Yeni Türk nesillerinin en büyük eksikliği, kendi tarihini hakkıyla bilmemesi, tanıyamamasıdır. Onlara, Türk tarihini anlatacak değerli tarihçilerimiz ve yazarlarımızın eserleriyle bu gençliğini dikkatini çekmek gerekiyor.
Değerli tarihçi yazar Turgut Güler Beyefendi şanlı tarihimizin çeşitli dönemlerini romanlarında anlatan çok kıymetli bir edibimizdir. Eserleri, son yıllarda ardarda Ötüken Neşriyat tarafından kültür hayatımıza kazandırılıyor.
Yazarımızın yeni eseri: Deryaların Sultanı Barbaros Hayreddîn Paşa'nın Romanı. Akdeniz'de malum bu sıralarda yine fitne kazanları kaynıyor. Emperyalist ülkeler burada da haksızca egemenliklerini kurmaya çalışıyor. Tam da bu günlerde Barbaros romanı, bizi şanlı tarihimize alıp götürmekte ve ecdadımızın burada nasıl asırlarca hüküm sürdüğünü herkese hatırlatmaktadır.
Muhteşem tarihimize, bilhassa denizcilik tarihine meraklı dostlarımızın bu eseri bir an önce okumalarını tavsiye ediyorum. Nihad Sami Banarlı ve Ahmet Kabaklı gibi hocaların yakınında bulunan, onlardan ders alan, bugün rahmete kavuşmuş bulunan birçok ilim, kültür ve sanat adamıyla beraber çalışmış bulunan yazarımız Turgut Güler ile yaptığımız mülakatı sunuyorum:
Efendim muhtelif yayınevlerinde ama bilhassa Ötüken Neşriyat'dan okuyuculara ulaşan kıymetli eserleriniz var. Mesela Orhun'dan Tuna'ya Uluğ Türkler, Takı Taluy Takı Müren (Daha Deniz Daha Irmak), Cihangîr Tûğlar-Selîmname, Ejderlerin Beklediği Hazîne-Türkçe Üzerine Düşünceler, Şehsüvar-ı Cihangîr-Fatihname… Demir Kuşaklı Cihangîr Süleymanname Bir bakıma Türk tarihini bir bütün olarak görüyor ve anlatıyorsunuz? Hedefiniz nedir?
Âciz kanaatimce, yeni Türk nesillerinin en büyük eksikliği, kendi tarihimizi hakkıyla bilmemesi, tanıyamamasıdır. Onlara, Türk tarihini anlatacak üslûbun peşindeyim. Bendeniz, bu üslûba Türk tarîh romantizmi diyorum. Burada kastettiğim anlatma şekli, kat'iyyen akademik değildir. Bu yüzden de, bendeniz tarihçi değilim. Tarihçilik, ayrı ve dahî ağır bir iştir. Ben, kendi kabımca, herkesin bildiği veya bilmesi gereken tarihî hakikatleri, sevimli bir üslup kalıbına sokmaya çalışıyorum. Bunda ne kadar muvaffak olduğuma, elbette aziz okuyucular karar verecektir.
Deryalar Sultanı Hızır Hayreddin Paşa
Yeni eseriniz Deryaların Sultanı Barbaros Hayreddîn Paşa diğer eserleriniz gibi çok kıymetli. Bu romanınızda Yahya Kemal'in baktığı pencereden bakıyor ve Akdeniz'i bir "Osmanlı" ve "Türk Gölü" haline getiren komutanı anlatıyor ve okuyucuya da sevdiriyorsunuz. Zat-ı alinizin Gazavat-ı Hayreddin Paşa'yı esas alarak yazdığınız Deryalar Sultanı, denizlerde Türk satvet ve hakimiyetinin kurulduğu 16. asrın pek çok büyük adamından birinin, karaları demir kuşaklı cihan pehlivanlarıyla tutan Osmanlı-Türk Cihan Devleti'nin Akdeniz sularını ve kıyılarını onun eliyle boydan boya kavradığı büyük kahramanımız Hızır Hayreddin Paşa'nın romanı. Bu romanın sinemaya aktarılması çok iyi olur diye düşünüyorum, ne dersiniz?
