Dünya, gücünü çoğu zaman silahlarla, ekonomik yaptırımlarla ve ambargolarla ölçer. Oysa tarih bize defalarca şunu göstermiştir: Asıl güç, dış baskılara rağmen ayakta kalabilen iradedir. Bugün yıllardır ambargolarla kuşatılan bir ülkenin ayakta kalışı konuşulurken, asıl sorgulanması gereken şey şudur: Kim gerçekten güçlü?

“47 yıldır dünya İran’a ambargo uyguluyor ve İran ayakta… İran dünyaya 1 ay ambargo uyguladı, dünya dayanamıyor.”

Bu söz, sadece ekonomik bir gerçeği değil, aynı zamanda zihinsel ve ahlaki bir bağımlılığı da gözler önüne seriyor. Çünkü mesele sadece petrol, ticaret ya da para değildir. Mesele; üretim mi tüketim mi, bağımsızlık mı bağımlılık mı tercih edildiğidir.

Kur’ân-ı Kerîm bu hakikati asırlar önce haber veriyordu:

Eğer Allah size yardım ederse, sizi yenecek yoktur (Âl-i İmrân, 160).

Demek ki gerçek dayanıklılık; ne rezervlerde ne de uluslararası ittifaklarda gizlidir. O, imanla, sabırla ve direniş ruhuyla inşa edilir. Bugün bir toplum ambargo altında ayakta kalabiliyorsa, bu sadece ekonomik stratejilerle açıklanamaz; bu, aynı zamanda bir inanç ve direnç meselesidir.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de bu gerçeği şöyle ifade eder:

Hiç kimse için sabırdan daha hayırlı ve daha geniş bir nimet verilmemiştir (Buhârî, Zekât 10).

Sabır… Modern dünyanın en zayıf olduğu yer tam da burasıdır. Çünkü çağımız insanı hızlı tüketmeye, anında sonuç almaya ve konforundan asla ödün vermemeye alışmıştır. Bir aylık kesinti bile panik doğuruyorsa, bu bir zayıflığın işaretidir.

Oysa İslam tarihi, ambargolarla imtihan olmuş bir ümmetin destanlarıyla doludur. Mekke döneminde Müslümanlar, Şi’b-i Ebî Tâlib’de yıllarca süren ağır bir boykota maruz kaldılar. Aç kaldılar, yalnız bırakıldılar, kuşatıldılar… Ama teslim olmadılar. Çünkü onların dayandığı güç; dış dünyadan değil, iç dünyalarındaki imandan geliyordu.

Kur’an bir başka ayette şöyle buyurur:

Şüphesiz zorlukla beraber bir kolaylık vardır (İnşirah, 6).

Bugün bazı toplumlar zorluk karşısında çözülürken, bazıları daha da kenetleniyor. İşte fark burada ortaya çıkıyor. Ambargo, kimini yıkar; kimini ise ayağa kaldırır.

Asıl soru şudur:

Biz hangi taraftayız?

Tüketmeden yaşayamayan, konforu kaybedince dağılan bir toplum mu?

Yoksa yoklukta bile ayakta kalabilen, üretebilen ve direnebilen bir ümmet mi?

Unutulmamalıdır ki bağımlılık sadece ekonomik değildir; zihinsel bağımlılık daha tehlikelidir. Eğer bir toplum kendi kendine yetemeyeceğine inanıyorsa, en büyük ambargo zaten onun zihnine uygulanmıştır.

Son söz olarak:

Ambargolar, aslında güçsüzleri değil; kimin güçlü olduğunu ortaya çıkarır.

Ve gerçek güç, dışarıdan gelen destekle değil; içeride kurulan dirençle ölçülür.