Afrika’yı anlamak için yalnızca bir köy yolundan geçmek ya da büyük bir şehrin kalabalığına karışmak yetmiyor. Çünkü Afrika, aynı anda hem geçmişi hem de geleceği yaşayan bir coğrafya.

Köylerde hayat daha yavaş ilerliyor. Toprakla iç içe yaşayan insanlar, günün ritmini doğaya göre belirliyor. Tarlalar, hayvanlar, çocukların sokaklarda oynayışı ve komşuluk ilişkileri hayatın doğal bir parçası. İmkânlar sınırlı olsa da paylaşmanın ve birlikte yaşamanın güçlü olduğu bir düzen göze çarpıyor.

Şehre geldiğinizde ise bambaşka bir Afrika karşılıyor sizi. Kalabalık caddeler, yükselen binalar, iş merkezleri, yeni mağazalar ve hareketli bir şehir hayatı… Özellikle büyük şehirlerde genç ve dinamik bir nüfusun değişimi hızlandırdığı görülüyor.

Belki de Afrika’yı tek bir görüntüyle anlatmak bu yüzden mümkün değil.

Bir yanda toprakla geçimini sağlayan bir köy, diğer yanda hızla büyüyen bir şehir… Aralarında büyük farklar olsa da ikisinin de ortak bir hikâyesi var: Değişen ama kendi ruhunu koruyan bir Afrika.

Ve insan orada şunu fark ediyor; hayatın güzelliği her yerde aynı şekilde görünmüyor. Bazen bir şehrin kalabalığında, bazen de bir köyün sessizliğinde karşımıza çıkıyor.