“Komünist bozuntusu Dönme kadınlar…”
Tan gazetesine karşı aynı derecede şedîd bir üslûbla tam tekmîl mukâbil taarruza geçen 22 Ekim 1937 târihli Cumhuriyet’te, Yunus Nadi’nin birinci sayfadaki “Ahmed Emin Yalmana” başlıklı zehir zenberek fıkrasına ilâveten üçüncü ve altıncı sayfalarda neşredilen iki makâle de, bizdeki intibâa göre, Peyami Safa’nın kaleminden çıkmıştı. Her iki makâlede de, Tan’cıların, “dost bir Devlet olan Almanya” ile Türkiye’nin arasını açmıya çalıştıkları, Faşizm veyâ Nazilik aleyhdârlığıyle Komünizm propagandası yaptıkları, içlerinden bilhâssa “Komünist bozuntusu Dönme kadın” Sabiha Sertel’in zâten “müseccel Komünist” olduğu müdâfaa ediliyor, bu iddiâları isbât sadedinde neşriyâtlarından ik̆tibâslar yapılıyordu. Üçüncü sayfadaki “Propagandayı yapanlar kim? Komünistler davaya fesat karıştırıyorlar… Daha sekiz on sene evvel, İstiklâl mahkemelerinde aylarca sürünenler mi vatandaşları irticala [İrticâ ile] itham edecekler?” başlıklı ve çift yıldız (**) imzâlı makâlede, “Komünist propagandacıları” Yalman ve Sabiha Sertel’in Yahûdiliğe ve Sabataîliğe (Dönmeliğe) mensûbiyetleri, ayrıca Yalman’ın Mütâreke devrinde Amerikan mandacılığı tebârüz ettiriliyordu:
“…Mesele neydi?
“Nüremberg’de söylediği nutkunda Alman Propaganda Nazırı Doktor Göbbels, Komünizme karşı müsamahakâr davranmıyan devletlerden bahsederken cümlesinin arasına Türkiyeyi de sokmuş. Nutkun intişarından haftalarca sonra burada Tan gazetesinde bir yazı çıktı. Bu yazı neden haftalarca gecikmişti, sırası gelmişken anlatıverelim:
“Halkı, dost bir Devlet aleyhine tahrîk edici neşriyât”
“Bu cümle mahud gazetenin takib etmekte olduğu bulanık hava siyaseti bakımından bulunmaz bir fırsattı. Fakat o sıralarda başka bir fitnefücurlukla meşgul olduğundan ve üstelik bu yüzden cezaya da çarpıldığından hemen işe başlıyamadı. Tekrar çıkmağa başladığı zaman, medarı maişet olan bulanık hava siyasetine uygun böyle bir fırsatı bir daha kolay kolay eline geçiremiyeceğini anladı. Aman bunu kaçırmamak lâzımdı. Derhal -yani haftalarca sonra- bir başmakale yazarak Almanların aleyhine attı tuttu.
“Biz bu yazıda, milyonda bir olsun memleket endişesi bulunması ihtimalini düşünerek, halkı, dost bir devlet aleyhine tahrik edici satırlarına rağmen sesimizi çıkarmadık. Hiç bir şey yazmadık.
“Son Posta, Tan’cıları, Goebbels’in Nutkunu yanlış tefsîr ettikleri husûsunda îkâz etmişti”
“Ertesi gün, Son Posta gazetesinde arkadaşımız Muhiddin Birgen cevab verdi, Göbbels’in nutkundan öyle bir mana çıkamıyacağını, Türkiyede faşizm propagandası yapılmadığını, lüzumsuz yere, durup dururken Almanya ile aramızı açmıya çalışmanın dürüst bir hareket olmadığını izah etti. Biz hâlâ susuyorduk. [Muhiddin Birgen’in 20 Ekim 1937 târihli Son Posta’da, birinci sayfada, manşetten başlayıp ikinci sayfada devâm eden uzun makâlesinin başlığı şöyleydi: “Kalemimize dikkat edelim arkadaşlar! Atatürk başta oldukça Türkiyede ne sağ kımıldıyabilir, ne de sol, lüzumsuz telâşa düşmeye mahal yoktur! Ben şahsan etrafımda kuvvetli bir faşizm propagandası yapıldığına vâkıf değilim. Yapsalar da o kadar endişe etmem. Nitekim daha bariz olarak komünizm propagandası yapıldığını görüyorum da hiç telâş etmiyorum.”]
“Fakat daha ertesi günü gene Tan’da Sabiha Zekeriyya ‘Göbbels doğru söylüyor’ diyerek Türkiyede dehşetli faşist propagandası yapıldığını, Avrupadaki genclerimizin yüzde sekseninin Almanyada okuduklarını, bunların birer faşist olarak memlekete dönüp devlet dairelerine yerleştiklerini, faşizmin Türkiye için tehlike gösterdiğini iddia etti.
