. Silahların konuştuğu bir ortamda kalıcı barışın tesis edilmesi mümkün değildir. Artık masanın yeniden kurulması ve sorunların diplomasi yoluyla çözülmesi insanlık adına büyük önem taşımaktadır.

BARIŞA GİDEN YOLDA ANAHTAR ÜLKE: TÜRKİYE

Batı bu savaştan vazgeçip Rusya ile sorunlarını diplomasi masasında çözmek istiyorsa, Türkiye’nin sahip olduğu stratejik ve diplomatik konumu göz ardı etmemelidir.

Türkiye, barışın anahtar ülkelerinden biri konumundadır.

Türkiye’nin hem Rusya hem de Ukrayna ile diplomatik kanallarını koruyabilmesi, onu olası bir müzakere sürecinde önemli bir aktör haline getirmektedir. Karadeniz’deki konumu, Avrupa ile Asya arasındaki stratejik geçiş noktası olması ve bölgesel krizlerde diplomasi kanallarını açık tutabilmesi, Türkiye’ye önemli bir sorumluluk yüklemektedir.

Dünyada son dönemde yaşanan krizler bize bir gerçeği açıkça gösteriyor: Büyük güçlerin doğrudan karşı karşıya geldiği dönemlerde, taraflarla konuşabilen ve diplomasi masasını kurabilecek ülkelerin önemi daha da artmaktadır.

Türkiye de bu noktada üzerine düşen sorumluluğu yerine getirebilir. Rusya ile Batı arasındaki gerilimin azaltılması, Ukrayna’da kalıcı bir barışın tesis edilmesi ve Avrupa’nın daha büyük bir savaşın içine sürüklenmemesi için Türkiye’nin diplomatik kapasitesi önemli bir imkân sunmaktadır.

Batılı liderler şunu unutmamalıdır: Savaşın kazananı olmayacaktır. Ancak barışın kazananı bütün insanlık olacaktır.

Savaşın daha da büyümesini beklemek yerine diplomasiye yeniden şans vermek, bugün insanlığın önündeki en önemli seçeneklerden biridir.

Barışın konuşulmaya devam ettiği, savaşın ise tüm insanlıktan uzak olduğu günler dileğiyle…