İran, devleti ve milleti ile bir ayı aşkın süredir gasıp, zorba ve emperyalist Amerika ile onun bölgemize ur olarak soktuğu Siyonist İsrail’in saldırıları altındadır. İki devlet sivil yerleşim, askeri alan ayırımı yapmadan en son nesil silahlarla İran’ı vurmaktadır. Bu süre içinde başta İran dinî lideri S. Ali Hamaney olmak üzere 2 bine varan İranlı masum hayatını kaybetti. Bu saldırılarda 40 civarında İranlı üst düzey komutan ve bakan da öldürüldü.

Doğrusu bu yazının amacından dolayı detaylarını yazmaktan imtina ettiğim İran’ın bölgede sergilediği ve hepimizi derinden yaralayan politikaları yüzünden İran’a çok ama çok öfkeliydik. Hiç uzatmadan söylemek isterim ki yüzlerce yıla varan Sünni-Şii tartışmalarından mütevellit hasımlık, asırlara varan rekabet vs. bugün bunları tartışacak zamanımız yok çünkü bugün İslam ve insanlık düşmanı Siyonistlerin Evanjelistlerle bir olup kardeş millet olan İran’a saldırılarını bertaraf etmek için birlik olma günüdür.

Bunun için İranlı muhaliflere, gençlere, aydınlara büyük iş düşmektedir. Zira İranlı için başka bir İran yok. Sorunlarınız olabilir ve vardır. Bu sorunlarınızdan dolayı büyük haksızlıklar yaşadığınız da doğrudur ancak bugün yaşanan bütün haksızlıkları, tatsızlıkları, kısıtlamaları rafa kaldırma günüdür. Bugün bütün İran halkı, kötülüğün kaynağı ve İblisin yeryüzü distribütörü olan İsrail ile karşı yek vücut olma günüdür.

Büyük medeniyetler kurmuş milletlerin kriz anlarındaki tutumları, asalet sahibi milletlerin zorluklar karşısındaki duruşları her zaman başka milletlere örneklik teşkil etmiştir. Büyük ve köklü devlet geleneğine sahip milletler savaş, doğal afet ve toplumsal kargaşa gibi krizlerde yani en zor zamanlarında bile sair milletlerin gösteremediği reflekslere sahip olurlar. Ve bu müstesna refleks onları tarih sahnesinin saygın yerine oturtur.

Aziz İran Halkı!

Milletlerdeki asalet, kendi aralarındaki dinî, ırkî, siyasal farklılıklara rağmen hatta bu farklılıklardan dolayı kimi zaman yaşanan büyük ve acı sorunlara rağmen milletine, vatanına, devletine bir tehdit olduğunda, bir saldırı gerçekleştiğinde devletinin ve milletinin yanında konuşlanmakla belli olur.

Tabi, bu da öncelikle toplumsal hafızayı ihya etmekle mümkündür.

Arnold Toynbee’nin "meydan okuma ve tepki" kuramı çerçevesinde bakıldığında, büyük medeniyetler karşılaştıkları bütün zorlukları bir varoluşsal sınav olarak görürler. Kardeş İran halkının geçirmekte olduğu bu sınavı vererek tarih sahnesinde var olmaya devam edeceklerini dosta düşmana göstereceklerine inancım tamdır.

İran’ın Aziz gençleri!

Unutmamanız gereken bir diğer husus, hiçbir asil millet zorluklar karşısında vatanının, milletinin yani kendisinin öz değerlerine sırtını dönmez. Asil milletler kendi değerlerini karşılaştığı krizin çözümünde kaldıraç olarak kullanarak milleti ve devleti selamet sahiline ulaştırırlar. Keza, büyük devlet geleneğine sahip milletler, kriz anlarında fırsatçı davranarak savrulmalar yaşamazlar, aksine kadim milletler “stratejik sükunet” yerine geçen vakarı tercih ederler. Bu, olayları sadece bugünün dar penceresinden değil, tecrübelerle yoğrulu asırların hikmet süzgecinden geçirerek değerlendirmeyi sağlar. Bunu yapan milletlerin kollektif aklı kurumsal hafızayı gecikmeden işletirler. Artık burada egolar, maddiyat, kayırma gibi süfli kavram seti rafa kaldırılır çünkü bu dönemde herkes için bireysel çıkarların ötesinde, devletin ve milletin bekasını merkeze alan bir fedakarlık ahlakı ön plana çıkar.

Başta korsan ve cani devlet İsrail olmak üzere İran ve islam düşmanı bütün odaklar sizi radarlarına alarak önünüze dünyevî haz ve lezzetlerinden oluşan bir sepet sunarlar. Bilmezler ki İran’ın asalet sahibi gençleri için hiçbir haz vatanlarından daha değerli değildir.

Böylesine asalete sahip milletlerin öncüleri, gençleri, yöneticileri panik yerine planlı bir direnç mekanizması geliştirirler. İbn Haldun’un asabiye yani toplumsal dayanışma ruhu dediği her ne ise işte tam da bugün için “İranlılık” şuuruyla sizi motive etmelidir.

Aziz İran Halkı!

Elbette yarın savaş sona erdiğinde devlet olarak İran kangrene dönüşen sorunları ile yüzleşmelidir. Vatandaşlarının özgürlüğüne, rızasına, refahına kapılar açmalıdır. Milletiyle yaşadığı sorunun kaynağını sadece dış güçlerde aramak yerine; siyasi dayatma, dini yanlış yorumlama, liyakat kaybı, entelektüel duraklama gibi kendi bünyesindeki zayıflıkları tespit etmeye çalışmalıdır. Ama öncelikle ve ivedilikle hep beraber İran’ı bu savaşta sağ salim çıkarmalısınız.

İran’ın asil gençleri bu süreçte ülkeleri aleyhine kendilerine seslenen hiçbir devletin, hiçbir gücün, hiçbir örgütün sözünü dinlememeli, onları sevindirecek her söz ve eylemin İran’ı felakete sürükleyeceğini bilmelidirler. Zor zamanlar, asil milletler için ortak kader bilincinin zirve yaptığı dönemlerdir. Bireysel refahın toplumsal esenlik için feda edilebildiği bir ahlakî düzey tam da bu zamanlarda sergilenir.

Aziz İranlılara hususen ülkelerini satmayan kadın-erkek, genç-yaşlı bütün İranlı muhaliflere selam olsun.