Birileri vatandaşın parasını topluyor, fiyatı şişiriyor, kazancını alıp yurt dışına taşıyor. Geride boşalan hesaplar kalıyor. Sonra ülke aynı dövizi yeniden bulmak için uğraşıyor. Kendi birikimini kaybeden insan, bu kez pahalı finansmanın ve artan hayat pahalığının yükünü taşıyor. Bir soygunun faturası kaç defa ödenir?
MSCI’nin Türkiye kararı işte bu sorunun ortasına düştü. Kurum, Türkiye endekslerine yeni hisse girişlerini ve belirli yukarı yönlü güncellemeleri dondurdu. Bazı küçük şirketlerle bağlantılı fonlar üzerinden olası koordineli işlemleri ve gerçek sahiplik konusundaki kaygıları gerekçe gösterdi. Haziran 2027’ye kadar yeterli ilerleme sağlanamazsa daha alt piyasa sınıflandırmasını değerlendirecek. Türkiye’nin gelişmekte olan piyasa statüsü sürüyor.
Kararın sorduğu soru açık: Ayrı hesaplarda duran hisselerin kumandası kimde?
Bir şirketin payları farklı fonlarda görünür. Ancak kararları aynı çevre veriyorsa o görüntü yatırımcıyı yanıltır. Piyasada serbestçe dolaştığı sanılan hisseler dar bir grubun kontrolündedir. Fiyat yükselir, kalabalık büyür, vatandaş kazanç umuduyla sıraya girer. Oyunu kuran satmaya başladığında kapının herkese yetmediği anlaşılır.
BlackRock gibi devleri de bu noktada tanımak gerekiyor. Bunlar emeklilik kurumlarının, şirketlerin ve bireylerin parasını yöneten varlık yönetim kuruluşlarıdır. BlackRock’ın iShares markası altında Türk hisselerine yatırım yapan fonları da bulunuyor. MSCI endeksleri oluşturur. Endeks izleyen fonlar, portföylerini o endeksin kurallarına göre düzenler. Sınıflandırma değişince ilgili fonların alacağı veya satacağı hisseler de değişir.
Büyük fon alırken yeterli satıcı bulamazsa fiyat yükselir. Satarken yeterli alıcı bulamazsa düşer. Aynı endeksi izleyen fonların aynı yöne gitmesi için yöneticilerin birbirini araması gerekmez. Kurallar onları aynı kapıya getirir. Alıcıların çekildiği, hisselerin dar ellerde toplandığı piyasada o kapı daha da küçülür.
Ülkenin döviz hesabı da tam burada devreye girer.
Türkiye cari açık veriyor. Merkez Bankasının eylül toplantı özetinde, haziran itibarıyla yıllık açık 38,9 milyar dolar olarak açıklanmıştı. Eylül kararında politika faizi yüzde 37’de tutuldu. Enflasyonla mücadele için sürdürülen yüksek faiz, işletmelerin önüne pahalı kredi olarak çıkıyor. Yüksek getiri ise kur beklentilerine bağlı olarak yabancı sermayenin lira cinsi varlıklara ilgisini artırıyor.
Bu politikanın üreticiye bir bedeli var. İşletme sermayesi pahalanıyor, yatırımın geri dönüş hesabı bozuluyor. Finansman yükünü taşıyamayan firma küçülüyor. Küçülme işten çıkarmaya dönüştüğünde işsizlik büyüyor. TÜİK’in ağustos verisinde sanayi üretiminin yıllık yüzde 1,9 gerilemesi, üretim cephesindeki sıkışmayı gösteriyor. Böyle bir dönemde tasarrufların yağmalanması, zaten ağır olan yükü büyütüyor.
Manipülasyon kazancı dövize çevrilip dışarı taşındığında mevcut dış finansman ihtiyacı ağırlaşır. Ülkede kalacak kaynak gider, rezervler üzerindeki baskı artar. Kur baskısı enerjiye, ham maddeye ve makineye uzanır. Üretici daha pahalı girdiye, vatandaş daha pahalı hayata mahkûm olur. Hangi hesaptan ne kadar para çıkarıldığı ise banka kayıtlarıyla, transfer zincirleriyle ortaya konulmalıdır.
Buradaki açgözlülüğün de adını koyalım. “Bir ayda ikiye katlanır” sözü duyulunca şirketin bilançosunu soran azalır. Komşu kazanmıştır, arkadaş yetişmiştir, insan geç kaldığını düşünür. Manipülatörün beklediği kalabalık böyle oluşur. Kendi çıkışını başkasının hayaliyle finanse eder. Sonunda kazanç birkaç hesapta toplanır, zarar binlerce eve dağılır.
Türkiye’nin çevresinde savaş ve çatışmalar sürerken ekonominin dayanıklılığını aşındırmak ülkenin güvenliğine zarar verir. Bu örgütlü yağmayı siyasi anlamıyla ekonomik terör olarak görüyorum. Vatandaşın emeğini sömürmek, üretime gidecek kaynağı kurutmak ve ülkeyi dış finansmana daha bağımlı bırakmak, toplumun geleceğini hedef almaktır.
Konunun ağırlığı buradadır.
Öyleyse hesap da bu ağırlıkla sorulmalıdır.
Fon olayında kimin dahli varsa soruşturma ona ulaşmalıdır. Şirket patronu, fon yöneticisi, aracı, denetçi veya kamu görevlisi olması sonucu değiştirmez. Arkasında siyasi güç varsa o güç de hesap vermelidir. Dosya ahbap çavuş ilişkileriyle örtülemez. Bir telefonla bekletilemez. Suçu işleyenin yanında koruyan, kolaylaştıran, delili gizleyen de ortaya çıkarılmalıdır.
Üstelik bu hesap yalnızca kaybolan parayla sınırlı tutulmamalıdır. Zedelenen piyasa güveni, artan finansman yükü ve vatandaşın uğradığı zarar da soruşturmanın bütünlüğü içinde değerlendirilmelidir.
SPK, MASAK, Borsa İstanbul ve savcılıklar işlemlerle para hareketlerini birlikte incelemelidir. Gerçek sahipler açıklanmalı, bağlantılı hesaplar eşleştirilmeli, yurt dışındaki suç gelirleri uluslararası iş birliğiyle takip edilmelidir. Hukuki tedbirler gecikmeden uygulanmalı, haksız kazanç kanundaki ifadesiyle en az iki misliyle geri alınmalıdır. Fonlarda değerleme, saklama ve yoğunlaşma denetimleri sıkılaştırılmalıdır. Denetimin sonucu kamuoyuna açıklanmalıdır.
Kanıtlanan suçlara ağır hapis cezaları uygulanmalı, sorumluların piyasa faaliyetleri kısıtlanmalı, mağdurların zararının giderilmesi izlenmelidir. Uzun vadeli yerli tasarruf güçlendirilmeli, büyük fon çıkışlarına karşı hazırlık yapılmalıdır. Türkiye döviz ararken vatandaşın parasını yağmalayanlara dokunulmazlık tanınamaz. Devletin gücü, küçük yatırımcıya öğüt vermesinde değil, büyük hesabın sahibine hesap sorabilmesinde görülür.