“Mustafa Kemal diyor ki:

“- Meşrutiyetin ilânı yeter çare olamaz. Cemiyetin bir siyasî parti haline gelerek hükûmeti, meşrutiyetin ilânından sonra ele alması lâzımdır. Parti, önceden bu vazifesini hazırlamış ve ne yapacağını programlaştırmış olmalıdır. Aksi takdirde, ikinci meşrutiyet de birincisinin akıbetine uğrar.

“Öyle ise ne yapmalıdır? Mustafa Kemal, ilk çare olarak şöyle düşünüyordu: Meşrutiyet, köhneleşmiş ve insicamını kaybetmiş olan Osmanlı İmparatorluğu’nun gövdesi üzerine değil, aksine Türk çoğunluğunun yaşadığı kısım üzerinde oturtulmalı, düşmanlarının, yani büyük devletlerin yapacağı bir tasfiye yerine ihtilâl idaresi kendi başına bir Türk devleti kurmalıdır. […]

“Mustafa Kemal, Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılacağını da ve bu yıkılışın enkazı altında Türklerin ezileceğini de seziyor ve müteessir oluyordu. Diyordu ki: ‘Nüfusunun yarısı Türk olmayan ve halbuki geniş bir saha işgal eden devletin bütün ağırlığı ve müdafaası Türkün omuzlarına yükletilmiş. Hıristiyan azınlıklar ise, yalnız kendi çıkarlarını sağlamakla kalmıyorlar, komşu ve aynı ırktaki devletlerle birleşmek için fırsat kaçırmak istemiyorlar. Geriye kalan Türkler ve Araplar, ayrı ayrı devletlerin sömürgeleri haline getirilecek, Türkten başka olan unsurlar, düşman devletlerinin tarafını tutacaklar. Şu halde devlet gövdesinin çökmesiyle hasıl olacak enkazın altında ezilip perişan olmak mı, yoksa çoğunluğu Türk olan millî bir sınıra çekilerek burasını mı savunmak daha doğru ve hayırlı olacak? Ben, selâmeti ikinci fikrin tatbik edilmesinde görüyorum.

“Mustafa Kemal’in bu sözlerinden çıkan mâna şu idi: Osmanlı İmparatorluğu’nun tasfiyesi işi, Türkün aleyhinde olarak düşmanlarımıza bırakılmamalıdır. Bir ihtilâl sonrasında iş başına geleceği anlaşılan Meşrutiyetçilerin kuracağı idare, cesur bir kararla tasfiye işini kendisi yapmalıdır. Selâmet yolu budur.

“Peki, bu tasfiye işini nasıl yapmalıydı? Mustafa Kemal şöyle düşünüyordu:

“Rumeli’de Doğu ve Batı Trakya bizde kalacak, Edirne’nin kuzey hudutları Bulgaristan aleyhine düzeltilecek, Arnavutluk, Avusturya-Macaristan, Sırbistan, Bulgaristan ve Yunanistan Osmanlı başkanlığında İstanbul’da toplanacak bir konferansta milliyet çoğunluğu prensipine dayanılarak Osmanlı Rumeli kıtasının Doğu ve Batı Trakya’dan başka kısımları yukarıda adları geçen devletlere bırakılacaktı. Arnavutluk bağımsız olacak, Bosna-Hersek Sırbistan’la Avusturya-Macaristan arasında âdilâne bir surette taksim edilecekti. Anadolu sahillerine yakın olan adalar yeni Türkiye devletinde kalacak, diğerleri Yunanistan’a verilecekti. Güney hudutlarımız Hatay, Halep ve Musul vilâyetlerini içine alacak, diğerleri Araplara terkedilecekti. Anadolu’nun doğu ve doğu kuzeyinde bir değişiklik olmıyacaktı. Yeni Türkiye içinde kalacak olan Rum, Bulgar ve Sırp azınlıkları dışarıda kalan Türklerle mübadele edilecekti…

“-Biliyorum, diyordu. İleriyi görmek istemiyenler, İmparatorluktan toprak fedakârlığı yapılmasını hoş karşılamıyacaklar; hattâ bizi ihanetle itham edecekler olacaktır. Biz, buna rağmen, görüşlerimizin Meşrutiyet sonrası için bir program haline getirilmesini sağlamalı ve onu gerek Merkez-i Umumî’de ve gerekse arkadaşlar arasında şiddetle müdafaa etmeliyiz.” (Ali Fuat Cebesoy, Sınıf Arkadaşım Atatürk, İstanbul: İnkılâp ve Aka Kitabevleri, 1981, 2. baskı –ilk baskı: 1967-, ss. 114, 116-117)

