Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurur: “Âdemoğlunun bir vadi dolusu altını olsa bir vadi daha ister. Onun ağzını topraktan başka bir şey doldurmaz. Allah tevbe edenin tevbesini kabul eder.”

Bu hadis, insan tabiatını tarif eden en çarpıcı hakikatlerden biridir. Çünkü insan, çoğu zaman sahip olduklarıyla yetinmez. Birine kavuşur, ikincisini ister; bir makama gelir, daha yükseğini arzulur; bir servet edinir, gözü bir başkasınınkine kayar. Bir vadi dolusu altın bile insanı doyurmaz. Ta ki toprak ağzını dolduruncaya kadar.

Kur’an bu gerçeği sert bir uyarıyla önümüze koyar: “Çokluk yarışı sizi oyaladı. Nihayet kabirleri ziyaret edinceye kadar.” (Tekâsür, 1-2)

Dünya hırsı insanı sadece oyalamaz; aynı zamanda körleştirir. Vicdanı susturur, merhameti törpüler, adaleti ikinci plana iter. Bugün zulmün, sömürünün ve adaletsizliğin arkasında çoğu zaman tanklar değil; bitmeyen çıkar hesapları vardır.

Resûlullah (sav) bu tehlikeyi önceden haber verir: “Dünya tatlı ve çekicidir. Allah sizi onda imtihan etmektedir.”

Demek ki sorun dünyaya sahip olmak değildir. Asıl sorun, dünyanın kalbe sahip olmasıdır. Mal, kulun elinde bir emanetken; kalbine girdiğinde bir esarete dönüşür. Kur’an bu yüzden uyarır: “Mallarınız ve evlatlarınız sizin için birer imtihandır.” (Teğâbün, 15)

Bugün insanlık bu imtihanda zorlanmaktadır. Bir yanda açlıktan ölen çocuklar, diğer yanda israf sofraları… Bir yanda yerle bir edilen şehirler, diğer yanda konforuna konfor katan hayatlar… Mazlumun feryadı duyulmazken, kâr tabloları titizlikle korunmaktadır. Bu tablo, doymayan nefsin küresel fotoğrafıdır.

Ama hadisin son cümlesi, karanlığın içinde güçlü bir umut taşır: “Allah tevbe edenin tevbesini kabul eder.”

Ne kadar savrulmuş olursa olsun, insan için dönüş kapısı açıktır. Kur’an bu umudu şöyle ilan eder: “Ey kendilerine zulmeden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin.” (Zümer, 53)

Toprak her insanı susturur; ama tevbe, insanı daha ölmeden diriltir. Gerçek zenginlik, banka hesaplarında değil; kanaat duygusunda gizlidir. Peygamber Efendimiz (sav) bu hakikati net biçimde ifade eder: “Gerçek zenginlik mal çokluğu değil, gönül tokluğudur.”

Bugün insanın yeniden bu ölçüyü hatırlaması gerekiyor. Aksi hâlde vadi üstüne vadi ister, ama sonuç değişmez. Herkes aynı yere varır: Toprağa. Kazananlar ise dünyadan çok şey alanlar değil; dünyadan az yükle çıkanlar olacaktır.