İğneye iplik geçirmeye çalışırken hepimizin sabrı sınanmıştır. İpliğin ucu dağılır, iğnenin deliği bir türlü denk gelmez. Elinizdeki küçücük işi bitirmek için yeniden denersiniz.
Çinli robotik şirketi AGILINK, geliştirdiği OmniHand 3 Ultra adlı robot eli tam da böyle bir işle sınamış.
Şirketin açıklamasına göre robot, bir nakış ustası rehberliğinde, iğneye iplik geçirmiş, kumaşı kasnağa germiş ve dikiş atmış. Bunlar, Suzhou nakışının temel işlemleri.
İşin güçlüğü, ipeğin parmaklar arasında sürekli biçim değiştirmesi. İplik kayıyor, bükülüyor. Bir parmak lifleri ayırırken diğerleri ipliği gergin tutmak zorunda. Biraz fazla kuvvet uyguladığınızda elinizdeki malzemeye zarar verebilirsiniz. Robotun da bütün bu küçük değişikliklere göre hareket etmesi gerekiyor. Şirket, bunun için parmak uçlarındaki temas değişikliklerini izleyen sensörler yapmış.
Bir ustanın eline bakarken bu ayrıntıları çoğu zaman fark etmeyiz. Elinin neden o anda durduğunu, parmağını neden biraz gevşettiğini sormayız. İş bize kolay görünür. Oysa o rahatlığın arkasında yılların tecrübesi vardır. Bir hareketi makineye öğretmeye çalışınca, insanın yaptığı işin incelikleri daha görünür oluyor.
Burada gösterilen beceriyi abartmamak da lazım. Şirketin açıklaması ve tanıtımı, robotun nakışın bazı temel işlemlerini yapabildiğini söylüyor. Karmaşık bir deseni baştan sona tek başına henüz işlediğine dair bir gösterim yok. Gün boyunca kaç hata yaptığı, iplik değiştiğinde aynı başarıyı sürdürüp sürdüremediği hakkında da bu açıklamalarda bilgi yok.
Eğitim sırasında önce uzaktan kontrol edilen hareketlerden veri toplanmış. Ardından sistem, pekiştirmeli öğrenmeyle geliştirilmiş. AGILINK, ipliği büküp yeniden kavrama hareketini robotun kendi başına tamamladığını belirtiyor. Bu son hareket önemli; çünkü şirketin anlatımına göre iplik her seferinde farklı bir yere düşüyor.
Beni bu haber üzerinde düşündüren, ustanın bilgisine duyulan ihtiyaç. Mühendisler gelişmiş bir el üretiyor ama o elin ne yapacağını öğrenmesi için yıllardır nakış işleyen bir insanın yardımına başvuruyorlar. Teknolojiyle geleneksel zanaat arasında kurulabilecek ilişkinin somut bir örneği bu.
Bizde de mesleğinin inceliklerini anlatırken “Yaparken görmen lazım” diyen ustalar vardır. Haklıdırlar. Bazı işler tarifle öğrenilmez. Elinizin alışması gerekir. Şimdi bu bilgiyi robotlara aktarabilmek için insanın hareketleri kaydediliyor, ölçülüyor, tekrar tekrar çalışılıyor. Böyle çalışmalar çoğalırsa, bilgisini paylaşan ustanın katkısının ve emeğinin karşılığı da baştan konuşulmalı.
Bu becerinin günlük hayattaki karşılığını görmek için bir üretim atölyesini düşünmek yeterli. İnce bir kabloyu yerine oturtmak, esnek bir parçayı zarar vermeden tutmak, küçük bir parçayı montaja hazırlamak… AGILINK de geliştirdiği teknolojinin olası kullanım alanları arasında kablolarla çalışmayı ve hassas parçaların tutulup yerleştirilmesini sayıyor.
Üretimde bunun başka örnekleri de var. BMW’nin açıklamasına göre Figure 02 adlı insansı robot, ABD’deki Spartanburg fabrikasında on aylık pilot çalışma boyunca 30 binden fazla BMW X3’ün üretimine katkı vermiş. Görevi, kaynak işlemi öncesinde sac parçalarını alıp uygun konuma yerleştirmekmiş. Bu süre içinde 90 binden fazla parçayı taşımış.
Bir çalışanı saatlerce aynı hareketi yapmaktan kurtarmanın değeri var. Belini zorlayan, bileğini yoran bir işin makineye devredilmesi çalışma koşullarını iyileştirebilir. İşletme de daha az hata, daha az malzeme kaybı ve düzenli üretim bekler. Bunların gerçekleşip gerçekleşmediği, makine üretimin içine girdikten sonra anlaşılır.
Çalışanın aklındaki soru ise kendi işine ne olacağıdır. Bu kaygıyı, yeni meslekler doğacağını söyleyerek geçiştiremeyiz. Bazı görevler ortadan kalkabilir. Bazılarında insanın yaptığı iş değişebilir. Üretimi izlemek, hatayı fark etmek, makinenin bakımını yapmak veya ona yeni bir iş öğretmek daha fazla önem kazanabilir. Fakat bir çalışanın bu görevlere geçebilmesi için eğitime ve zamana ihtiyacı olacak.
İleride evlerimizde göreceğimiz yardımcı robotlar açısından da el becerisi belirleyici olacak. Bir giysiyi katlamak veya masadaki farklı eşyaları toplamak için nesnenin ağırlığına, biçimine ve bulunduğu yere göre davranmak gerekiyor. Bunları güvenilir biçimde yapabilen sistemler, özellikle hareket etmekte zorlanan insanların günlük hayatına katkı sağlayabilir.
Yalnız nakıştaki bir başarıdan yola çıkarak böyle bir yardımcının yakında her eve gireceğini söyleyemeyiz. Aynı becerinin farklı eşyalara ve beklenmedik durumlara uyarlanması gerekiyor. Üstelik evde kullanılacak bir makinenin fiyatı, bakımı ve güvenilirliği de satın alma kararını belirleyecek.
Türkiye’deki üreticiler açısından bu gelişmeleri izlemek, kendi atölyelerine bakmayı da gerektiriyor. Hangi aşamada çok hata yapılıyor, hangi iş çalışanı gereksiz yere yoruyor, nerede zaman kaybediliyor? Üniversitelerin ve meslek liselerinin robotik ekipleri, ustalarla bu soruların başında buluşabilir. İlk hedef, küçük ama gerçek bir sorunu çözmek olabilir.
İnsan eline ihtiyaç duyulan bazı işlerin makinelere aktarılması, üretim maliyetlerini ve işletmelerin rekabet gücünü değiştirebilir. Bu yüzden bugün yalnızca işçiliği daha ucuza getirmeye odaklanan bir üreticinin hesabı, yarın aynı sonucu vermeyebilir. Kullandığı teknolojiyi anlayabilmek ve ihtiyacına göre geliştirebilmek de değer kazanacak.
Nakış ustasının robot eli eğitmesi, bize bu değişime nereden katılabileceğimizi gösteriyor. Atölyedeki tecrübeyi mühendislikle buluşturabileceğimiz çok iş var. Bir ustanın yıllar içinde öğrendiği incelik, doğru bir çalışmayla başka insanların işini kolaylaştıran bir araca dönüşebilir. Bunun için o ustayla mühendisin aynı tezgâhın başında çalışmasına imkân vermek gerekiyor.