Efendim, yazması bizden, gerisi film sektöründeki kıymetli nazarların himmet ve ferasetine kalmış. Niçin olmasın. Barbaros için düşündüğünüz bu film, hatta dizi film ihtimalini, bendeniz, Değirmen Taşı-Akşemseddin'in Romanı / Taşı Yenen Adam-Mîmar Koca Sinan'ın Romanı / Güneşli Bir Nîsan Günü-Bektaş Ağa'nın Romanı / Ötüken Yış-Gök Gözlü Gök Yeleli Bozkurt'un Romanı kitapları için de düşünmekteyim. Bilhassa Akşemseddin çalışması, dizi film için pek uygun yapıda. Elbette, bunu değerlendirecek olanlar, film sektörünün hamiyet sahipleridir.
Türkçenin başı ciddî şekilde ağrımakta
Ejderlerin beklediği Hazine eserinizde Türkçe üzerine kıymetli düşüncelerinizi bir araya getirdiniz. Ali Şîr Nevaî'nin "ejderlerin beklediği hazîne" olarak tarif ettiği Türkçe, size göre de Türk'ün var oluş sebebidir. Türkçeye sahip çıkılması konusunda geçmişten beri büyük bir mücadele yapılıyor. 1980'lerde Tercüman gazetesinin "Yaşayan Türkçe" kampanyasını, hocalarımızın kaleme aldığı makaleleri, gazetede bunların uyandırdığı akisleri ve daha sonra üç cilt halinde bir eser olarak neşredildiği günleri hatırlıyorum. Türkçe konusunda bir merhale alındı mı? Türk Dil Kurumu 12 Eylül'den sonra "Uydurukçacılar"dan kurtarıldı. Bugün Türkçe layıkı olduğu şekilde konuşulabiliyor mu, yazılabiliyor mu? Türçe yaremiz hakkındaki kanaatlerinizi lütfeder misiniz?
Maalesef, Türkçe'nin başı ciddî şekilde ağrımaktadır. Bunda, eğitim sistemimizin hissesi pek büyüktür. Her geçen gün bozulan aile yapımızın da, menfî manada desteği, dilimizi bir çıkmazın içine itmiştir. Tercüman Gazetesi'nin başlattığı "Yaşayan Türkçe" kampanyasının elbette pek çok müsbet faydası olmuştur. Ancak, en büyük kampanya adresi, Millî Eğitim Bakanlığı'dır. Millî Eğitm Balanlığı'nca desteklenmeyen hiçbir Türkçe kampanyasının başarıya ulaşması mümkün değildir. Bugün, Türkçeyi doğru yazıp konuşan insanların sayısı, nedret haldedir. Bunun, eğitim dışında bir sebebi ve dahi çaresi yoktur. İşe, oradan başlamak mecburiyeti vardır.
Efendim şimdi üzerinde çalıştığınız hangi eserler var, merak ediyoruz, bizi aydınlatır mısınız?
Şimdi üzerinde çalışmakta olduğum iki dosyam var. Birisi, Malazgirt Zaferi, ve Sultan Alp Arslan üzerine. Şu andaki adı "Cihangîr Savleti / Anadolu-Türk Düğününün Romanı". Belki, yazma faaliyeti ilerlediğinde, isminde değişiklik olabilir. Yahya Kemal, "Alp Arslan'ın Rûhuna Gazel" şiirine:
"İklîm-i Rûm'u tuttu Cihangîr savleti
Tarîh o işde gördü nedir şîr savleti"
beyti ile başlar. Bendeniz de, burada geçen "Cihangîr Savleti" tabirini, musavver romanımıza isim olarak düşündüm. Böylece "Cihangîr Tûğlar, Şehsüvar-ı Cihangîr, Demir Kuşaklı Cihangîr" kitaplarımıza, yeni bir kardeş ilavet etmeyi düşündüm. İkinci dosya, Sultan Dördüncü Murad Han Hazretleri'ni anlatmaya çalıştığımız "Son Cihangîr-Sultan Dördüncü Murad Han'ın Romanı" adını taşıyor. Allah ruhsat verir de bittiğini görür isek, "Cihangîr" serîmiz tamamlanmış olacak.
