Milli eğitim bakanlığı bu yıl okullara “ramazan genelgesi” gönderdi. Ne olduysa ondan sonra oldu. Muhalefet cephesinden tepkiler yağdı. Genelgenin okullarda laik ve kamusal eğitim ilkesini zedelediği gerekçesiyle davalar açıldı.

Bu da yetmedi yazarı, sanatçısı, akademisyeni bir araya gelip “laikliği savunuyoruz” diyerek imza kampanyaları düzenledi. Pekâlâ biliriz ki onlar için laiklik ancak böylesi durumlarda bir kuş gibi uçar gider!

Yusuf Tekin ise “Türk toplumunu tanımayan, Türk toplumunun değerlerini bilmeyen, Türk toplumundan uzak, sırça köşklerinde yaşayan bir grup insan, ramazan etkinliğinin Türk toplumunun kültürel yapısıyla uyumlu olmadığını düşünüyor” diyerek bu olan biten saçmalığa itiraz etti.

Ben size olan biteni izah etmeye çalışayım.

Bir vakitler bu ülkede küçük elit bir zümre, devleti kaynak olarak görerek tüm serveti kendilerine aktarmayı tercih etti. Tahmin edersiniz ki bunu da halkçılık kisvesi altında yaptılar.

Burada Atatürk’ü çıkarları uğruna kullanan halktan kopuk, tepeden inmeci Kemalist elit zümrenin kendilerine münhasır bir saltanat inşa etme sürecini kastediyorum.

Örneğin Atatürk, “köylü milletin efendisidir” derken bu elit zümreye göre onlar Hasso, Memo, yobaz, gerici, cahil, göbeğini kaşıyan, bidon kafalı, işe yaramaz yığınlar olarak görüldü.

Yani onlar, halkı kendilerine gelir getiren bir aparat olarak gördü.

O yüzdendir ki yıllardır İstanbul’un en lüks semtlerinde ve kıyı şeridinde şatafat içerisinde yaşadılar. Asıl amaçları yasama, yürütme ve yargıyı ellerinde bulundurarak, devletin halka ait ekonomik kaynaklarına hükmetmekti.

Anlayacağınız bu servet aktığı ölçüde ve kendi nüfuzları korunduğu sürece laiklik asla bir sorun olarak görülmedi.

O yüzdendir ki yıllardır laikliği koruma vazifesini kendilerinde gördüler ve her daim toplumu bu kavramla kontrol etme yolunu tercih ettiler.

Hatırlayınız vaktiyle AK Partili kadın milletvekilleri meclis çalışmalarına başörtülü olarak katılmak istediklerini belirtiklerinde CHP’li bir milletvekili çıkıp, bu süreci cumhuriyetin ve laikliğin temel niteliğine vurulacak en önemli darbe olarak değerlendirmişti.

Yıllardır başörtülü kız çocukların eğitim hakları laiklik gerekçe gösterilerek gasp edildi. İmam hatip okulunda okuyan öğrencilerin Cuma görüntüleri günlerce ana haber bültenlerinde gösterildi.

Kısacası menfaatlerine ters düşen hemen her hadise laiklik karşıtı eylemler olarak değerlendirildi ve derhal icabına bakıldı.

Laiklik karşıtı eylemlerin odağı olmak” sihirli cümlesiyle herkes rahatlıkla cumhuriyetin temelini sarsmak ve yıkmak suçundan hayatı bir anda kararabiliyordu.

Bugün de okullara gönderilen ramazan genelgesi üzerinden benzer bir refleks sergileniyor. Bu genelgede örneğin çocuklara oruç tutma zorunluğu mu getiriliyor? Elbette hayır.

Peki, bu genelge pozitif bilimlerin okullarda okutulmasına ya da anlaşılmasına mani mi olacaktır? Farklı mezhebe ve inanca sahip öğrenciler arasında bir ayrımcılığa mı sebep olacak?

Herkes biliyor ki böyle bir niyet de amaç da söz konusu değildir.

Bakınız bu ülkede, yıllardır medeniyet ve kültür karşıtı eprimiş bir zihniyetin nelere mal olduğu ortadadır. Dolayısıyla otomatiğe bağlanmış, kendini tanımayan, yeteneklerini bilmeyen, tarihinden, kültüründen uzak, bilinç kayması yaşayan bir nesil yetiştirilmek istendi.

Demem o ki küresel elitler, uzun zamandır yeni dünya sistemlerine uygun insan modeli üzerine çalışıyor. Bunun için de evvela insan fıtratına yönelik çok ciddi operasyon yapıyorlar.

Böyle bir zamanda ramazan ayını fırsat bilerek çocukların insani vasıflarını ortaya çıkararak onlarda merhametin, yardımlaşmanın, sevginin ve vicdanın yerleşmesini sağlamaktan daha doğal ne olabilir.

Bunun nesini itiraz ediyorsunuz?