Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda İsrail’e yönelik sözler bu kez de sertti. Gazze’deki yıkım anlatıldı, Lübnan’ın egemenliği hatırlatıldı, Suriye’deki işgal kınandı. Liderler kürsüden indiğinde sahadaki gerçek değişmemişti. Filistinlilerin toprağı daralıyor, komşu ülkelerin sınırları ihlal ediliyordu.
İsrail yönetimi bütün bunların üzerine tek kelime yazıyor. Güvenlik.
Gazze’de abluka altında büyüyen bir çocuk için güvenlik ne anlama geliyor? Tedavi görmek için sınırın açılmasını bekleyen bir hasta, evinin enkazında yakınlarını arayan bir aile için? İsrail kendi güvenliğinden söz ederken Filistinlilerin hayatını bu hesabın dışında tutuyor. On yıllardır süren işgal ve yerinden edilme, Gazze’deki abluka ve tekrarlanan saldırılarla birleşti. Son yıllardaki bombardıman yıkımı korkunç bir boyuta taşıdı. Ölenlerin arasında kadınlar, çocuklar, yaşlılar ve hastalar var. Güvenlik sözcüğü bu ölümlerin üzerini örtemez.
Filistin toprakları yıllardır başka bir yöntemle de daraltılıyor. İşgal altındaki Batı Şeria’da İsrail yerleşimleri genişliyor. Filistinlilerin evleri yıkılıyor, topraklarına erişimleri engelleniyor, günlük hayatları kontrol noktalarına sıkışıyor. Bir yerleşim büyürken yanı başındaki köyün yaşama imkânı küçülüyor. Bir aile zeytinliğine gidemiyor. Çocuklar okullarına ulaşmak için askerî engelleri aşmak zorunda kalıyor.
Yerleşimler için “müzakere konusu” deniyor. Oysa müzakere masası kurulmadan önce toprağın üzerinde fiilî durum kuruluyor. Yol açılıyor, konut yapılıyor, çevresine güvenlik kuşağı çekiliyor. Filistinli çiftçi kendi arazisine ulaşmak için izin ararken yerleşimciye yeni bir yaşam alanı sunuluyor. Barış görüşmesi başladığında İsrail, yıllar boyunca değiştirdiği coğrafyanın tanınmasını istiyor.
Gazze’de ise abluka, ağır yıkım, yerinden edilme ve askerî kontrol altındaki alanlar var. Batı Şeria’daki yerleşim genişlemesi ile Gazze’deki askerî kontrolün yöntemleri farklı. Filistinlilerin önündeki soru aynı. İnsan kendi toprağında ne kadar yer kaybederse evsiz sayılır?
Hukukî tablo açık. Dördüncü Cenevre Sözleşmesi’nin 33. Maddesi toplu cezalandırmayı yasaklıyor. Uluslararası Adalet Divanı, 2024 tarihli danışma görüşünde İsrail’in işgal altındaki Filistin topraklarındaki varlığını hukuka aykırı buldu. Yerleşim faaliyetlerinin durdurulmasını da istedi. Buna rağmen Batı Şeria’da yerleşim politikası sürüyor. Her yeni inşaat, kurulacağı söylenen Filistin devletinin toprağını biraz daha parçalıyor.
Lübnan’da İsrail’in saldırıları ve askerî varlığı güneyde yaşayanların hayatına yerleşmiş durumda. Evine dönecek bir aile, önce köyünün yeniden hedef alınıp alınmayacağını düşünüyor. BM Güvenlik Konseyi’nin 1701 sayılı kararı silahlı faaliyetlerin durmasını ve İsrail güçlerinin çekilmesini öngörüyor. Karar masada dururken insanlar hâlâ sınırdan uzaklaşmak zorunda kalıyor. Diplomasi konuşuluyor, sivil hayat beklemeye alınıyor.
Suriye’de işgal çok daha eski. Güvenlik Konseyi, İsrail’in Golan Tepeleri’ni ilhak kararını 1981’de geçersiz saydı. Aradan geçen yıllar bu hükmü değiştirmedi. İşgal sürdü. İsrail askerlerinin 1974’te belirlenen ayrıştırma alanındaki hareketleri de BM kayıtlarına ihlal olarak geçti. Suriye’nin iç savaştan yıpranmış olması, komşusuna topraklarında ilerleme hakkı vermiyor.
Türkiye açısından bu tabloya Ege ve Doğu Akdeniz de ekleniyor. İsrail ile Yunanistan’ın savunma işbirliği derinleşirken Atina’nın hava savunmasına ilişkin anlaşmaları askerî dengeyi etkiliyor. Ankara’nın bu yakınlaşmanın sonuçlarını izlemesi ve kendi çıkarlarına göre karşılık vermesi gerekiyor.
PKK ile İsrail arasında ilişki kurulduğuna dair yıllardır dile getirilen iddialar da belgelerle aydınlatılmalı. Kimlerin, hangi dönemde, nasıl bir bağ kurduğu ortaya çıkarılmalı. Türkiye’nin güvenliğini ilgilendiren böyle bir mesele söylentilerin eline bırakılamaz.
Bu manzaranın dünya siyaseti açısından da bedeli var. Güçlü bir devlet sınırları istediği gibi değiştirebilir, ardından bunu güvenlik diye açıklayabilirse toprak bütünlüğü ilkesi aşınır. Aynı ilkeyi başka savaşlarda savunup Filistin’de uygulamamak, hukuka duyulan güveni tüketir.
New York’taki konuşmalara dönelim. İsrail yönetimi o sözleri daha önce de duydu. Sonra Batı Şeria’da yerleşimler büyüdü, Gazze’de hayat yıkıldı, Lübnan sınırında korku sürdü, Golan’da işgal devam etti. Aynı sonuç tekrarlandıkça kınamaların ağırlığı azalıyor. İsrail’i durduracak olan, alınmış kararların uygulanmasıdır.