Bayramlar, sadece sevinçlerin paylaşıldığı günler değildir. Aynı zamanda insanın kendisiyle, ailesiyle ve toplumuyla hesaplaşma fırsatı bulduğu özel zamanlardır. Bu bayram İstanbul’da görülmemiş bir sükûnet vardı. Şehrin sessizleşmesi insanların durup düşünmesine fırsat sağladı. En azından bende öyle oldu.

Neyi mi düşündük?

Elbette öncelikle pahalılığı düşündük. Ev kiralarını düşündük. Gençlerin geleceğe dair umutsuzluğunu düşündük. Trafikte yaşanan saygısızlığı, kamu kurumlarında liyakat yerine referansın öne çıkmasını, vergi kaçırmanın normalleşmesini, rant uğruna bozulan şehirleri, ahlaki değerlerdeki aşınmayı ve Gazze’de yaşanan insanlık dramına karşı dünyanın ve Müslümanların sessizliğini düşündük.

Toplumun büyük bölümü bugün yaşanan birçok sorunun farkında. Ancak önemli bir noktayı çoğu zaman gözden kaçırıyoruz. Şikâyet ettiğimiz sistemleri, alışkanlıkları ve hatta yöneticileri ortaya çıkaran zeminin önemli bir kısmını yine toplumun kendisi oluşturuyor.

Bir yandan torpilden şikâyet ediyoruz, diğer yandan çocuğumuzun işe girmesi için bir bakan, milletvekili veya bürokrat tanıdığı arıyoruz.

Bir yandan liyakat diyoruz, diğer yandan “bir referans olmadan bu işler yürümez” anlayışını normal kabul ediyoruz.

Bir yandan adaletsizlikten yakınıyoruz, diğer yandan kendi yakınımıza ayrıcalık sağlandığında bunu başarı olarak görüyoruz.

Aslında sorun tam da burada başlıyor.

Bugün toplum olarak sıkça dile getirdiğimiz birçok problem, bireysel düzeyde gösterdiğimiz tavizlerin büyüyüp kurumsal bir yapıya dönüşmesinden ibarettir. Çünkü ahlaki bozulma önce bireyde başlar, sonra aileye, kuruma ve devlete yansır.

Peygamber Efendimiz (sav), “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim” buyurmuştur. Ancak bugün dinin şekli yönlerine gösterilen hassasiyetin aynı ölçüde ahlaki ilkelere gösterildiğini söylemek maalesef kolay değildir.

Hacca gitmek, umre yapmak, ibadet etmek elbette çok kıymetlidir. Fakat aynı zamanda kul hakkına riayet etmek, adaletli olmak, emanete sahip çıkmak, hakkı olmayan bir makamı istememek ve başkasının hakkını gasp edecek ayrıcalıklara karşı durmak da İslam ahlakının temelidir.

Geçmişte FETÖ yapılanmasının devlet içerisinde alan bulabilmesinin sebeplerinden biri de toplumun bir bölümünde oluşan “nasıl olursa olsun benim çocuğum kazansın” anlayışı değil miydi? Sınav sorularının çalınması, hak edilmeyen makamların elde edilmesi ve liyakatin göz ardı edilmesi sadece bir örgütün değil, aynı zamanda ahlaki zaafların da sonucuydu.

Benzer durum ticaret hayatında da karşımıza çıkmaktadır.

Komisyonun, kayırmacılığın ve menfaat ilişkilerinin normal kabul edildiği bir ortamda dürüst ticaret yapmak isteyen insanlar çoğu zaman yalnız bırakılmaktadır. Hatta bazen dürüst davranan kişiler “iş bilmez”, “saf” veya “enayi” olarak görülmektedir. Oysa bir toplumda dürüst insanlar kaybetmeye, haksız yöntemler kazanmaya başladığında sadece ekonomi değil, vicdanlar da çürümeye başlar.

Peki çözüm nedir?

Çözüm, yalnızca yeni kanunlar çıkarmak değildir. Daha fazla denetim yapmak da tek başına yeterli değildir. Asıl ihtiyaç duyulan şey ahlaki bir yeniden inşadır.

Aileden başlayan bir değer eğitimi...

Okulda sadece bilgi değil karakter eğitiminin de verilmesi...

Toplumun başarıyı makam ve para ile değil, dürüstlük ve erdemle ölçmesi...

Siyasetin ahlakı, ticaretin ahlakı, medyanın ahlakı ve vatandaşlık ahlakının yeniden güçlendirilmesi...

Çocuklarımıza “kimi tanıyorsun?” sorusunu değil, “ne kadar dürüst ve çalışkansın?” sorusunu sormamız...

İşte gerçek dönüşüm ancak böyle başlayabilir.

Bugün ihtiyacımız olan şey, başkalarını suçlamadan önce kendimize dönüp bakabilmektir. Çünkü toplum değişmeden kurumlar değişmez, kurumlar değişmeden yönetimler değişmez.

Belki de bayramın bize hatırlattığı en önemli gerçek şudur:

Daha adil yöneticiler istiyorsak önce daha adil insanlar olmalıyız.

Daha ahlaklı bir toplum istiyorsak önce kendi hayatımızda ahlakı hâkim kılmalıyız.

Çünkü geleceği belirleyecek olan yalnızca yöneticilerin tercihleri değil, toplumun vicdanıdır. Ve bir toplumun gerçek gücü, sahip olduğu servette değil; koruyabildiği ahlaki değerlerdedir.