Yapay zekâya bir şey sormaya artık hepimiz alıştık. “Şu ürünleri karşılaştır”, “Bu e-postaya cevap yaz”, “Akşam ne yemek yapabilirim?” diyoruz. Soruyoruz, cevabı alıyoruz. Sonra yine işi kendimiz yapıyoruz. Ama görünen o ki yapay zekânın bir sonraki aşaması böyle olmayacak.

Meta, kısa süre önce Muse adını verdiği yeni yapay zekâ sistemini tanıttı. Şirket Muse’u, “herkes için geliştirilmiş dünyanın ilk kişisel yapay zekâ ajanı” olarak tanımlıyor. Buradaki önemli kelime “ajan”. Çünkü Muse sadece sorularınıza cevap vermek için tasarlanmış bir sistem değil. Sizin adınıza iş yapmak için geliştiriliyor.

Mesela bir seyahat planlıyorsunuz. Muse internette araştırma yapabiliyor, seçenekleri inceleyebiliyor, rezervasyon işlemlerini yürütebiliyor. Bir restoranda yer ayırtabiliyor, form doldurabiliyor, e-postaları inceleyebiliyor, fiyat takip edebiliyor ve internetten alışveriş yapabiliyor.

Asıl dikkat çekici tarafı ise sizi zamanla tanıması. Takviminizi, e-postanızı, Instagram hesabınızı ve izin verdiğiniz diğer hizmetleri Muse’a bağlayabiliyorsunuz. Sistem de zaman içinde tercihlerinizi öğreniyor.

Meta’nın verdiği örneklerden biri oldukça basit ama aslında geleceğin nereye gittiğini iyi anlatıyor. Instagram’da bir yemek videosu kaydettiniz diyelim. Muse o videodan alışveriş listesi çıkarabiliyor, akşam vereceğiniz yemek için menü önerebiliyor ve daha önce bahsettiğiniz arkadaşlarınızın beslenme tercihlerini bile hesaba katabiliyor.

Yapayzekauygulamasi

Yani karşımızdaki şey artık sadece çok bilgili bir arama motoru değil. Sizi tanıyan, bazı şeyleri hatırlayan ve sizin adınıza hareket eden bir sistem. Fakat tam burada insanın aklına başka bir soru geliyor: Bizi bu kadar iyi tanıyan bir yapay zekâ gerçekten ne kadar rahat hissettirir?

Çünkü Muse’un gerçekten faydalı hale gelmesi için ona hayatımızın önemli bir bölümünü açmamız gerekiyor. E-postalarımızı, takvimimizi, alışveriş alışkanlıklarımızı, seyahat bilgilerimizi ve belki zamanla çok daha fazlasını…

Muse’u deneyen bazı teknoloji uzmanlarının en fazla üzerinde durduğu konu da bu oldu. Sistem ne kadar fazla bilgiye erişirse o kadar kullanışlı hale geliyor. Ancak aynı zamanda gizlilik konusu da o kadar büyüyor.

Meta ise güvenlik konusunda oldukça iddialı. Muse’un güvenli bir sanal ortamda çalıştığını, hassas işlemlerde kullanıcıdan onay aldığını ve bazı kişisel verilerin doğrudan reklam sistemleriyle paylaşılmadığını söylüyor.

Yine de burada ilginç bir çelişki var. Yıllardır internet şirketlerine mümkün olduğunca az veri vermeye çalışıyorduk. Şimdi yapay zekânın hayatımızı kolaylaştırması için mümkün olduğunca fazla veri vermemiz isteniyor. Bence Muse’un ortaya çıkardığı en önemli tartışmalardan biri tam olarak bu.

Ama konunun bir de e-ticaret tarafı var. Ve bana göre asıl büyük değişim burada yaşanabilir.

Bugün internetten bir ürün almak istediğinizde genellikle Google’a, Trendyol’a, Amazon’a veya başka bir pazaryerine giriyorsunuz. Ürün arıyorsunuz, yorumlara bakıyorsunuz, fiyat karşılaştırıyorsunuz, satıcıları inceliyorsunuz ve sonra karar veriyorsunuz.

Peki birkaç yıl sonra? Belki de sadece şunu söyleyeceğiz: “Bana 5 bin lirayı geçmeyen iyi bir kahve makinesi al.” Hepsi bu.

Gerisini yapay zekâ yapacak. Ürünleri araştıracak, yorumları okuyacak, fiyatları karşılaştıracak, teslimat sürelerine bakacak ve daha önceki tercihlerinizi hesaba katacak. Sonra size en uygun olduğunu düşündüğü ürünü önünüze getirecek, hatta satın alma işlemini sizin adınıza tamamlayacak.

Aslında bunun ilk işaretleri şimdiden görülüyor. Amazon’un Muse’un kendi platformunda alışveriş yapmasına mesafeli yaklaşması, buna karşılık Shopify gibi şirketlerin yapay zekâ ajanlarıyla daha yakın çalışmaya başlaması tesadüf değil. Çünkü burada yalnızca yeni bir teknoloji ürünü konuşmuyoruz. Müşteriye kimin ulaşacağını konuşuyoruz.

Bugün markalar Google’da üst sıralara çıkmak için uğraşıyor, pazaryerlerinde görünür olmak için reklam veriyor, Instagram’da müşterinin karşısına çıkmaya çalışıyor. Yarın bunların yanına yeni bir soru eklenebilir: “Müşterinin yapay zekâsı benim ürünümü neden seçsin?”

E-ticaret yapanların bence şimdiden düşünmeye başlaması gereken soru bu. Ürün bilgilerinin düzgün olması, stok durumunun güncel tutulması, fiyatların karşılaştırılabilir olması, yorumlar, teslimat süresi ve ürün özellikleri çok daha kritik hale gelebilir. Çünkü yarın müşteriniz ürün sayfanızı hiç görmeden de sizden alışveriş yapabilir.

Belki de web sitelerimizi yalnızca insanlar için değil, insanların adına alışveriş yapan yapay zekâlar için de hazırlamamız gerekecek.

Geçtiğimiz birkaç yıl boyunca “Yapay zekâ bize ne cevap verecek?” diye konuştuk. Önümüzdeki dönemde ise çok daha önemli bir soru konuşacağız: “Yapay zekâ bizim yerimize ne yapacak?”

E-ticaret açısından bunun devamındaki soru ise belki daha da önemli: Müşteri mağazanıza gelmeden alışveriş yapabiliyorsa, siz ürününüzü müşteriye mi anlatacaksınız, yoksa müşterinin yapay zekâsına mı?