Bazen insanın önündeki en büyük engel, yaşadığı sorun değil, o sorunun hiç değişmeyeceğine dair inancıdır.

“Ben zaten böyleyim.”

Kimi zaman bu cümleyi öfkemizi açıklamak için kullanırız. Kimi zaman kaygımızı, öğrenme güçlüğümüzü, alışkanlıklarımızı ya da yıllardır sürdüremediğimiz değişim çabalarını anlatırken söyleriz.

Peki, gerçekten “böyle” miyiz? Yoksa kendimiz hakkında tekrar tekrar söylediğimiz cümleler, zamanla değişmez bir kimlik algısına mı dönüşüyor?

Dr. Norman Doidge’in Beynin Şifa Bulma Gücü kitabı, bu soruya nöro plastisite kavramı üzerinden yaklaşır. Uzun yıllar boyunca beynin büyük ölçüde sabit ve değişmez bir yapı olduğu düşünüldü. Beyin hasarı, öğrenme güçlükleri veya bazı nörolojik sorunlar yaşayan insanların belirli sınırlar içinde kalmaya mahkûm olduğu kabul edildi.

Ancak nöro plastisite araştırmaları, beynin öğrenme, deneyim ve tekrar yoluyla kendisini yeniden düzenleyebildiğini gösterdi. Öğrenme devam ettikçe sinir hücreleri arasındaki bağlantıların değişebildiği ve zihinsel faaliyetlerin yalnızca beynin ürünü olmadığı, aynı zamanda beyni şekillendirdiği ortaya kondu.

Bu bilgi, insan hayatına dair önemli bir kapı aralıyor.

Bir çocuk matematik öğrenmekte zorlandığında, “O zaten matematik yapamaz.” demek yerine hangi yöntemle, ne kadar tekrar ve nasıl bir destekle öğrenebileceğini sormak gerekir. Bir yetişkin sürekli kaygı yaşadığında, “Ben kaygılı bir insanım.” cümlesini bir kader gibi görmek yerine kaygıyla kurduğu ilişkiyi incelemek mümkündür.

Çünkü beynimiz, yalnızca yaşadıklarımızdan etkilenmez, neyi tekrar ettiğimizden de etkilenir. Sürekli kaçındığımız bir durum, zamanla daha tehdit edici görünebilir. Üzerinde çalıştığımız bir beceri ise başlangıçta zor olsa bile giderek daha tanıdık hâle gelebilir.

Bu noktada değişim, kendimizi zorlayarak bir anda başka birine dönüşmek değildir. Bazen değişim, yıllardır kullanmadığımız bir yolu yeniden denemektir. Bazen bir hareketi tekrar öğrenmek, bazen bir beceriyi küçük adımlarla geliştirmek, bazen de zihnimizde yerleşmiş bir düşünceyi sorgulamaktır.

Doidge’in kitabında nöro plastisitenin farklı durumlarda nasıl kullanılabildiğine ilişkin çeşitli klinik örnekler aktarılır. Özellikle rehabilitasyon süreçlerinde, kişinin kaybettiği veya kullanmaktan vazgeçtiği bir işlevi yeniden çalıştırmaya yönelik çabaların önemine dikkat çekilir. Bazı hastaların, başarısız olma korkusu veya yaşadıkları güçlükler nedeniyle belirli hareketleri kullanmayı bıraktığı, uygun çalışmalarla bu işlevleri yeniden geliştirmeyi öğrenebildiği anlatılır.

Bu örnekler bize yalnızca beynin değişebilirliğini değil, sürecin sabır ve süreklilik gerektirdiğini de hatırlatır.

Elbette bu, her sorunun yalnızca düşünce gücüyle çözülebileceği anlamına gelmez. Beynin değişebilme kapasitesi, hastalıkların veya yaşanan güçlüklerin önemsiz olduğu anlamını da gelmez.

Belki de burada kendimize sormamız gereken soru şudur:

“Ben gerçekten değişemiyor muyum?

Beynimiz her deneyimle sınırsız biçimde yeniden şekillenmez. Fakat insanı geçmiş deneyimlerinin, etiketlerinin ve eski kabullerinin içine tamamen hapsetmez.

Bir düşünceyi değiştirmek zaman alabilir. Bir alışkanlıktan uzaklaşmak tekrar tekrar denemeyi gerektirebilir. Bazen ilerleme, dışarıdan bakıldığında çok küçük görünebilir. Fakat küçük bir adımın değeri, yalnızca o gün ortaya çıkan sonuçla ölçülmez. Kişinin yeni bir yol oluşturma çabasında da saklıdır.

Belki yıllardır kendimize söylediğimiz “Ben böyleyim.” cümlesinin sonuna küçük bir soru eklemeliyiz.

“Peki, başka türlü olmayı öğrenebilir miyim?”

Çünkü insanın hikâyesi yalnızca başına gelenlerden değil, bundan sonra öğrenebileceklerinden de oluşur. Değişim her zaman kolay değildir. Ancak değişme ihtimalini tamamen reddetmek, daha başlamadan kapıyı kapatmaktır.