İnsanlık tarihi boyunca “Toplumları ve tarihi değiştiren asıl güç nedir?” sorusuna yanıt arandı. Bu soruya en katı ve iddialı cevabı verenlerden biri şüphesiz Karl Marx ve onun ardıllarıydı. Marksist doktrin, her şeyi iktisadi ilişkilere ve üretim araçlarına bağladı. Denklemleri basitti: “İktisadı ve üretim ilişkilerini değiştirin, tarih değişsin!” Onlara göre insan, maddi şartların, çarkların ve üretim biçimlerinin pasif bir ürünüydü. Çarklar döndükçe insan değişecek, toplum biçimlenecekti.
Oysa bu yaklaşım, insanı edilgen bir dişliye dönüştüren, ruhunu ve özgür iradesini yok sayan yüzeysel bir illüzyondan ibaretti.
Yusuf el-Karadâvî, Marksist tasavvurun bu sığlığını eleştirirken, Kur’an’ın insanı ve tarihi okuma biçimindeki o muazzam derinliği önümüze koyar. Kur’anî vizyon, değişim merkezini fabrikalara, sermayeye ya da üretim araçlarına değil; doğrudan insanın nefisine ve özüne yerleştirir.
İslam’ın değişim felsefesi nettir: “Kendini değiştir, tarih değişsin!”
Nitekim bu hakikat, ilahi sünnetin temel kurallarından biridir: “Bir toplum kendi özündekini değiştirmedikçe, Allah onların durumunu değiştirmez.” (Ra'd, 11)
Maddi şartlar, iktisadi yapılar ve teknolojik imkânlar şüphesiz önemlidir; ancak bunlar birer araçtan ibarettir. O araçlara yön veren, onlara ahlaki bir istikamet çizen veya onları birer yıkım aracına dönüştüren asıl unsur insanın iç dünyasıdır. İçsel bir dönüşümden, ahlaki bir devrimden ve zihni bir arınmadan yoksun olan toplumsal değişimler, ne kadar büyük iktisadi reformlar yaparlarsa yapsınlar çökmeye mahkûmdur.
Tarihi değiştirmek isteyenler işe dış dünyayı, bütçeleri ve sistemleri düzenlemekle başlarlarsa yanılırlar. Gerçek ihya ve diriliş, insanın kendi nefsine yönelmesiyle başlar. Bireyin adalete, ahlaka, inanca ve sorumluluk bilincine uyanışı; önce ailesini, sonra toplumunu, en nihayetinde de tarihin akışını değiştirir.
Tarih, çarkların ve paranın değil; özünü ve ruhunu diri tutan insanların omuzlarında yükselir. Dönüşmek ve dünyayı değiştirmek mi istiyoruz? O halde aradığımız devrim dışarıda değil, tam olarak kalbimizde ve zihnimizde başlamayı bekliyor.