Fenerbahçeli Liderler Derneği, birinci kuruluş yılını kutlarken yalnızca geride bıraktığı bir yılı anlatmadı. Anadolu'daki çocukları yapay zekâ teknolojileriyle buluşturmayı hedefleyen Lider Nesiller Projesi'ni de kamuoyuyla paylaştı. Burdur Bucak'ta atılan ilk adım, aslında çok daha büyük bir soruyu gündeme getiriyor: Geleceğin teknolojilerine erişim, neden bir çocuğun yaşadığı şehre veya sahip olduğu imkânlara bağlı olsun?
Bazı toplantılardan, davetlerden geriye yalnızca fotoğraflar ve konuşmalar kalır. Bazılarından ise üzerinde düşünmeye değer bir fikirle ayrılırsınız.
3 Kasım akşamı Alan Kadıköy'de düzenlenen Fenerbahçeli Liderler Derneği'nin birinci kuruluş yılı lansmanında benim için öne çıkan konu, bir derneğin ilk yılını kutlamasından çok, bu bir yılın sonunda ortaya koyduğu toplumsal sorumluluk anlayışıydı.
Fenerbahçelilik, milyonlarca insan için ortak bir sevda. Kimi zaman bir maçın heyecanında, kimi zaman tribünlerde, kimi zaman da hiç tanımadığınız insanlarla aynı duyguda buluşabilmekte kendini gösteriyor. Ancak bu aidiyetin yalnızca sportif rekabetle sınırlı kalmaması gerektiğini düşünenlerin sayısı da az değil.
Fenerbahçeli Liderler Derneği, bir yıl önce yola çıkarken tam da bu noktaya odaklanmış. Fenerbahçeli iş insanlarını ve farklı meslek gruplarından profesyonelleri bir araya getirmenin ötesinde, bu birlikteliği toplumsal faydaya dönüştürmeyi hedeflemiş.
Gecede Yönetim Kurulu Başkanı Galip Ölmez'in konuşmasında dikkatimi çeken bir ifade vardı:
"Biz bir araya gelmek için değil, birlikte değer üretmek için yola çıktık."
Aslında gecenin geri kalanını da bu cümle üzerinden okumak mümkün.
Anadolu'da bir okul, geleceğe açılan bir kapı
Lansmanda tanıtılan Lider Nesiller Projesi, derneğin bu yaklaşımının ilk somut örneği.
Projenin ilk adımı, 22 Ekim 2026'da Burdur'un Bucak ilçesinde atılmış. Bir okula beş adet bilgisayar, beş masa ve beş sandalye kazandırılarak ilk yapay zekâ kütüphanesi oluşturulmuş.
Buraya kadar bakıldığında bir eğitim kurumuna teknolojik donanım desteği sağlandığı düşünülebilir. Ancak Yönetim Kurulu Üyesi ve Sayman Pınar Özdalkıran'ın sunumunu dinlediğinizde projenin bundan daha geniş bir hedef taşıdığını görüyorsunuz.
Çünkü mesele yalnızca bilgisayarları bir okula ulaştırmak değil. Çocukların yapay zekâyı tanıması, bilinçli kullanması, araştırması ve kendi projelerini geliştirebilmesi.
Bu nedenle öğretmenlere de eğitim veriliyor. Bilgisayarlara yüklenen yapay zekâ modüllerinin doğru kullanılması için öğretmenler sürece dahil ediliyor. Uygulamaların profesyonel üyeliklerinin her yıl yenilenmesi ve cihazların bakımının sürdürülmesi de planlanıyor.
Yani bir okulun kapısından içeri bilgisayar bırakıp çıkmak değil, orada devam eden bir öğrenme ortamı oluşturmak hedefleniyor.
Bence projenin üzerinde özellikle durulması gereken tarafı da bu.
Zira bugün teknolojiye erişim kadar, teknolojiyi nasıl kullanacağımızı bilmek de önemli. Çocuklara yalnızca bir bilgisayar vermek yeterli değil. O bilgisayarla neler yapabileceklerini, karşılarına çıkan bilgiyi nasıl değerlendireceklerini ve yapay zekâdan nasıl yararlanabileceklerini de öğretmek gerekiyor.
Üstelik bu eğitimde güvenli kullanım meselesi de göz ardı edilmemiş. Lansman sonrasında Galip Beyle gerçekleştirdiğim soru-cevap bölümünde, yapay zekâ araçlarının çocuklar açısından oluşturabileceği içerik güvenliği risklerini konuştum. Kullanılan yazılımsal sistemler ile güvenliği tesis etmişler.
Bu ayrıntı önemliydi.
Bazen bir forma, bazen bir top, bazen de bir gülümseme...
Pınar Özdalkıran'ın Bucak ziyaretini anlatırken paylaştığı bir anı ise projenin teknik tarafının ötesinde, insani boyutunu ortaya koyuyordu.
