Başlangıç itibariyle Osmanlı karşıtlığı
temelinde başlamıştı. Her ne kadar Suriye’de doğsa da Mısır’da yeşeren bir
akımdı Arap Milliyetçiliği. Siyonizm’e karşı daha da radikalleşen Arap
milliyetçiliği bizdeki Jön Türkler gibi Batı’da eğitim alan aydınlar
vasıtasıyla Arap Dünyası’na yayıldı.
Suriye ve Irak’ta BAAS’çılığa evrilen Arap
Kavmiyetçiliği cereyanı “El-Kavmiyetü’l Arabiyye”, Mısır’da sonraları
Mısır Milliyetçiliği ve Nasırizm’e dönüşerek daha mahalli bir kavmiyetçiliğe bürünmüştü.
Ezher gibi köklü bir geleneğe sahip Mısır bir
yandan İslami fetva merkezi olmayı hedeflerken, öte yandan Arap Milliyetçiliği
ve sonradan da Türkiye tipi laiklik uygulamaları ile bir asır boyunca din
karşıtı bir görüntü verdi.
Bu katı ve militan laisizm için Hasan El
Benna gibi, Abdulkadir Udeh, Seyyid Kutub gibi münevver ve mücadeleci
şahsiyetleri katleden Mısır rejimi, Sisi’nin, Mısır’ın seçilmiş Cumhurbaşkanı
Muhammed Mursi’ye karşı gerçekleştirdiği 2013 darbesi sonrasında bir gecede 3
bin 500 silahsız protestocuyu katletmekten de sakınmadı.
Mısır’ın sertlik politikalarının İhvan-ı
Müslimin gibi İslami Hareketlerin mücadelelerinden kaynaklanmasından ziyade,
Mısır Devleti olarak İsrail ile geliştirmeye çalıştığı İsrail ile dostluk ilişkilerinin
sebep olduğu bir gerçektir. Nitekim İsrail ile imzaladığı Camp David
anlaşmasının mimarı olan Cumhurbaşkanı Enver Sedat bunu 1980 yılında hayati ile
ödemişti.
Türkiye 1952’den itibaren NATO üyeliği ile
birlikte en azından askeri-güvenlik alanında zikzak çizmek zorunda kalmadı
lakin Mısır kendini bir SSCB, bir ABD periferisinde konumlandırmaya çalıştı. Mısır’ın
bağlantısızlık söylemleri ise çaresizlikten kaynaklanıyordu.
İsrail’e savaşta yenilmesi Mısır’ı çok zor
durumda bırakmıştı. Oysa Arap Dünyası için lider kabul edilen Mısır’ın İsrail’e
6 gün dayanamaması çok zor bir durumdu. Peş peşe yaşanan bu yenilgilerin Mısır
muhalefetini ve başta da İhvan gibi halkın desteğini alan cemaatlerin
prestijini arttırmıştı.
Tunus’ta başlayan Arap Baharı Mısır’ı da
vurmuştu. 2012 yılında yapılan serbest ve meşru seçimlerde İhvan’ın adayı
Muhammed Mursi %52’lik oy oranı ile Cumhurbaşkanı seçilmişti.
Sadece bir yıl görevde kalan Mursi’ye karşı
Genelkurmay Başkanı A. Sisi’nin gerçekleştirdiği darbe sonucu Mursi görevden
azledilmiş, bunu protesto eden Mısırlı milyonlarca sivile sabaha karşı kurşun
yağdıran darbeciler 3500 sivili öldürmüştü.
İşte bu darbe ile Türkiye-Mısır ilişkileri
bozuldu. Dünya liderlerinin sessiz kalarak destek verdiği askeri darbeye sadece
Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan karşı çıkmış ve bu yüzden Mısır ile bütün
ilişkilerimiz kopmuştu.
Aradan geçen 8 yılda çok şey söylendi ve
doğrusu bu sürede çok şey değişti de. Devletler arasında ebedi küskünlükler,
ebedi kırgınlıklar olmaz. Yoksa bu tür kırgınlıklardan istifade edecek ülkeler
sizi zor durumda bırakabilirler.
En son Yunanistan ile Mısır’ın Doğu Akdeniz
konusunda Türkiye’ye karşı mücadele etmeleri bizim bölgedeki çıkarlarımıza
büyük zarar verecekti. Bununla da kalmaz, Mavi Vatan bizim için girilemez bir
alana dönüşebilirdi.
Türkiye son dönemlerde yaptığı görüşmelerle
Mısır’ın, saydığımız devletlerin koltuk değneği olmasına mani oldu. Zira
Dışişleri Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı ve MİT Mısırlı mevkidaşları ile iki
ülke arasındaki sert rüzgarları yumuşatarak yeni bir sayfa açmaya çok
yaklaştılar.
Yadırgayanlar çıkabilir, haksız da
sayılmazlar. Neticede Mısırlıların seçilmiş iradesine karşı gerçekleşen darbe
ve bu darbeyi protesto eden binlerce insanın kanını akıtan Sisi rejimi hala
duruyor. Nasıl bir hassas denge kurularak iki ülkenin ilişkileri, en azından
Türkiye’nin zarar görmeyeceği kadar geliştirilebilir?
Çok zor lakin zaruri bir durumla karşı
karşıya olduğumuzun farkındayız. O dönem haklıydık, lanetledik, lanetliyoruz
ancak bugün artık 2013’te donup kalmanın hiçbir anlamı yoktur. Kimse Sisi’ye
iyi yaptın demeyecek, lakin ilişkileri de ebediyen kesmemeliyiz. Mavi Vatan
söylemlerimiz boşuna değil, içi dolu söylemlerdir. Bu yüzden gerçekleşmekte
olan bu hayali heba etmemeliyiz.
Libya ile imzaladığımız MEB’in Mısır ile
kuracağımız iyi ilişkiler sayesinde zedelenmemesi büyük kazanımdır. Bu da son
derece ince diplomatik adımlarla mümkündür.
Allah cc feraset ve hikmetimizi arttırsın.