Hz. Yakup’un (a.s.) Hz. Yûsuf’a (a.s.) söylediği şu cümle, bugün yaşadığımız çağın tam kalbine hitap ediyor:

“Ey oğlum! Rüyanı kardeşlerine anlatma; sonra sana bir tuzak kurarlar.” (Yûsuf, 12/5)

Bu ayet, sadece bir aile içi uyarı değildir. Bu ayet, insanın zaaflarını bilen bir vahyin, toplum psikolojisine tuttuğu berrak bir aynadır. Kur’an, kötülüğün her zaman açık bir düşman eliyle gelmeyeceğini söyler. Bazen en büyük yıkım, en yakın çevreden, en tanıdık yüzlerden yükselir. Haset, mesafe tanımaz; akrabalık da kardeşlik de onu otomatik olarak engellemez.

Bugün ise bambaşka bir tabloyla karşı karşıyayız. İnsanlar sırlarını korumak bir yana, neredeyse ifşa etmek için yarışıyor. Hayat planları, başarılar, kazançlar, çocuklar, evler, projeler, hatta ibadetler… Hepsi vitrine konuluyor. Sonra da aynı insanlar, bozulan ilişkilerden, artan düşmanlıklardan, görünmeyen darbelerden şikâyet ediyor. Oysa Kur’an daha baştan uyarıyor: Her kulak güvenli değildir, her bakış masum değildir.

Rasûlullah’ın (s.a.s.) “İşlerinizi gizli yürütün; çünkü her nimete haset eden vardır” uyarısı, bugünün teşhir kültürüne açık bir reddiyedir. Bu söz, korkaklığa değil; basirete çağrıdır. Zira İslâm, saf olmayı değil, uyanık olmayı öğretir. İyi niyet, tedbirsizliğin mazereti değildir.

Kur’an’ın “Ey iman edenler! Tedbirinizi alın” (Nisâ, 4/71) emri, bugünün Müslümanına şu soruyu sordurmalıdır: Biz gerçekten tedbirli miyiz, yoksa her şeyi Allah’a havale ettiğimizi sanarak sorumsuz mu davranıyoruz? Tevekkül, dikkatsizlik değildir. Tedbiri terk edip sonucu iman diye sunmak, ne Kur’an’la ne de sünnetle bağdaşır.

Modern çağın kuyuları artık çöldeki kuyular değildir. Bugün kuyular, sosyal medya akışlarında, sohbet gruplarında, ölçüsüz paylaşımlarda kazılıyor. İnsan, kendi kuyusunun yerini kendisi işaretliyor. Sonra da içine düştüğünde “neden oldu” diye soruyor. Oysa Kur’an, hasedin yıkıcı gücüne karşı açık bir uyarıda bulunur: "De ki: kıskandığı vakit kıskanç kişinin şerrinden “Sabahın rabbine sığınırım!" (Felak, 113/5)

Burada rahatsız edici ama gerekli bir gerçeği söylemek gerekiyor: Her “maşallah” içten değildir. Her tebessüm samimi değildir. Her yakınlık güven anlamına gelmez. Kur’an, mümini hayal âleminde değil, hakikat zemininde inşa eder. İman, insanı körleştirmez; bilakis daha dikkatli kılar.

Hz. Yakup’un yaptığı şey, oğlunu korkutmak değil; onu hayata hazırlamaktı. Bugün biz çocuklarımıza ne öğretiyoruz? Her şeyi anlatmayı mı, yoksa neyi kime anlatacağını bilmeyi mi? Çünkü aradaki fark, basit bir tercih değil; bir hikmet meselesidir.

Sonuç olarak şunu açıkça söylemek gerekir: Gizlilik, zayıflık değildir. Susmak, geri durmak değildir. Her doğruyu her yerde söylemek erdem değil; çoğu zaman basiretsizliktir. Kur’an’ın öğrettiği mümin tipi, kalbini Allah’a açar ama hayatını herkesin önüne sermez.

Ve belki de bu çağ için en ağır ama en gerekli cümle şudur:

Yûsuf’u kuyudan çıkaran Allah’tır;

ama bugün nice Yûsuf, kuyunun yerini kendi eliyle gösteriyor.