“Bu çirkin yazı, Tan gazetesinin ötedenberi takib edegeldiği ‘bulanık hava’ yaratmak siyasetini ayan beyan açığa vurmuş oluyordu: Halkı yabancı bir rejimden ürkütmek suretile ona diğer yabancı bir rejimin propagandasını yutturmağa çalışmak. Artık susamazdık. Kendilerine cevab vermek hakkımız değil, vazifemizdi.
“Cevab verdik de ne yaptık?
“Terbiyeli, mutedil bir lisanla, meslek haysiyetine son derece dikkat ederek aldandıklarını söyledik ve telâşa düşmemelerini, lüzumsuz yere dost bir memleket aleyhine hava yaratmağa uğraşmamalarını tavsiye ettik.
“Halkı, rejimlerine karışmadığımız dost Devletler aleyhine tahrîke çalışanlar”
“Bu tek yazımıza ayni itidalle cevab verebilirlerdi. Yapmadılar. Bir yazıcımıza ve bir sütunumuza karşı irili ufaklı bütün yazıcılarını ve bütün sütunlarını seferber etmek suretile ‘Siz faşistsiniz, Göbbels’in avukatısınız’ diyerek iftirada bulundular ve işi şahsiyata dökmüş oldular.

(Son Posta, 20.10.1937, s. 1)
Selim Ragıp Emeç ve A. Ekrem Uşaklıgil’in gazetesi Son Posta’nın 20 Teşrinievvel 1937 târihli nüshasında, Muhiddin Birgen’in -Cumhuriyet’in sitâyişle bahsettiği- makâlesinin (“Kalemimize dikkat edelim arkadaşlar!”) baş kısmının münderic olduğu birinci sayfa… Kemalist Hükûmet, bu gazeteye, Almanya ve İtalya’ya karşı dostâne neşriyât yapma rolü vermişti…
***
“İş şahsiyata dökülünce biz de onların şahısları üzerinde durmağa mecburduk. Yüzümüze karşı ‘Faşistsiniz, Göbbels’in avukatısınız!’ yalanlarını savuranların takib ettikleri gizli maksadı ortaya koyduk. Komünist propagandası yapan bir kadına sahifelerinde yer veren ve ‘millî hassasiyet’ perdesi altında halkı rejimlerine karışmadığımız dost devletler aleyhine tahrike çalışanların içyüzlerini tahlil ettik.
“Mizâh mecmûalarını süsliyen Yahûdi cesâreti”
“Hakikat meydana çıktığı için üstadlar artık ne yapacaklarını bilmez bir hale gelmişlerdir. Dün bizi faşistlikle itham ederken bugün ‘mürtecisiniz!’ diye feryad ederek meseleyi küfür vadisine sokmuş oluyorlar. Maamafih şuracıkta, komünistler tarafından, kendilerininkinden maada bütün rejimlere birer mürteci damgası vurulma[sı]nın eskimiş bir moda olduğunu kaydedelim. Hele bizi acizle, korkaklıkla itham ederken Falih Rıfkı Atayın eteklerine yapışarak ‘Aman, hakem ol, bana yardım et!’ diyen muharrir, mizah mecmualarını süsliyen Yahudi cesaretine dair ne orijinal bir nümune göstermiş oluyor.
“Mütâreke senelerinde, Amerikan mandası propagandası yapanlar mı bize millî hassâsiyeti öğretecekler?”
“Bütün bu küfürleri mukabeleye tenezzül etmeksizin reddederken şunları düşünüyoruz: Mütareke senelerinde, Amerikan mandası propagandası yapanlar mı bize millî hassasiyeti öğretecekler? İzmirin istirdadı sıralarında, dünyalara sığmıyan milletin ulvî heyecanındaki manayı kavrıyamıyarak, ırkî insiyaklarının sevkile halka boyuna sükûnet tavsiye edenler mi sağa sola ‘âciz, korkak!’ diye haykıracaklar? Daha sekiz on sene evvel İstiklâl mahkemelerinde aylarca sürünenler mi vatandaşları irtica ile itham edecekler? Komünist bozuntusu dönme kadınlar mı Türk halkına Kemalizmden bahsedecekler? […]
“Bizim demokrasimiz millî ahengi bozmağa çalışanlara derhal hadlerini bildirmeğe muktedirdir.
“Hakikî demokrasi de budur.” (Çift Yıldız -**-, “Propagandayı yapanlar kim?”, Cumhuriyet, 22.10.1937, s. 3)