Zalimlerin en büyük silahı tankları, uçakları ya da orduları değildir. Onların asıl gücü; mazlumun yüreğine düşürdükleri yılgınlıktır. Çünkü bilirler ki bir toplumun umudu kırıldığında, artık onu yenmek için kurşuna bile ihtiyaç yoktur. İşte bu yüzden bugün bize en çok fısıldanan cümle şudur: “Hiçbir şey değişmez.”
Oysa bu cümle, sadece bir teslimiyet değil; aynı zamanda zalimin zafer ilanıdır.
Bugün yapılması gereken, bu zehri yutmak değil, onu reddetmektir. Çünkü bir insanın sesi küçük olabilir ama sessizliği çok büyüktür. Bir boykot tek başına zayıf görünebilir ama milyonların ortak iradesi, en güçlü düzenleri sarsar. Birlik ise sadece bir araya gelmek değil; aynı acıyı hissedip aynı hedefe yönelmektir. İşte bu yüzden sesimiz, boykotumuz ve birlikteliğimiz birer slogan değil, birer direniş hattıdır.
Şehadet elbette yüce bir makamdır. Fakat bu hakikat bazen yanlış anlaşılır. Bizim görevimiz sadece ölmek değil; asıl vazifemiz, yaşamı adaletle inşa etmektir. Çünkü yeryüzünde adalet tesis edilmeden verilen her mücadele eksik kalır. Ölmek bir sonuç olabilir, ama yaşatmak bir sorumluluktur.
Zilletten kurtuluş ise sadece öfkeye sarılmakla mümkün değildir. Öfke, yönü olmayan bir ateştir; yakar ama inşa etmez. Bugün ihtiyacımız olan şey; aklını kullanan, ilmi önceleyen ve iradesini sağlam tutan bir duruştur. Çünkü güçlü olmak sadece bağırmakla değil, doğruyu bilmek ve onu sabırla savunmakla mümkündür.
Unutulmamalıdır ki tarih, pes edenlerin değil; direnenlerin omuzlarında yükselmiştir. Her büyük zafer, önce bir kalpte başlayan küçük bir umutla doğmuştur. O umut büyümüş, yayılmış ve bir gün bir ümmetin kaderini değiştirmiştir.
Bugün bize düşen, o ilk adımı atmaktır.
Pes etmeyen her yürek, aslında zaferin ilk müjdesidir. Ve belki de en karanlık an, sabaha en yakın olduğumuz andır.
