İnsan karanlıkta doğmaz; karartılır. Gelenek, korku ve itaat, insanın içindeki ışığı perdeleyen üç büyük gölgedir. İnsan, ışığa yatkın ve yönelen bir varlıktır. İnsanın karanlığı, hakikatle ve hürriyetle ilişkisini sandığı anda başlamaktadır. Işık dışarıdan verilen bir lütuf değildir. Işık, insanın içinden uyanan bir imkândır. Işık, içeridedir, içimizdedir

Işık, özgürlüğün ilk adıdır. Aydınlanma bir bilgi meselesi değil, bir cesaret meselesidir. Görmek isteyen insan, önce korkudan vazgeçer. Korku, karanlığın en sadık müttefikidir. Korkan insan itaat eder. Aydınlanan insan sorar. Soru, bütün putların düşmanıdır.

Aşk, ışığın kalpteki devrimidir. Aşk, itaatkâr ruhları rahatsız eder. Aşk, kontrol edilemeyen bir özgürlük biçimidir. Aşık insan yönetilemez, programlanamaz, korkutulamaz. Aşk, insanı disipline eden değil, dirilten bir güçtür.

Dogmatizmin en büyük trajedisi, aşkı korkuya çevirmesidir. Korku üzerinden kurulan dogmatizm ve mühürlenmiş zihin, ruhu küçültür. Aşk, insanı sıcaklaştırır ve insanın kendi içinde kendi kutsalını inşa etmesini sağlar. Aşkla kurulan ilişki, insanı küçültmez. Aşk, insanı büyütür. Korkan insan boyun eğer. Seven insan ayağa kalkar.

Maneviyat, insanın kendi içindeki varoluşsal derinliği keşfetmesiyle ve fark etmesiyle başlar. Gerçek maneviyat, dış otoritelerden özgürleşmedir. Dış otoritelere olan bağımlılık, maneviyat değil, manasızlık, aptallık ve cehalettir. İnsan varoluşsal derinliğine yoğunlaştığı ölçüde olgunlaşır ve özgürleşir. Maneviyat, kurumsal değil varoluşsaldır. Maneviyat, tapınaklarda, dergahlarda ve metinlerde değil, bilinçte ve vicdanda doğar, büyür ve gelişir.

Maneviyatın en büyük düşmanı ateizm değildir. Maneviyatın en büyük düşmanı, otoriter ve totaliter dogmatizm ve fanatizmdir. Otoriter, totaliter ve bedevi dogmatizm, insanın içindeki varoluşsal ışığı söndürür. Otoriter, totaliter ve bedevi dogmatizm, insanları, kutsal, aşkın ve yüce kisvelerine saklanmış sahte otoritelere bağımlı hale getirir. Sahici maneviyatta şeyh yoktur, kutup yoktur, pir yoktur, tarikat yoktur. Sahici maneviyat direkttir, yalındır, spontanedir. Maneviyat, kurumsallaştırılamaz, yapılandırılamaz.

Maneviyatın motoru tutkudur. Tutkusuz bir ruh, memurlaştırılmış bir ruhtur. Memurlaştırılmış ruh, ışıksız, akılsız ve aşksız yaşar. Yaşar ama yanmaz. İçi titremeden ve sarsılmadan doğada ve insanlıkta olup bitenlere boş boş bakar. Tutku, varoluşun ateşidir. İnsanı ayakta tutan tutkularıdır. Tutkularından vazgeçtiği anda insan, kendini tüketmektedir. İnsan tutkularıyla var olmaktadır. İtaat eden kişi aslında yaşamamaktadır. Yaşayan kişi, uyanan ve fark eden kişidir. Seven, yanan ve titreyen kişi, kendini var etmeye çalışandır.

Tutkuların bastırılması, bütün kötülüklerin kaynağıdır. Bastırılmış tutku fanatizm, nefret ve yıkım üretmektedir. Dönüştürülmüş, anlaşılmış ve yaşanmış tutku, bilim, bilgi, felsefe, sanat, edebiyat, maneviyat üretmektedir. Özgür insan, tutkularından kaçmaz. Özgür insan, tutkularını anlayarak tutkularıyla birlikte kendisini eğitir, olgunlaştırır, geliştirir ve dönüştürür. Tutkuları inkâr eden ahlakçılık ve dogmatizm, hayata ve insana düşmanlık etmektedir.

Yaşama coşkusu, yaşamı bir bütün olarak doya doya yaşamanın adıdır. Coşku, hayata radikal bir şekilde evet demektir. Hayata şartsız evet demek için yaşamın coşkusunu içimizde duymak lazımdır. Yaşama evet demek, varoluşsal derinliğe evet demektir. Yaşama coşkusuna evet demek, insanın emeğiyle, bilgisiyle ve tutkusuyla kendi hayatının anlamını ve amacını inşa etmek için sürekli olarak çaba sarf etmesi demektir. Yaşama coşkusu, hayatın şövalyesi olmaktır.

Bugün insanlığın krizi, coşku krizidir. İnsanlar, her şeye inanmaktadırlar. Her şeye inan insanlar, nasıl yaşayacaklarını bilmemektedirler. Güvenli ama donuk hayatlar, düzenli ama ruhsuz varlıklar çoğalmıştır. İnsan, risk almadan yaşamaya alıştıkça ve çalıştıkça yaşamdan uzaklaşmıştır.

Yaşamak, güvenli olmak değildir. Yaşamak, yoğun olmaktır. Yaşamak, derin olmaktır. Yaşamak, yanabilmektir. Yaşamak, ışıkla düşünmek, aşkla genişlemek, maneviyatla derinleşmek ve tutkuyla hareket etmektir.

Özgür birey, karanlığı inkâr etmez ama ona teslim olmaz. Özgür birey, kırılganlığını saklamaz ama ondan utanmaz. Özgür bireyin farkında olduğu gerçek şudur: Hayatın istediği şey kusursuzluk değil, yoğunluktur.

Maneviyat, korkmadan görmektir. Maneviyat, çekinmeden sevmektir. Maneviyat derinleşmekten vazgeçmemektir. Maneviyat, bütün kırılganlıklarına rağmen insanın hayata tam olarak evet demesidir. İnsan, içindeki ışıkla düşündüğünde özgürleşmektedir. Hayatı aşkla sevmek, insanı büyütmekte ve güçlendirmektedir. Varoluşsal derinliğini yaşadığımızda, daha iyi insanlar haline gelmekteyiz. Bizi var eden şey ise, tutkuyla yaşamaktır.