Gazze’de ateşkes var deniyor. Ama sahada ölüm sürüyor. 10 Ekim 2025’te Şarm el-Şeyh’te imzalanan anlaşma, dünya kamuoyuna “savaş duruyor” diye sunuldu. Oysa o tarihten bu yana Gazze’de binin üzerinde Filistinli katledildi. Ateşkes, barışı değil; yalnızca yıkımın yöntemini değiştirdi.

Bombalar sustu denirken, hedefler değişti. Savaş artık tanklarla değil; planlarla, haritalarla ve sunum dosyalarıyla yürütülüyor. Davos’ta tanıtılan “Yeni Gazze” projesi bunun en açık göstergesi. Akdeniz kıyısına dizilen gökdelenler, turizm bölgeleri, veri merkezleri, limanlar ve havaalanları… Parlak görseller, temizlenmiş haritalar, büyük vaatler. Ama bu planların hiçbir yerinde Gazze halkı yok.

ABD Başkanı Donald Trump’ın sözleri aslında her şeyi ele veriyor:
“Ben özünde bir emlakçıyım.”
Bu itiraf, Gazze’ye neden bir insani felaket alanı olarak değil, boşaltılıp değerlendirilecek bir arsa gibi bakıldığını anlatıyor. Mesele barış değil; mesele mülkiyet.

Trump’ın damadı Jared Kushner’in verdiği rakamlar da bu zihniyetin devamı. 90 bin ton bomba, 60 milyon ton moloz… Ancak bu rakamlar bir savaş suçları bilançosu olarak değil, şantiye hazırlığı olarak sunuluyor. Önce yıkım, sonra “Yeni Rafah”, ardından “Yeni Gazze”. İsimler değişiyor, ama gerçek değişmiyor: Yıkılan bir şehir değil, tasfiye edilen bir irade.

Ateşkesin ikinci aşaması diye pazarlanan “silahsızlandırma” başlığı ise barışın değil, teslimiyetin adıdır. İsrail Gazze’den çekilmiyor. İnsani yardımlar tam serbest bırakılmıyor. Abluka sürüyor. Buna karşılık Filistin direnişinden, özellikle Hamas’tan silah bırakması isteniyor. Bu bir müzakere değil; kazananın şart dayatmasıdır.

Netanyahu açısından bu tablo hayati. Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin hakkında çıkardığı tutuklama kararı, iç politikada daralan alan, yaklaşan seçim atmosferi… Tüm bunlar “zafer” anlatısını zorunlu kılıyor. Hamas silahsızlandırılmadan, Gazze tamamen kontrol altına alınmadan bu hikâye tamamlanmış sayılmıyor. Bu nedenle baskı artıyor, saldırılar sürüyor, ateşkes kağıt üzerinde kalıyor.

Ortaya çıkan tablo tehlikeli: Gazze’nin fiilen bölünmesi.
Bir yanda “güvenlik kuşağı” adı altında kalıcı işgal alanları, diğer yanda yalnızca kontrol edilen bölgelerde yürütülen sözde yeniden inşa projeleri. Geri kalan yerler ise bombardıman, yoksulluk ve açlıkla terbiye ediliyor. Bu bir devlet kurma süreci değil; yönetilebilir bir enkaz üretme modeli.

Birleşmiş Milletler verileri hâlâ ürkütücü. Yaklaşık 1 milyon insan barınma koşullarından yoksun. 1,6 milyon insan ağır gıda güvensizliğiyle karşı karşıya. Ama Davos slaytlarında bunlar yok. Orada yalnızca “potansiyel” var, “yatırım fırsatı” var, “Ortadoğu’nun Rivierası” hayali var.

Oysa Gazze bir proje alanı değil.
Kahraman Bir halkın vatanı, hafızası ve direnişidir.

Bugün sorulması gereken soru şudur: Gazze yeniden mi inşa ediliyor, yoksa bombayla boşaltılıp gökdelenle pazarlanıyor mu?

Son Söz
Eğer barış, halkı dışlayan gökdelenlerle geliyorsa; bunun adı barış değil, emlak&yatırım ambalajına sarılmış bir işgaldir.