Ekip, okula bilgisayar ve eğitim ekipmanlarının yanı sıra Fenerbahçe'nin lisanslı futbol, basketbol ve voleybol toplarını da götürmüş. Okuldaki çocuklar arasında Fenerbahçelilerin yanı sıra Galatasaraylı, Beşiktaşlı ve başka takımları destekleyen öğrenciler de varmış.
Özdalkıran'ın anlattığına göre çocuklar takımlarına bakmaksızın toplara büyük bir heyecanla sahip çıkmış. Hatta bazıları, gösterdikleri ilgiyle Fenerbahçeli çocukları bile geride bırakmış.
Bu anekdotu dinlerken insanın aklına ister istemez şu geliyor: Çocukların dünyasında bazen yetişkinlerin büyüttüğü ayrımların hiçbir karşılığı yok.
Bir topun etrafında bir araya gelebiliyor, aynı oyuna heyecanla katılabiliyorlar. Farklı renkler, farklı takımlar, farklı şehirler... Hepsi bir kenara bırakılabiliyor.
Fenerbahçe'nin renklerini Anadolu'daki çocuklarla buluşturmak da bu açıdan güzel bir anlam taşıyor. Ancak bana kalırsa burada asıl değerli olan, bir spor kulübünün renklerinin ötesinde, çocuklara gösterilen ilgi ve onlara sunulan imkân.
Sivil toplumun gücü, birlikte hareket edebilmekte
Projenin sürdürülebilirliği kadar, okulların doğru belirlenmesi de önemli.
Özdalkıran'ın açıklamalarından anlaşıldığı üzere dernek, okul seçimlerinde Millî Eğitim Bakanlığının yönlendirmelerinden yararlanmayı hedefliyor. Bu yaklaşımın yerinde olduğunu düşünüyorum.
Çünkü sivil toplum kuruluşları devletin yerine geçmek için değil, toplumsal dayanışma yoluyla ihtiyaç duyulan alanlara katkı sunmak için var.
Eğitim gibi geniş ve önemli bir alanda kamu kurumlarıyla iş birliği yapmak, kaynakların doğru yere ulaşmasını ve projelerin daha sağlıklı ilerlemesini sağlayabilir.
Burada iş dünyasına, eğitimcilere, teknoloji profesyonellerine ve gönüllülere de önemli sorumluluklar düşüyor.
Nitekim gecede Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Berkehan Bulgurcu'nun yaptığı destek çağrısı da yeni yapay zekâ kütüphanelerinin kurulmasına yönelikti.
Bulgurcu, desteklerin yalnızca maddi katkıdan ibaret olmadığını, derneğin sosyal sorumluluk çalışmalarının büyümesi için gönüllü emeğin de önemli olduğunu vurguladı. Gecede yeni sezon Fenerbahçe formaları üzerinden yürütülen destek çalışması da bu dayanışmanın somut örneklerinden biriydi.
Asıl başarı, kaç çocuğun hayatına dokunabildiğinizdir
Fenerbahçeli Liderler Derneği birinci yılını geride bırakırken önünde yeni hedefler var. Bir yıl önce başlayan birlikteliğin, önümüzdeki dönemde daha fazla sosyal sorumluluk projesine dönüşmesi isteniyor.
Lider Nesiller Projesi de bu hedeflerin en anlamlı örneklerinden biri olmaya aday.
Elbette bir projenin değerini lansman gecesinde yapılan konuşmalarla veya açıklanan hedeflerle ölçemeyiz. Asıl değerlendirme, zaman içinde kaç okula ulaşıldığı, kaç öğretmenin desteklendiği, kaç çocuğun bu imkânlardan yararlandığı ve kurulan kütüphanelerin ne kadar verimli kullanıldığı üzerinden yapılacaktır.
Bu nedenle projenin gelişimini ve sahadaki sonuçlarını takip etmek de önemli.
Benim bu geceden çıkardığım temel düşünce şu: Bir araya gelmenin anlamı, yalnızca aynı masada oturmak değil, ortak bir amaç için sorumluluk alabilmek.
Fenerbahçelilik gibi güçlü bir aidiyet duygusunun eğitim, teknoloji ve toplumsal fayda alanlarına taşınması kıymetli…
Bucak'ta beş bilgisayarla başlayan bir çalışma, doğru desteklerle Anadolu'nun farklı şehirlerine yayılabilir. Bugün bir okulda açılan kütüphane, yarın başka bir ilçede yeni bir çocuğun hayallerine kapı aralayabilir.
Birinci yaşını geride bırakan FEBLİD, ortaya koyduğu bu projeyle yalnızca bugünü değil, yarının liderlerini de düşünerek yola çıktığını gösteriyor. Bir dernek için bundan daha anlamlı bir kuruluş yıl dönümü hedefi olabilir mi?