Bir toplumun en korumasız, en saf ve en kıymetli varlığı olan çocukların, hayalleriyle birlikte hayattan koparılması; sadece ailelerin değil, vicdan sahibi her bireyin ruhunda telafisi imkânsız yaralar açıyor. Ancak acı olan şu ki; suçu sadece "başkalarına" atıp vicdanımızı rahatlatmak, bizi çözümden her gün biraz daha uzaklaştırıyor.

Asıl sormamız gereken soru şu: Çocuklarımız ne ara birer suç makinesine, birer katile dönüşebildi?

Modern toplumun en derin yarası, "koruma" güdüsüyle "donatma" sorumluluğu arasındaki o ince çizginin silinip gitmesidir. Ebeveynler olarak, çocuklarımızın ayağına taş değmesin diye yollardaki tüm taşları temizledik. Peki, pürüzsüz yollarda yürümeye alıştırdığımız bu çocuklara, ilk engelli yolda nasıl dengede duracaklarını öğretebildik mi?

Mücadele ruhu, ancak küçük zorluklarla başa çıkılarak kazanılan bir kas gibidir. Biz bu kası çalıştırmadık; kâğıt üzerinde başarılı ama hayatın ilk rüzgarında savrulan bir nesil yetiştirdik. İyi niyetle ördüğümüz o duvarlar, ne yazık ki çocuklarımız için birer "konfor hapishanesine" dönüştü.

Çocuklarımıza vakit ayıramamanın yarattığı boşluğu ekranlarla doldurduk. Onları evde, dizimizin dibinde tuttuğumuz için güvende sandık. Oysa fiziksel olarak evde tuttuğumuz o çocukları, zihinsel olarak en savunmasız oldukları "dijital sokaklara" kendi ellerimizle terk ettik. Sokağın tehlikesi görünürdür, kaçabilirsiniz. Ancak dijital dünyanın sahte gerçeklikleri ve kirli içerikleri ruhlara sessizce sızarken, biz kale kapılarını çoktan açmıştık.

Bugün notlar, diplomalar ve sınav başarıları sadece birer etiketten ibaret. Eğer o dersler birer "hayat elbisesine" dönüşmüyorsa, birey hayatın soğuk gerçekleri karşısında çıplak kalıyor. Karakter eğitimini, empatiyi ve sorumluluk bilincini sofradaki sohbette değil de müfredatta aradığımız gün kaybetmeye başladık. Kendi odasını toplamayan, emeğin değerini bilmeyen bir gencin, gerçek dünya ile karşılaştığında yaşadığı travmanın tek sorumlusu; ona sorumluluk vermeyen o aşırı korumacı tutumumuzdur.

Sistemleri veya çevreyi suçlamak vicdanı anlık olarak soğutabilir ama geleceği kurtarmaz. Çözüm; "el bebek gülbebek" büyütmekte değil, çocuğa şahsiyet kazandıracak küçük sorumluluklar yüklemektedir.

  • Evdeki basit bir arızayı birlikte gidermek,
  • Bütçe planlarken fikrini almak,
  • Bir saksı çiçeğin bakımını ona devretmek...

Bunlar küçük işler değil; bir çocuğun "hayatta kalma becerisi" ve "başarısız olduğunda ayağa kalkma" idmanlarıdır. Baskı, gizlemeyi doğurur; rehberlik ise içsel bir pusula oluşturur. Bir çocuk, hatayı ebeveyninden korktuğu için değil, o davranışın kendi vicdan ölçüsüne uymadığı için yapmamalıdır.

Son Sözümüz "Sorumlu Biziz" Olsun

Bencilliğin yerine empatiyi, rekabetin yerine yardımlaşmayı koyabilen bir çocuk, sağlıklı bir toplumun asıl mimarıdır. Paylaşmayı bilen çocuk, grupta sadece sivrilen değil, grubu yukarı taşıyan bir lidere dönüşür.

Hayatını kaybeden öğretmenlerimize ve evlatlarımıza Allah'tan rahmet; kederli ailelerine sabır diliyorum. Dünyanın hiçbir yerinde çocukların korkuyla değil, oyunla ve sevgiyle büyüyeceği bir gelecek en büyük duamızdır. "Sorumlu biziz" diyebilmek, bu şiddet sarmalına karşı atacağımız ilk ve en onurlu adımdır.

Başımız sağ olsun.