“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve doğrularla beraber olun.” (Tevbe, 119)
Bu ayet bir ahlak tavsiyesi değil; bir taraf çağrısıdır. Nötr kalma lüksünü ortadan kaldıran, insanı safını belirlemeye zorlayan ilahi bir uyarıdır. Zira hak ile batılın bu kadar iç içe geçtiği, yalanın bu kadar meşrulaştığı bir çağda, doğruyla beraber olmak başlı başına bir bedel işidir.
Bugün en büyük problemimiz şudur: Yanlışı biliyoruz ama sessiz kalıyoruz. Doğruyu tanıyoruz ama yalnız bırakıyoruz. Hakikati alkışlıyoruz ama arkasında durmuyoruz. İşte bu ayet tam da burada yakamıza yapışıyor: “Sadece doğruyu bilmen yetmez; doğrularla beraber olacaksın.”
Kur’an, hakikatin yalnız kalmasını bir felaket olarak görür. “Zulmedenlere meyletmeyin, sonra size ateş dokunur” (Hûd, 113) ayeti, yanlışa aktif destek vermeyi değil, yanlışa mesafesiz durmayı bile tehlike sayar. Demek ki suskunluk da bazen bir tercihtir ve çoğu zaman yanlışın lehinedir.
Rasûlullah (sav) bu gerçeği çok net ortaya koyar:
“Zulme engel olmazsanız, Allah’ın azabı yakındır.”
Bir başka hadisinde ise meseleyi daha da somutlaştırır:
“Sizden kim bir kötülük görürse onu eliyle düzeltsin; buna gücü yetmezse diliyle, buna da gücü yetmezse kalbiyle buğzetsin. Bu ise imanın en zayıf derecesidir.”
Bugün biz hangi noktadayız? Eliyle değil, diliyle bile değil; kalbiyle bile rahatsız olmayan bir konfora mı sığındık? Doğruyu söyleyenlerin “sert”, “uyumsuz”, “marjinal” ilan edildiği; yalana ayak uyduranların ise “makul” sayıldığı bir düzenin parçası mı olduk?
Kur’an bize sadece bireysel doğruluğu değil, kolektif bir duruşu emreder. “İyiliği emredip kötülükten sakındıran bir topluluk bulunsun” (Âl-i İmrân, 104) buyruğu, doğruluğun cemaatle güçleneceğini haber verir. Çünkü doğru, yalnız kaldığında kırılgandır; ama doğrular yan yana geldiğinde tarihi değiştirir.
Unutmayalım: Firavun’un zulmü, sadece Firavun’dan ibaret değildi. Onu ayakta tutan, sessiz kalan kalabalıklardı. Kur’an’ın bize ibret diye anlattığı kıssalar, geçmişe ait masallar değil; bugünün aynasıdır.
Bu yüzden ayet hâlâ diri, çağrı hâlâ geçerli:
“Allah’a karşı gelmekten sakının ve doğrularla beraber olun.”
Doğrular az olabilir. Yalnız olabilir. Bedel ödüyor olabilir. Ama bilinsin ki, hakikat hiçbir zaman kalabalıkların sayısıyla ölçülmedi. Ölçü nettir: Allah’ın razı olduğu tarafta mı duruyorsun, yoksa konforunun yanında mı?
Bugün iman, sadece inanmak değil; doğrunun safında durma cesaretidir. Ve belki de asıl soru şudur: Kıyamet günü “Ben doğruyu biliyordum” mu diyeceğiz, yoksa “Ben doğrularla beraberdim” mi?