Bizim Anadolu topraklarında ulu dağlar gibi yüce şairlerimiz vardır. Yaşarken de çok sevilir, vefatlarından sonra da rahmetle, muhabbetle anılır ve hiçbir vakit yerleştikleri gönül tahtımızdan inmezler. Abdurrahim Karakoç bu abide şahsiyetlerden biridir. Şiirimizin her zaman bir ulu çınarı olarak tanınır, bilinir ve sevilir.

Henüz çocuktuk. 1970’li yıllardı. “Kör dünyanın göbeğine/Hak yol İslam yazacağız./Kuşların gözbebeğine/Hak yol İslam yazacağız” diye başlayan şiiri dillere destandı. Şiir, yediden yetmişe herkesin dilindeydi. Şöyle bitiyordu o ültimatom gibi muhteşem mısralar: “Herkes duyacak, bilecek/Saklanmaz gayri bu gerçek/Yaprak yaprak, çiçek çiçek/Hak yol İslâm yazacağız.” Mustarip Anadolu insanının sözcüsü şairin “İlân” şiiri de bir başkaldırı türküsü, isyan destanıydı.

Biz o zaman onu bu dava ve ideal şiirleriyle tanıyıp sevmiştik. Hâlbuki o aynı zamanda bir gurbet, hasret, muhabbet, aşk ve sevda şairiydi. Mesela “Gurbet Akşamı” şiiri şöyle başlıyordu: “Öyle ıztırap ki, dağlar fevkinde/İçimde denk olur gurbet akşamı,/Bir garip ölünün mezar taşına/Konmuş çelenk olur gurbet akşamı.” Lirik bir şiirdir “Gurbet Akşamı”. Sizi tutar, bamtelinizden yakalar, ötelerde, farklı diyarlarda gezdirir. Bir büyülü âlemde yaşarsınız uzun bir süre: “Artık kuşlar ötmez, çağlamaz sular/Sallanan ağaçlar hülyaya dalar/Füsunlu yamaçlar, sisli ovalar/ Bir başka renk alır gurbet akşamı.”

Abdurrahim Karakoç toplumun atan nabzı, sızlayan vicdanıdır. Sosyal hayatta gördüğü çarpıklıkları mertçe yazar, gerekli yerleri ve makamları iğneler, hastalıklara deva, sıkıntılara çare arar. “Tohdur Beğ” onun biraz mizahî ama daha ziyade yaşanmış acıları yansıtan ilginç şiiridir: “Avrat yeğin sayrı, benim karnım aç/Keyf için gelmedik bura tohdur beğ./Fukara harcından yaz da bir ilâç,/Olsun derdimize çâre tohdur Beğ.” Şairimizin “Hakim Beğ” şiirinin de benzer çağrışımı vardır, sızılı insanların hislerine tercüman olur: “Gene tehir etme üç ay öteye/Bu dâvâ dedemden kaldı hakim beğ./Otuz yıl da babam düştü ardına/Siz sağolun, o da öldü hakim beğ.” Karakoç, Anadolu mayasının sezişi, kavrayışı, kutlu duruşu ve hissedişidir.

Bugünlerde Ramazan Avcı’nın Edebiyat Ortamı Yayınları’ndan çıkan Halk Şiirinin Neoklasik Şairi Abdurrahim Karakoç adlı kitabını okuyorum. Titiz bir çalışma ve özge bir heyecanla hazırlanmış olan eser şu bölümlerden meydana geliyor: Abdurrahim Karakoç’un Hayatı Kişiliği ve Eserleri, Edebî Kişiliği ve Sanatı, Şiirlerindeki Temalar, Abdurrahim Karakoç ile Mülakat, Anılarla Abdurrahim Karakoç, Şiirlerinden Örnekler. Avcı “Ön Söz”de şöyle diyor: “Nasıl ki Yahya Kemal divan estetiğini modern bir duyarlıkla yeniden yorumlayarak ‘neoklasik’ kabul edilmişse, Abdurrahim Karakoç da millî şiir geleneğimiz olan halk şiiri estetiğini modern çağın şartlarında yenileyip zenginleştirerek, ‘halk şiirinin neoklasiği’ olmuştur.”

Abdurrahim Karakoç’un birkaç nesli inancıyla, irfanıyla, üslubu ve sanatıyla etkilediğini belirten yazar, “Ben de o nesillerden biriyim. Onun lise yıllarımda elime geçen Vur Emri kitabı, düşünce dünyamın yönünü belirledi, yıllar sonra da; lisans tezimde onun şiir evrenini derinlikli biçimde incelememe vesile oldu.” diyor. “Halk Şairi Abdurrahim Kakoç Hayatı Sanatı ve Şiirleri” isimli lisan tezini hazırlayan Avcı, merhum şairimizle defalarca görüşmüş, kendisiyle uzun konuşmalar yapmıştır. Ramazan Avcı’nın şu tespiti önemlidir: “Abdurrahim Karakoç; milliyetçi, halkçı ve dindar kişiliğinin yansıdığı şiirlerinde, hem aydının hem de halkın benimsediği dil ve yaşadığı çağın ortak zevkine hitap eden özgün imgeleriyle her sanatçıya nasip olamayacak geniş bir okur kitlesine sahip olmuştur.”

Kitapta bölüm başlarını şairimizin mısraları süslüyor: “Güz izi, gönül izi, parmak izi…/Gösteren bunlardır kimliğimizi.” Bir başka bölüme yine mısralarıyla başlıyoruz: “Her şiir şairin aşk denizidir/Her mısra şairin parmak izidir.” O, “Şair yaşadığı çağı yorumlayan, gelecek çağlara mesaj gönderen söz sanatçısıdır.” diyordu. Aslında bu tespitiyle kendisini tarif ediyordu Abdurrahim Karakoç. Gurbeti de, hayatı da, vatanı da, davayı da anlattı durdu bir ömür boyu: “Ilgıt ılgıt yeller eser ovadan/Kuşlar hep tedirgin kalkar yuvadan/Özümüz görünür yanık havadan/Sazların telinde gurbet yazılı.

Aşkı bütün şairler kendi kavillerince anlatmış, filozoflar ve mütefekkirler bu ezelî ve ebedî hissi tarif etmişlerdir. Şairimiz bakınız aşkı hangi gözle görüyor: “Aşk o ki; zerresi bir dağı delmeli/Su o ki; damlası bardağı delmeli/Her türlü karanlık engellere rağmen/Fikir o ki; huzmesi her çağı delmeli” Müslüman Türk’ün timsali olan Abdurrahim Karakoç özü sözü bir, itikadı sağlam, vatanperver bir yiğit şairimizdir. Yazımı, imanını gösteren şu dörtlükle taçlandırayım: “Ne söylesem hava, ne yazsam yalan/İlahi kaynaktır tek makbul olan/Hazreti Kur’an’ın dışında kalan/Hangi söz yerinde kaldı bilmem” Aziz şairimizi rahmete anıyorum. Kabri nur, mekânı cennet olsun.