Bir şirketin üretimi yerinde sayarken hissesi katlanıyorsa, o yükselişin parasını sonunda birileri öder. Fiyat yükseldikçe kazanç iştahı büyür. Kazananların anlattıkları yayılır, riskler duyulmaz olur. “Bu kadar insan kazanıyorsa ben neden dışarıda kalayım?” düşüncesi, hesabın önüne geçer.

Fon krizini değerlendirirken bu gerçeği atlayamayız. Birikimini korumak isteyenlerle olağanüstü kazancın peşine düşenler aynı piyasada buluştu. Yatırımcıların tercihleri, fon yöneticilerinin işlemleri ve denetimin etkinliği birlikte sorgulanmalı. Türkiye’nin ekonomik güvenliği bakımından mesele, paranın hangi faaliyetle kazanıldığı ve nereye yöneldiğidir.

Rakamlar sert. MKK’nin (Merkezi Kayıt Kuruluşu) verilerinde toplam pay senedi portföy değeri ağustos sonunda 22,91 trilyon liraydı. Eylül sonunda 17,58 trilyona geriledi. 22 Ekim’deki piyasa ekranında 15,61 trilyon lira görünüyor. Ağustos sonundan bu tarihe kadar piyasa genelindeki azalma yaklaşık 7,3 trilyon lira, yani 146 milyar dolar.

Bu dönemin bilançosunu yalnızca hesap ekranlarından okumak yetmez. Sermayenin dağılımı, üretimin finansmanı, yatırımcının davranışı ve kurumlara duyulan güven de aynı tablonun içindedir.

Türkiye açısından altı noktaya bakalım.

1. Tasarrufun yanlış adrese gitmesi. Bir işletmenin fiyatı üretiminden, satışından ve kârlılığından koparak yükseldiğinde, tasarruflar ekonomik performans yerine fiyat hareketinin peşine takılır. Yeni fabrika kuracak, teknoloji geliştirecek işletmeyle yükselişi sürekli konuşulan hisse aynı para için yarışır. Kolay kazanç beklentisi ağır bastığında üretken yatırım geri düşebilir. Ekonomik güvenlik, ülkenin birikiminin hangi işlere kaynak sağladığıyla doğrudan ilgilidir.

2. Aşırı kâr beklentisinin riski örtmesi. SPK’nin (Sermaye Piyasası Kurulu) açıklamasına göre yedi portföy yönetim şirketinin 131 fonu tasfiye kapsamına alındı. Bu fonlarda 455 bin 758 tekil yatırımcı bulunuyor. Yüksek getiri karşısında yatırımcının sorması gereken soru basittir: Bu para nasıl kazanılıyor? Fonun hangi varlıklara yatırım yaptığı, gerektiğinde bunları satıp satamayacağı ve getirinin kaynağı sorgulanmalıdır. Kazanç arzusunun bu soruları susturması, riski ortadan kaldırmaz. Yalnızca görünmez hâle getirir.

3. Yönetim ve denetimin sorumluluğu. Yatırımcının yüksek kazanç istemesi, fon yöneticilerinin sorumluluğunu azaltmaz. Toplanan paranın nerede değerlendirildiği, ilişkili şirketlerle hangi işlemlerin yapıldığı, fiyatların nasıl oluştuğu açıklanmalıdır. Aynı hisselerde yoğunlaşan fonlarla birbirine bağlı şirketler ayrı dosyalar gibi incelenirse para ağının bütünü gözden kaçar. Ekonomik istihbaratın işe yarayacağı yer burasıdır. Olağan dışı büyümeyi, işlem bağlantılarını ve ödeme kapasitesindeki bozulmayı zamanında belirlemek gerekir.

4. Paranın yurt dışına uzanan yolu. Basında yer alan haberlere göre Pusula Holding Başkanı Serdar Turhan’la bağlantılı iki şirketin Londra’daki Barclays hesaplarında 29,2 milyon sterlin donduruldu, iade süreci başlatıldı. Aynı haberlerde İsviçre bağlantılı şüpheli para hareketlerinin 4,087 milyar liraya ulaştığı aktarılıyor. Bu kaynakların yurt dışına taşınması, içeride yatırım ve finansman için kullanılabilecek birikimin başka hesaplarda tutulması demek. Usulsüz transferler, yatırımcıların alacaklarına ulaşmasını güçleştiriyor. Tahsilat yabancı ülkelerdeki adli süreçlere bağlanıyor. Sermaye kaçışının yaygınlaşması ise döviz talebini ve dış finansman baskısını artırabilir. Ekonomik güvenlik açısından mesele, paranın geri getirilmesi kadar bu yolların zamanında kapatılmasıdır.

5. Finansman kanalının daralması. Pay yatırımcısı sayısı ağustos sonundaki yaklaşık 6,81 milyondan 22 Ekim’de 6,57 milyona geriledi. Net azalma yaklaşık 240 bin. Güven kaybeden piyasa, dürüst çalışan şirketin de sermayeye ulaşmasını zorlaştırabilir. Yatırımcı, şirketin bilançosunu incelemek yerine piyasadan bütünüyle uzaklaşırsa üretimin finansmanı zarar görür. İç tasarrufun yatırıma dönüşmesi güçleştiğinde dış kaynağa ihtiyaç artabilir. Bir fon hesabında başlayan sorun, ülkenin finansman kırılganlığına bu kanaldan ulaşır.

6. Zararın paylaşılması ve hesabın verilmesi. 66 fon kapsamında 45 bin 747 kişiye 40,8 milyar lira ödendiği aktarılıyor. Fonların tasfiyesine ilişkin 7596 sayılı kanun da 22 Ekim’de Mecliste kabul edildi. Metin, şartları sağlayan yatırımcılara bir milyon liraya kadar ara ödeme imkânı getiriyor. Kimin ne yatırdığı, ne çektiği, hangi varlığın satıldığı ve sorumlulardan ne tahsil edildiği anlaşılır biçimde açıklanmalıdır.

Yatırım kararının sorumluluğu ile usulsüz işlemin sorumluluğu ayrı belirlenmelidir. Kazanç beklentisi, yöneticinin hesap verme yükümlülüğünü kaldırmaz. Denetimin görevi de tehlike büyürken seyretmek değildir. Hesap herkesten sorulmalıdır.

Merkezi Kayıt Kuruluşunun 22 Ekim ekranında toplam fon değeri 9,73 trilyon lira. Bu büyüklük, güvenilir fon yönetiminin Türkiye için taşıdığı önemi anlatıyor. Mesele yalnızca geçmiş zararı kapatmak değil, sonraki birikimin nereye gideceğidir.

Kolay kazancın itibarı üretimin önüne geçtiğinde, bedeli yalnızca son alıcı ödemez. Kurallara uyan işletme, tasarrufunu yatırıma dönüştürmek isteyen vatandaş ve sermaye arayan girişimci de etkilenir.

Yatırımcı kazancın kaynağını sorgulayacak. Yönetici hesabını verecek. Denetleyici risk büyürken görevini yapacak. Türkiye’nin ekonomik güvenliği, bu sorumlulukların hiçbirinin diğerine havale edilmemesini gerektiriyor.