Dile kolay... Tam 50 yıllık bir mücadele serüvenimiz gözlerimin önünde bir film şeridi gibi akıp gidiyor... Yarım asırlık bir serencamın hikâyesine bakıyorum... Nereden nereye?

Sevabı ve günahıyla, artı ve eksileri ile bizi kendi yolunda istihdam eden Rabbime hamd ediyorum... Tüm hata, kusur ve zaaflara rağmen bu yolda olmak, ne büyük bir nimet... Ne güzel bir lütuf...

Gençliğimizin toy ve tecrübesiz günlerinde yüce bir davayı yüklenmek ve düşe-kalka bugünlere gelmek kolay olmasa gerek... Çoğu zaman deneme-yanılma yöntemi ile yürümeye çalıştık... Yol haritamızı belirlemeye çabaladık...

Oturmuş bir mücadele geleneğinden yoksunduk... Yeterli bir birikim, donanım, deneyim sahibi değildik... Fakat inanmıştık, kararlılık, tutarlılık vardı ve en önemlisi samimiydik... Belki Rabbim bu yüzden bizi tüm yetersizliklerimize rağmen korudu...

Riyasız, ivazsız, garazsız ve koşulsuz bir fedakârlık vardı... İdealisttik, idare-i maslahatçı olmadık… İnandığımız değerler için bedel ödemeye hazırdık... Hasbilik, kalbilik, harbilik en güzel meziyetlerimizdi. Nefsi, hissi, fevri davranmak bizim için züldü...

Aramızda zaman zaman kırgınlık, kızgınlık, küskünlük, kavga olsa da aynı kulvarda koşmayı yeğledik...

Darbeler, depremler, depresyonlar, demir parmaklıklar, bitmeyen duraklar, değişen devranlara rağmen her devrin adamı olmadık; sadece adam gibi adam olma derdindeydik… Ne kadar olabildik? Ona tarih ve adil tanıklar karar verecek...

Üzüldük, ezildik, daraldık ama yine de dayandık... Ve dik durduk... Engellendik fakat eğilmedik... Kader dedik, sevk-i ilahi dedik, sabrı kuşandık…

Mahrumiyetler, mahkûmiyetler, mazlumiyetler yaşadık; şükür mahcubiyetimiz yok...

Mücadele ve mukavemet alın yazımızdı...

Soylu bir kavgamız, ulvi bir sevdamız, kuru gürültüye pabuç bırakmayan azim ve irademiz vardı...

​Yanılgılar, yanlışlıklar, yenilgiler, yalpalamalar yaşasak da yine ve yeniden diyerek yola revan olmayı becerdik...

​Soğuk şubatlar da, dar geçitlerde, zor zamanlarda, sarp yokuşlar da, zorlu sınavlarda bir şekilde yüz akı ile geçebildik…

Firelerimiz oldu... Çilelerimiz oldu... Maruz kaldığımız belalar oldu... Şükür ne davamızı ne de birbirimizi satmadık... Belki çokça ihmalimiz oldu ama ihanet olmadı...

​Alkışlandık, aşağılandık, ağladık, örselendik, ötelendik fakat dava ve davetimizden ödün vermedik...

​Demen o ki, yasak, kurak ve çorak günlerin hasılasıyız... Hâlâ hasarlı yanlarımız var... Hastalıklı davranışlarımız olabilir... Biz hüda-i nabit bir nesiliz...

​O netameli günlerden, sancılı süreçlerden, yakıcı gündemlerden bugünlere gelmek kolay olmadı... Ayartıcı algı ve olgulardan, zehirli düşüncelerden, baskıcı rejimlerden sağlam çıkabilmek, ayakta kalabilmek kolay olmasa gerek...

​Fetretimiz olsa da terkimiz olmadı... Nadasa kalsak da nadim olmadık...

​İfrat ve tefritler arasında çok zorlandık, şükür ki itidal ve istikametimizi yitirmedik... Teferruatta boğulmadık... Anlamsız tartışmalarda taşkınlık yapmadık...

​Zaman zaman cirmimizden büyük cümlelerimiz, boyumuzdan büyük iddialarımız oldu... Sorgu, tetkik, tahkik, tenkit alanında mahirdik... Bazen fazla cesur, hatta sınırları zorlardık… Günün sonunda geri adım atmasını da bilir, özeleştiri de bulunurduk...
Sanıyorum o günlerin sa’y ve samimiyeti sayesinde bizi fahiş hatalardan korudu...

​Çapımız neyse çabamız da o kadardı... Azınlık ve acemi idik ancak azimli ve adanmıştık...

Bizimki bir macera değil, bir mecra idi...

Bir hobi, bir heves değil, hakikat arayışıydı...

Sırasınca haksızlığa meydan okumaydı...

Bir hayal değil, gerçekçi bir hülya ve rüya idi...

Şunu biliyorduk; rüyası olmayanın kâbusu olur...

​Şükür ki krizlerin, kaosların, karanlıkların üstesinden gelebilmenin kavgasını vererek bugünlere geldik... Kolay olmadı... Cevrü cefa ile tehlikeli cendereleri aşarak yeni sınavların eşiğindeyiz...

​Amatör ruhumuzu yitirmeden, profesyonel açılımlar yapmak durumundayız...

​Yaşlıların tecrübesini, gençlerin enerjisi ile mezcetmek durumundayız...

Üç kuşak bir arada aynı davaya omuz vermek mecburiyetindeyiz...

​Mücadele geleneği içerisinde yenilenme ihtiyacı duyabiliriz... Dinamik bir fıkıh, hikmet yüklü bir zihin, ahlaki bir yücelik, erdem ve edeb toplumsal yürüyüşümüzü güçlendirir...

​Yorumlarımızı "mutlaklaştırma" dan, haddimizi aşmadan, engelleri aşma azmimizi sürdürmemiz gerekiyor...

​Hakkın hatırını incitmeden, adil şahitliğimizi kanıtlama ve rızayı ilahiden kopmadan bu kesintisiz seferi sürdürmek sorumluluğu altındayız...

​Duam o ki; bu serencamın gün batımında hüsnü hatime ile geleceğe güzel bir miras, oturmuş bir mektep bırakabilmektir...

​