Avrupa sokaklarında yükselen öfkenin arkasında büyük bir ekonomik hesaplaşma var. Fransa’da öğrenciler, İtalya’da işçiler, Belçika’da sendikalar, İspanya ve Portekiz’de yüksek kiralardan bunalan insanlar meydanlarda. Talepler farklı, ortak kaygı aynı. Gelecek, geçmişten daha pahalı ve daha belirsiz görünüyor. Dünyanın en zengin coğrafyalarından biri nasıl bu noktaya geldi?

Avrupa, uzun yıllar yararlandığı barışın ekonomik getirisini kaybederken güvenliğin büyüyen faturasıyla karşılaşıyor.

Soğuk Savaş sonrasında birçok Avrupa ülkesi savunma harcamalarını görece düşük tutabildi. Kaynakların daha büyük bölümü eğitime, sağlığa, altyapıya ve sosyal hizmetlere yöneldi. Ucuz Rus gazı fabrikaları çalıştırdı. Çin’den gelen ürünler tüketimi ucuzlattı. İşleyen ticaret yolları, Avrupa sanayisinin küresel pazarlara erişimini kolaylaştırdı.

Önce COVID salgını üretimi ve tedarik zincirlerini bozdu. Ardından Rusya-Ukrayna savaşı enerji düzenini değiştirdi. AB’nin doğal gaz ithalatında Rusya’nın payı 2021’de yaklaşık yüzde 45 iken 2025’te yüzde 13’e geriledi. Avrupa yeni tedarikçiler buldu, fakat maliyet ve fiyat oynaklığı sorunu ağırlaştı. Enerji yoğun sektörlerde elektrik fiyatlarının ABD ve Çin’in üzerinde kalması rekabet gücünü aşındırdı. Bu farkın anlamı bir fabrikanın bilançosunda açıkça görülüyor. Aynı ürünü daha yüksek elektrik faturasıyla üreten şirket ya fiyatını artıracak ya kârından vazgeçecek ya da üretimini başka yere taşıyacak. Her üç ihtimal de Avrupa için sorun. İşten çıkarmalar, ertelenen yatırımlar ve zayıflayan ihracat birbirini besliyor.

Ticaret yollarında da benzer bir kırılma yaşandı. Rusya üzerinden geçen kuzey güzergâhının cazibesi azaldı. Hürmüz Boğazı’ndaki savaş kaynaklı kesintiler enerji sevkiyatını sarstı. Kızıldeniz’deki Husi saldırıları birçok gemiyi Ümit Burnu’na yönlendirdi. Ekim 2026 verilerinde Süveyş Kanalı’ndaki taşıma kapasitesi kriz öncesinin yüzde 36 altında kaldı. Uzayan yol, yakıt, sigorta, navlun ve stok maliyeti demek. Bir konteynerin geç gelmesi fabrikadaki üretim planını, mağazadaki fiyatı, ithalatçının finansman ihtiyacını etkiliyor. Üstelik enerji ve taşımacılıktaki kesintiler aynı anda yaşandığında işletmelerin güvenli tedarik için daha fazla stok tutması gerekiyor. Daha fazla stok da daha fazla işletme sermayesi demek.

Peki Avrupa bu faturayı hangi üretim gücüyle ödeyecek?

Çin, otomobilden bataryaya, güneş panelinden makineye uzanan üretim kapasitesiyle Avrupa şirketlerini sıkıştırıyor. Kapasite fazlası fiyat rekabetini keskinleştiriyor. ABD’nin gümrük vergileri ve sanayi teşvikleri yatırım kararlarını değiştiriyor. Avrupa ise teknoloji açığını kapatmaya, verimliliği artırmaya ve yeşil dönüşümü finanse etmeye çalışıyor.

Avrupa’nın eski avantajı yüksek teknolojiyle desteklenen güçlü sanayiydi. Şimdi enerji pahalı, dış pazarlar daha rekabetçi, yeni yatırımlar ise giderek daha büyük sermaye gerektiriyor. Fabrikaların geleceğiyle çalışanların ücret beklentisi aynı düğümde birleşiyor. Bu yüzden sanayi politikası giderek doğrudan bir toplumsal refah meselesine dönüşüyor.

Büyüme bu yükü taşımakta zorlanıyor. AB ekonomisi 2026’nın üçüncü çeyreğinde yıllık yüzde 1,5 büyüdü. Eylül ayında genç işsizliği yüzde 15,5 düzeyindeydi. Sanayi maliyetleriyle hane bütçeleri arasındaki sıkışma, meydanlara yansıyan hoşnutsuzluğun ekonomik zeminini oluşturuyor.

Bir de savunma faturası var. NATO üyeleri 2035’e kadar millî gelirlerinin yüzde 5’ini savunma ve güvenlikle bağlantılı harcamalara ayırmayı taahhüt etti. Avrupa artık güvenliğe daha fazla kaynak ayırırken eğitim, sağlık, emeklilik ve altyapı harcamalarının finansmanını da sürdürmek zorunda.

Üstelik kamu kasaları zaten zorlanıyor.

Maastricht mali ölçütlerinde bütçe açığı için yüzde 3, kamu borcu için yüzde 60 referans değerleri var. AB’nin kamu borcu 2025’in ikinci çeyreğinde millî gelirin yüzde 81,4’üyken 2026’nın aynı döneminde yüzde 82,9’a çıktı. Fransa, İtalya, Belçika ve İspanya’da borç oranları yüzde 100’ün üzerinde. Borç faizleri yükseldikçe devlet bütçesindeki hareket alanı daralıyor. Maastricht ölçütlerinin gündeme geldiği yıllarda Avrupa ortak para birimini mali disiplinle desteklemeyi hedefliyordu. Bugün birçok ülkede o sınırlar aşılmış durumda. Artan savunma harcamalarıyla mevcut borç yükünün birleşmesi, hükümetleri vergiler, kamu yatırımları ve sosyal transferler arasında daha sert tercihler yapmaya itiyor. Sokaktaki vatandaş için bu tercihler ulaşım ücretine, okul bütçesine ve emeklilik düzenlemesine dönüşüyor.

Yaşlanan nüfus emeklilik ve sağlık harcamalarını artırıyor. Göçün yönetimi ve entegrasyon sorunları bazı kentlerde kamu hizmetleri üzerindeki tartışmaları büyütüyor. Konut fiyatları 2026’nın ikinci çeyreğinde AB genelinde yıllık yüzde 4,7 arttı. Gençlerin ev kurması, birikim yapması ve gelecek planlaması zorlaşıyor.

Bu gelişmeler Türkiye’yi de ilgilendiriyor. Avrupa’daki ekonomik yavaşlama ihracatımızı zorlayabilir. Buna karşılık Orta Koridor, enerji taşımacılığı ve savunma sanayisi yeni ticaret ve üretim imkânları sunuyor.

Avrupa uzun yıllar barışın ekonomik getirisinden yararlandı. Şimdi güvenliğin, enerjinin ve üretimin bedeli yükseliyor. Sokakların sorduğu soru açık. Avrupa, güvenliğini güçlendirirken vatandaşının alıştığı refahı hangi kaynakla sürdürecek?