“Bir şeyi yapmamaya çalışmak, onu yapmaktan daha zordur.”
İlk bakışta paradoks gibi görünüyor. Aslında insanın kendi iç dünyasına doğru çıktığı en çetin yolculuğa kapı aralıyor. Yapmak dışa dönük, durmak içe dönüktür.
Bir şeyi yapmak için fiziki bir güç gerekir, yapmamak için irade... Dokunmak eylemdir, geri durmak tercih...
Meseleye her gün yaşadığımız trafik üzerinden baktığımız zaman en ufak bir sorunda dilimize küfürleri dolayıp hemen bir tepki ve tavır ortaya koymak yerine biraz sakin kalıp sabırla durumu geçiştirmek o an bizim için daha zor görünüyor maalesef. Öfkeliyken dilini susturmak için irade gerekir. Saniyeler içinde bir kavgaya dahil olabilecekken sakin kalabilme erdemini gösterebilmek maharettir.
Modern insan sürekli bir eylem hali üzere olmayı kendine zorunluluk olarak görüyor. Etrafında her şeyin hızlı akıp gittiğini görünce bir şeylere geç kalma telaşı içerisine giriyor. Daha çok üret, daha çok konuş, daha çok paylaş, daha çok kazan, daha çok görün... Sistem içinde var olmanın tek şartı hareket halinde olmak gibi algılanıyor. Bazen varlığın en büyük kanıtı durmaktır. Olduğun yerde, mevcut konumunu koruyabilmektir.
Nietzsche, insanı aşılması gereken bir varlık olarak tanımlar. Üst insana geçebilmek için insanın kendini aşmasından bahseder. Ona göre aşılması gereken ilk dağ dışarıda değil, insanın kendi içindedir. Bu da insanın en büyük engelin kendi içinde olduğu düşüncesine çıkar.
İnsan ne kadar uzağa giderse gitsin gittiği her yere kendini de götürdüğü müddetçe aslında hiçbir yere gitmemiştir. Dışarıdaki ses, insana gürültü olarak gelmeye başladığında kendi sesine daha fazla kulak kesilmeye başlar. Kendini yenemeyen, dünyayı fethetse ne yazar?
İmtihan olmadığı her şeyin kahramanıdır insan. Kimse hırsızlık yapma imkânı yokken dürüst olduğunu ispatlayamaz. Fazilet, elinin altında o kadar imkân olduğu halde elini geri çekebilmektir. Konuşabilecek durumdayken susmak... İntikam alabilecek güçteyken affetmek... Kazanabileceği haksız galibiyetten vazgeçmek... İnsanlığın bu dünyadaki gerçek terazisi budur.
Heidegger, insanı dünyaya “atılmış” bir varlık (Gewonferheit) olarak tanımlar. Ona göre insan kendisini seçmediği bir zamanın, seçmediği bir coğrafyanın ve seçmediği şartların içinde bulmuştur. Ancak bu durum onun için bir şikâyet konusu değil, tercihleriyle yönetebileceği bir süreçtir. İnsan, yaptığı tercihler kadar yapmamayı seçtiği davranışlarla da varlığını olduğunu ortaya koyabilir.
Herman Melville'in ünlü eseri “Kâtip Bartleby”de eserin ana karakteri Bartleby'nin sürekli olarak söylediği “Yapmamayı tercih ederim.” ifadesi belki bugün bizim için de bir irade tercihi olarak seçenekler arasında duruyor. İnsan yaptıkları kadar vazgeçtikleriyle de vardır.
Bir ömrü inşa edecek eylem belki de henüz yapılmamış olandır. Tam da burada Nazım Hikmet'in o meşhur şiiri geliyor zihinlere: “En güzel deniz: henüz gidilmemiş olandır. / En güzel çocuk: henüz büyümedi. / En güzel günlerimiz: henüz yaşamadıklarımız. / Ve sana söylemek istediğim en güzel söz: henüz söylememiş olduğum sözdür.”
Yazılan mektuplar, kendini ele vermiştir. Gizem, gönderilmemiş olanlarda, gönderilmeden silinen mesajlarda bir sır olarak kalacaktır.
Modern toplumda görünür olmak en büyük hastalığımız olarak kayda geçilsin. Yaptığın işi göster, performansını ortaya koy, imajına dikkat et, görün, fotoğrafla, paylaş, göster... Bir de beğeni aldın mı, değme keyfine!
Her yer boy aynalarıyla donatıldı, her yer ekran. Görselliğin boy gösterdiği bir çağda vitrinde yaşıyoruz hayatı. Çiçekleri saksıda, insanları aynalarda unuttuk. Göründüğün kadar varsan gittiğin zaman yok olacağını unutma.
Yapmak bazen nefsin işidir, vazgeçebilmek vicdanın... Yaptığını herkes görür, yapmadığını ise sadece sen bilirsin.
Nietzsche'nin “üst insan”, Heidegger'in “Dasein”, Tasavvufun ise “Kamil insan” diye nitelendirdiği yolculuk, görünürlükten uzak, durup, düşünüp kendini keşfetmekle başlar.
Ne kadar koşarsak koşalım, yetişemeyiz arkasından dünyanın. Durmak ya da durmamak! Bütün mesele bu!
Bir Afrika Atasözü ile bitirelim yazımızı: “O kadar hızlı gidiyoruz ki ruhumuz arkada kaldı.”
Durun sağlıcakla!