“Telkin” kavramı bir inancı ya da düşünceyi muhatabın kabulü için sunmayı tanımlamaktadır. Dini literatürde önemli bir yeri vardır. Bu bağlamda ölmek üzere olan kişiye kelime-i tevhidi tekrar etmesi için teşvik etmektir. Muhatap burada zorlanmaz. Aynı şekilde insan ölüp de defnedildikten sonra cevaplaması gereken soruların cevaplarını hatırlatma da telkin olarak adlandırılır.
Günümüz postmodern toplumlarında “telkin”in özel bir yeri bulunmaktadır. Telkin kavramının burada birkaç farklı bağlamda kullanılışına tanık olmaktayız. Birincisi, kişiye herhangi bir önermeyi kabul etmesini sağlamak üzere telkin yapılmaktadır. Burada telkini bir anlamda “otorite” olarak kabul edilen insanların yaptığını gözlemlemekteyiz. Meselâ; kişinin babası, annesi, öğretmeni, patronu vb. Klasik bir duruma tekabül eden bu telkin postmodern durumda pek geçerlilik alanı bulamamaktadır.
Açıkçası bugün genç nesil için “gelenek”e tekabül eden, baba, anne, öğretmen gibi otoritelerin anlamı kalmamıştır. Hatta postmodern durumun bir gereği olarak “otorite” fikrine yer olmadığından otoriteyi ifade eden tüm konumlar artık geçmişte kalmıştır. Belki de bu sebeple genç nesil geleneğe atıfta bulunan tüm öge ve konumlardan mesafe almaktadır. Zaten gelenek herhangi bir örneklik sunmamaktadır. Elbette bu durum teknoloji ve transhümanizmin getirdiği nokta ile birlikte düşünülmelidir.
Fakat postmodern zamanların telkini bugün daha çok “youtuber” ve “influencer” üzerinden gerçekleşmektedir. Bilindiği üzere “youtuber”lar sürekli youtube videoları çekerek etrafında bir kitle yaratmakta ve insanları yönlendirmektedir. Aslında “etkileyen”, “etki altında tutan” anlamına gelen “influencer” kelimesi de dijital içerikler üreterek insanları bir fikir, kıyafet, yaşam tarzı vb. inka etmeye çalışan telkinciyi tanımlamaktadır. Bu arada “dijital içerik üreticisi” ifadesi de günümüzde bir mesleği tanımlar gibi kullanılmaktadır.
Postmodernizm durumda bu noktada oluşan bir paradoksa işaret etmeliyiz. Postmodernizm belirtildiği üzere “otorite” fikrini dağıtır ve yok eder. Orada farklılıklar “yanyanalık” şeklinde ifadesini bulurken, birisinin diğeri üzerine “telkin”de bulunacağı hiyerarşiyi de kabul etmez. Zaten baba, gelenek, anne, öğretmen, hikmetli kişi gibi otorite atıflarına oldukça mesafeli durmaktadır. Zaten bugün yeni nesilde bunların mebzul örneklerini görmek mümkündür.
Fakat youtuber ve influencer’ların oldukça etkili olduğu ve hatta insanların sosyal medyada onların telkinleriyle hareket ettiği düşünüldüğünde, seküler telkinlerin oldukça revaçta olduğunu anlayabiliriz. Burada iki problem var. Birincisi, sistem bir “otorite” fikrine razı olarak kendisiyle çelişmektedir. Bu rızanın temel sebebi ise moda ve tüketimdir. Bu rızayı üretmeye çalışan ise bizzat postmodern durumda ortaya çıkan piyasa tanrısıdır. Dolayısıyla bir otorite iptalinden değil, değişiminden bahsetmeliyiz. İnsanlar asla kendilerine ve direnç sağlaması mümkün “dinsel” olana bırakılmamalıdır.
İkincisi, burada özgür olacağı vadedilen bireyin daha çok onay almaya muhtaç edilmesi ve bunun sonucu olarak kendisine güven eşiğinin giderek düşürülmesidir. Dolayısıyla ortada sadece alınması gereken “piyasa tanrısının rıza”sı ve “onay”ıdır.
Güven eşiğinin düşürülmesi bireyde “onay” alma ihtiyacını artıran bir etkendir. Güven eşiğinin düşürülmesi ile birlikte “onay” makamları da bireylerin hayatına yayılarak kurumsallaşmaktadır. Nitekim günümüzde spritüel liderler, youtuber ve influencer’lar “telkin” verici oldukları kadar “onay”ı alınan post/modern referanslardır.
Fakat “Rabbin kim?” sorusu karşısında acaba post/modernizmin insana telkini ne olacaktır?