İnsan neden müziğe ihtiyaç duyar?

Belki de cevabı, kelimelerin yetmediği yerde aramak gerekir. Çünkü bazı duyguları anlatamayız; fakat bir nağme, tek bir söz söylemeden o duyguyu bize hissettirebilir.

Musiki, insanın iç dünyasına dokunan en eski sanat biçimlerinden biridir. Bir ezgi bazen yıllar önce yaşadığımız bir anıyı hatırlatır, bazen de içimizde tarif edemediğimiz bir huzur bırakır. Belki de insanın ritme ve ahenge olan bu yakınlığı, yaratılışındaki düzenle ilgilidir.

Bu düşüncenin geçmişte yalnızca bir sanat anlayışı olarak kalmadığını da görüyoruz. Osmanlı’daki bazı dârüşşifâlarda musiki, hastaların tedavisine yardımcı bir unsur olarak kullanılmıştı. Özellikle Edirne II. Bayezid Dârüşşifâsı’nda hastalara belirli günlerde musiki icra edildiği, farklı makamların ise farklı mizaç ve rahatsızlıklarla ilişkilendirildiği kaynaklarda anlatılıyor.

Ne kadar anlamlı değil mi?

İnsanın ruhuna dokunan bir sesin, yüzyıllar önce şifanın bir parçası olarak görülmesi…

Belki de bunun sebebi, hayatın kendisinin bir ahenk üzerine kurulmuş olmasıdır. Gece ve gündüz, yağmurun ritmi, kuşların sesi, kalbin düzenli atışı… Kâinatta gördüğümüz bu uyum, bize yaratılıştaki ölçüyü hatırlatır.

İnsan sanat üretirken aslında var olan güzelliği yeniden anlamlandırmaya çalışır. Bir bestede, bir seste, bir nağmede aradığımız güzellik ise bizi o güzelliğin asıl kaynağını düşünmeye götürebilir.

Belki musiki bu yüzden yalnızca kulağa değil, ruha da hitap eder.