Dünya tarihi, sadece olayların değil; duruşların, tarafların ve vicdanların tarihidir. Her çağda zulüm kendine yeni isimler buldu. Kimi zaman Firavun oldu, kimi zaman Nemrut, kimi zaman Yezid… Bugün ise bu isimler değişmiş olabilir; fakat zulmün ruhu aynı kalmıştır. Dün saraylarda oturan zorba vardı, bugün ise küresel güç merkezlerinde, devlet aygıtlarında ve modern orduların gölgesinde aynı kibir, aynı hoyratlık hüküm sürmektedir.
Bugün zulmün adını açıkça koymaktan çekinmek, hakikate sırt dönmektir. ABD’nin küresel politikaları, İsrail’in işgalci zihniyeti, Trump’ın kibirli dili ve Netanyahu’nun kanla beslenen siyaseti; modern zamanların zulüm fotoğrafında yerini almıştır. Bunları görmezden gelmek, tarihin ibret dolu sayfalarını inkâr etmektir.
Ama mesele sadece zalimleri teşhis etmek değildir. Asıl mesele, onların karşısında nerede durduğumuzdur.
Çünkü tarih bize şunu öğretir: Her Firavun’un karşısında bir Musa vardır. Her Nemrut’un karşısında bir İbrahim çıkar. Ve her Yezid’in karşısında mutlaka bir Hüseyin durur.
Hüseyin olmak, sadece bir isim değil; bir tavırdır. Hüseyin olmak, zulme karşı susmamaktır. Hüseyin olmak, sayıca az olsan da hakikatten vazgeçmemektir. Hüseyin olmak, susuz bırakıldığında bile onurunu satmamaktır. Hüseyin olmak, baş eğmemektir.
Kerbela bir tarih değildir; bir ölçüdür. Kim haklı, kim zalim; kim suskun, kim direnen… Hepsini ortaya koyan bir mihenk taşıdır. Ve Kerbela hâlâ devam ediyor. Bugün farklı coğrafyalarda, farklı isimlerle, farklı yöntemlerle aynı imtihan sürüyor.
Peki biz neredeyiz?
Mazlumların feryadı göklere yükselirken, biz hangi saftayız? Konforun, korkunun ve suskunluğun yanında mı; yoksa hakikatin, direnişin ve izzetin yanında mı?
Hüseyin olmak, bedel istemeyen bir yol değildir. Bu yol, yalnızlığı göze almayı gerektirir. Bu yol, dünyalık hesapları bir kenara bırakmayı gerektirir. Ama aynı zamanda bu yol, insan olmanın, onurlu yaşamanın ve Allah katında değerli olmanın yoludur.
Zalimler tarih boyunca hep kazandığını sandı. Ama onların kazandığı sadece geçici bir güçtü. Hüseyin ise kalpleri kazandı, vicdanları kazandı, zamanı kazandı. Bugün Yezid’in adı lanetle anılırken, Hüseyin’in adı hürmetle, gözyaşıyla ve dua ile anılıyor.
İşte mesele tam da budur: Zamana direnmek.
Hüseyin olmak, çağın baskısına boyun eğmemektir. Gücün karşısında eğilmemektir. Hakikati eğip bükmemektir. Ve ne olursa olsun, doğru tarafta kalabilmektir.
Unutmayalım: Her çağ kendi Yezid’ini üretir. Ama o çağın izzetini belirleyecek olan, Hüseyin gibi durabilenlerdir.
Bugün ihtiyaç duyulan şey, yeni Hüseyinlerdir. Sayıca çok olmaları gerekmez. Yeter ki kalpleri diri, duruşları sağlam, sözleri hakikatin yanında olsun.
Çünkü tarih, zalimlerin gürültüsünü değil; direnenlerin sessiz ama sarsılmaz duruşunu yazar.