Bir insanın iyi görünmesi, gerçekten iyi olduğu anlamına gelmez.
Gün içinde yanımızdan geçen, bizimle konuşan, gülen, işine giden, sorumluluklarını yerine getiren birçok insanın içinde kimsenin görmediği bir mücadele yaşanıyor olabilir. Çünkü insanlar çoğu zaman acılarını göstermek yerine saklamayı öğreniyor. “Güçlü olmalıyım” düşüncesi, zamanla “Kimseye ihtiyacım yok” duygusuna dönüşebiliyor.
Oysa insan her zaman güçlü olmak zorunda değildir.
Bazen yalnızca birinin yanında oturmasına, konuşmadan dinlemesine, yargılamadan eşlik etmesine ihtiyaç duyarız. Hemen çözüm üretmek, akıl vermek, “Bunu kafana takma” demek ya da yaşananları küçümsemek yerine, karşımızdaki insanın duygusuna alan açmak çok daha değerlidir.
Çünkü bazı yaralar, nasihatle değil, anlaşılma duygusuyla hafiflemeye başlar.
Bir insan “İyiyim” dediğinde gerçekten iyi olup olmadığını anlamanın yolu, onu sorguya çekmek değildir. Ses tonuna, davranışlarındaki değişime, eskiden keyif aldığı şeylerden uzaklaşmasına, insanlardan geri çekilmesine ve sürekli yorgun görünmesine dikkat etmektir.
Bazen de hiçbir şey sormadan, sadece şunu söylemek yeterlidir.
“İstersen konuşabiliriz. Seni dinlemek için buradayım.”
Bu cümle basit görünür. Fakat zor zamanlardan geçen biri için oldukça güçlü olabilir. Çünkü insanın en büyük ihtiyaçlarından biri, yaşadığı duyguların başkası tarafından küçümsenmeyeceğini bilmektir.
Görseldeki karanlık köşede oturan insanı düşünelim. Önünde açık bir kapı var. Dışarıdan gelen ışık ise ona doğru uzanıyor. Fakat o, henüz ayağa kalkabilecek durumda değil. Bu durum bize önemli bir gerçeği hatırlatıyor. Bir insanın çıkış kapısını görmesi, hemen oradan geçebileceği anlamına gelmez.
Bazen iyileşme, büyük ve ani değişimlerle başlamaz. Bir telefon görüşmesiyle, kısa bir yürüyüşle, içten bir sohbetle ya da uzun zamandır ertelenen bir yardım talebiyle başlayabilir.
Bu nedenle çevremizdeki insanlara yalnızca “Nasılsın?” diye sormak yerine, cevabı gerçekten merak ettiğimizi hissettirmek önemlidir.
Çünkü herkesin hayatında bir dönem karanlık bir köşe olabilir. Önemli olan o karanlığı hiç yaşamamak değil, karanlıkta kaldığımızda bize kapının hâlâ açık olduğunu hatırlatan insanların varlığıdır. Ve bazen bir insanın hayatında büyük bir değişim yaratmak için büyük sözlere gerek yoktur.
Belki de hepimizin birbirimize yeniden hatırlatması gereken şey tam da budur. İnsan yalnızca sorunları çözüldüğünde değil, anlaşılabildiğinde de güçlenir. Bazen bir omuz, bazen sessizce dinleyen bir kulak, bazen de “Seni yargılamıyorum” diyebilen bir bakış yeterlidir. Çünkü hayatın zor dönemlerinde insanın ihtiyacı her zaman bir cevap değildir, bazen yanında kalacak birinin varlığını bilmektir.
Bu nedenle çevremizdeki insanlara biraz daha dikkatle bakalım. Her zamankinden daha sessiz olanı, gülümsemesinin ardına saklananı, sürekli “Ben hallederim” diyeni fark edelim. Bir soru soralım ama cevabını gerçekten dinlemeye hazır olalım. Çünkü bazen kurduğumuz küçücük bir cümle, bir insanın kendisini yalnız hissettiği bir anda kocaman bir kapıya dönüşebilir.
“Buradayım” demek belki bir sorunu çözmez. Ama insana, o sorunla tek başına mücadele etmek zorunda olmadığını hatırlatır. Ve bazen iyileşmenin ilk adımı tam da budur.