Önce şunu belirteyim: Nisa Suresi 69. ayetin ışığında, İslam âleminin sarsılmaz hiyerarşisini ve asırlardır süren tefrika oyunlarının perde arkasını kaleme aldığımız bu yazı; sahabe hürmeti ile Ehl-i Beyt muhabbetini aynı kalpte buluşturma gayretidir. Hatamız olur ise Allah affetsin.

Yüce Allah’ımız Nisa Suresi 69. ayetinde şöyle buyurur: “Kim Allah'a ve Resûl'e itaat ederse işte onlar; Allah'ın kendilerine lütuflarda bulunduğu peygamberler, sıddîklar, şehitler ve salih kişilerle beraberdir. Bunlar ne güzel arkadaştır!”

Bu ayet birçok hakikatin kapısını aralamaktadır. En başta biz Müslümanlara değişmez bir “İlahi Protokolü” göstermektedir. Hz. Peygamber Efendimizden (s.a.v.) sonra İslam âleminin rehberliğinde hilafette kimlerin bulunacağına işaret etmektedir. Bu ilahi sıralama; peygamberlik makamından sonra üstünlüğün sıddıkiyet makamında olduğunu, ardından şehitlerin ve salih insanların geldiğini de veciz bir şekilde ders vermektedir.

Sadece bu ayet bile adeta Şia dünyasına şunu haykırmaktadır: "Haddini bil! Sıralamayı kainatın sahibi olan Allah koyar, protokolü Allah belirler." Allah, onların ne güzel arkadaş olduklarını beyan ederken; sizler nasıl olur da “Hz. Ali’ye haksızlık yapıldı” diyerek bu ilahi dostluğa gölge düşürürsünüz?

Kur’an’ın haber verdiği gibi tecelli etmiş; Efendimizden sonra Sıddık-ı Ekber (Hz. Ebubekir) halife olmuş, peşinden de şehit sahabeler gelmiştir. Öyleyse bu itirazınız nedendir? Demek ki asıl gayeniz, bazı karanlık odakların oyununa gelerek İslam âleminde ihtilaf çıkarmak ve ümmeti zehirleyerek Ehl-i Sünnet çizgisinden saptırmaktır.

Biz Ehl-i Sünnet olarak şuna inanırız: Canımız ve ruhumuz feda olsun ki ilmin kapısı Hz. Ali’nin ve Peygamberimizin mübarek torunlarının canına kıyanlar, zaten ebedi hayatlarını mahvettiler. O mübarek neslin ahını alarak kendi felaketlerini hazırladılar. Artık mesele ahirete, Allah’ın mutlak adaletine kalmıştır. Hâşâ, siz Allah’ın intikam alacağından şüphe mi ediyorsunuz ki asırlardır matem tutuyorsunuz?

Sizin bu tavrınız Hz. Ali, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin Efendilerimize duyulan gerçek bir muhabbet değildir. Aksine, onlara yapılan zulmü bahane ederek Ehl-i Sünnet Müslümanlara kin gütmek, nefret kusmak, büyük sahabelere ve mübarek Hz. Ayşe validemize hakaret etmektir. Böyle bir Müslümanlık anlayışı olabilir mi?

Şunu bilmeliyiz ki; Allah zalimlerden mutlaka hesap soracak, Peygamberimizin o mübarek evlatlarını cennetin en yüce nimetleriyle mükafatlandıracaktır. Bizler de onları hayranlıkla izleyeceğiz. Öyleyse bu telaş ve asırlardır süren öfke niye? Katiller ve caniler ölüp gitmişken, nefretinizi neden sünnete ve İslam birliğine yöneltiyorsunuz?

Allah şahittir ki; Ehl-i Sünnet, sizlerden çok daha fazla Hz. Ali’ye ve Peygamber Efendimizin (s.a.v.) torunlarına hürmet ve muhabbet beslemektedir. Onların hayatlarını kendine örnek almakta, katilleri için ilahi adaletin tecellisini arzulamaktadır. Sizinkisi bir matem veya sevgi değil; siyaset oyunları üzerinden İslam âleminin birliğini bozma gayretidir. İran, Ehl-i Sünnet’e, Hz. Ömer gibi büyük sahabelere ve Hz. Ayşe validemize karşı güttüğü bu anlamsız düşmanlık sebebiyle, Hz. Peygamber’in emanetlerine sadakat göstermemektedir.

Son söz: Bizler yıldızlar gibi parlayan o mübarek sahabelerin ve Peygamber kokusu taşıyan Ehl-i Beyt’i istismar değil, müminler arasına nifak sokamak değil, onların her birini başımıza tac edenlerdeniz. Unutulmasın ki; Allah’ın belirlediği ilahi protokolü hiçbir beşeri hırs veya siyasi hesap değiştiremez. O’nun huzurunda kurulacak olan "Mizan", tüm gizli kinleri ve asırlık hesapları elbet açığa çıkaracaktır.

Bizim yolumuz nefret değil; o mübarek halkaya, o "En Güzel Arkadaşlar"a layık olma gayretidir. Rabbim bizleri, Nisa 69. ayetin sırrıyla o kutlu safta birleştirsin ve İslam âlemini tefrika zehrinden muhafaza eylesin. Amin.