TURGUT GÜLER
1951 yılında Afyonkarahisar'ın Sultandağı ilçesine bağlı Dort (bugünkü Doğancık) köyünde doğdu. Âilesi, 1959 Ocağında Aydın'ın Horsunlu kasabasına yerleşti. İlkokulu orada, Ortaokulu Kuyucak'da okudu. İki hafta kadar Nazilli Lisesi'ne devam ettikten sonra, Nazilli Öğretmen Okulu'na girdi. Bu okulun ikinci sınıfını bitirdiği 1968 yılında, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesi'ne kaydoldu. 1969-1973 yılları arasında, Yüksek Öğretmen Okulu hesabına, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarîh Bölümü'nde tahsîl gördü.
İstanbul Çapa'daki Yüksek Öğretmen Okulu'nun Kompozisyon ve Diksiyon Hocası olan Ahmet Kabaklı'nın başkanlığında kurulan Türkiye Edebiyat Cemiyeti'nde, bilahare bu cemiyetin yayınladığı Türk Edebiyatı Dergisi'nde vazîfe aldı. Bir tarafdan üniversite tahsîline devam etti, bir yandan da bahsi geçen derginin "mutfak" tabir edilen hazırlık işlerinde çalıştı. Metin Nuri Samancı'dan sonra da ikinci yazı işleri müdürü oldu (Mart 1973, 15. Sayı). Bu dergide yazı ve şiirleri yayımlandı.
1973 Haziranında üniversiteyi bitirdiğinde, Malatya Mustafa Kemal Kız Öğretmen Lisesi tarîh öğretmenliğine tayin edildi. Ahmet Kabaklı'nın arzûsu ile bu görevine başlamadı ve İstanbul'da kaldı, Türk Edebiyatı Dergisi'ndeki mesaîyi sürdürdü. 1975 yılında hem Edebiyat Cemiyeti (Bakanlar Kurulu kararıyla Türkiye kelimesi kaldırılmıştı), hem de Türk Edebiyatı Dergisi, maddî sıkıntılar yaşadı, dergi yayınına ara verdi. Bunun üzerine, resmî vazîfe isteği ile Millî Eğitim Bakanlığı'na müracaat etti.
Van Alparslan Öğretmen Lisesi'nde başlayan tarîh öğretmenliği, Mardin, Kütahya ve Aydın'ın muhtelif okullarında devam etti. 1984 yılında açılan Aydın Anadolu Lisesi'nin müdürlüğüne getirildi. 1992'de, okulun yeni binasıyla beraber adı da değişti ve Adnan Menderes Anadolu Lisesi oldu. Bu vazîfede iken, 1999 Ağustosunda emekliye ayrıldı. 2000-2012 yılları arasında, İstanbul'da, Altan Deliorman'a ait Bayrak Basım-Yayım-Tanıtım'da, yazı ve yayın çalışmalarına katıldı. Yine Altan Deliorman'ın çıkardığı Orkun Dergisi'nde, kendi adı ve müstear isimlerle (Yahya Balî, Husrev Budin, Ertuğrul Söğütlü) yazılar yazdı. İki kızı var.
Yayımlanmış Eserleri: Orhun'dan Tuna'ya Uluğ Türkler, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Takı Taluy Takı Müren (Daha Deniz Daha Irmak), Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 2014; Cihangîr Tûğlar-Selîmname, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Ejderlerin Beklediği Hazîne-Türkçe Üzerine Düşünceler, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015; Şehsüvar-ı Cihangîr-Fatihname, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015