Bu metinde, yapmacıklığıyle sırıtan bir cümle var: “Anadolu sahillerine yakın olan adalar yeni Türkiye devletinde kalacak, diğerleri Yunanistan’a verilecekti.” cümlesi… Zîrâ, “Türklerin ekseriyetini ihtivâ eden beldeleri muhâfazayı, gerisini tasfiyeyi” esâs alan bir yaklaşım, “Rumlarla mesk̃ûn” adaları Türkiye hudûdlarına dâhil etmeyi düşünemez! Nitekim, Lozan’daki ve sonrasındaki Kemalist siyâset, hiçbir zamân o adaların dâvâsını gütmemiştir!

Ayrıca, biraz aşağıda görüleceği gibi, Ali Fethi’nin, “Macedonia Risorta Projesi”nin aslına daha uygun olarak dile getirdiği ve muhtemelen daha sahîh olarak rivâyet edilen projede, Kıbrıs (ve dolayısıyle bütün Anadolu Adaları), müstakbel “Kemalist Türkiye”nin hudûdları hâricinde bırakılmıştır.

Kemalist siyâset, Lozan’da ve sonrasında, sâdece Anadolu Adaları’nı değil, (nüfûsunun ekseriyeti Türk) Garbî Trakya’yı ve (Türkiye’yi petrol̃ zengini bir memleket yapacak) Musul’u da (ki bunlar “Mîsâk-ı Millî”ye dâhil memleketlerdi) hudûd hârici bırakmıştır. Bütün bu beldeleri hâvî bir (“L̃aik” değil) “Müslüman Türkiye” ( ama “Cumhûrî Müslüman Türkiye”!), Yakın-Şark’ın kudretli bir Devleti olur, bütün İsl̃âm Âlemine ümîd verir ve mutasavver İsrâil Devleti önünde de aşılmaz bir mânia teşkîl ederdi! Dahası, Birinci Cihân Harbi tuzağına düşmemiş, bölünmemiş, paramparça olmamış Osmanlı Devleti’nin arâzisi üzerinde inşâ edilecek (İnsan Haklarına müstenid) bir “Cumhûrî İslâm Devleti”, bütün İnsanlık Âlemi için câzib bir model, her hâl-ü-k̃ârda dünyâda büyük ağırlığa sâhib bir Devlet olurdu!

Macedonia Risorta’nın Anadolu’yle mahdûd “L̃aik Devlet” projesinin Ali Fethi tarafından ifâdesi

(Ali Fethi’yle alâkalı bu kısmı, esâs îtibâriyle, Yahûdilik-Masonluk Münâsebeti ünvânlı araştırmamızdan naklediyoruz.)

Pirlepe Cemâatine mensûb Ali Fethi de (Okyar; Makedonya, Pirlepe, 29.4.1880 – İstanbul, 7.5.1943, Zincirlikuyu Mez.), Selânik Cemâatine mensûb Mustafa Kemâl gibi, çocukluğundan îtibâren sıkı bir Komitacı olarak yetişmişti. (Gazeteci ve müellif Ziya Şakir’e yazdırdığı Hâtırât’ında: “1880 senesinde Pirlepe’de doğduğunu, pederinin, o küçük kasabada ziraatle geçinen ve ‘Yazıcı İsmail Efendi’ denilen zat olduğunu, küçük yaşında yetim kalınca, Manastır Müftüsü olan dayısı İbrahim Ethem Efendi tarafından büyütüldüğünü, ilk ve orta tahsîlini İptidaî Nümûne Mektebi ile Askerî Rüşdiyesi’nde yaptığını, sonra Manastır Askerî İdadîsi’ne girdiğini ve burayı birincilikle bitirdiğini” ifâde etmektedir. -Ziya Şakir, “Vefatı Münasebetile: Fethi Okyar Kimdi?”, Tasviri Efkâr, 8.5.1943, s. 2-)

Manastır Askerî İdâdîsi’nde arkadaş olduğu, ölünciye kadar merbût kaldığı Mustafa Kemâl’le berâber, 1908 - 1909 İttihâdcı İhtilâlinin de, 1919 - 1923 Kemalist İhtilâlinin de en ön safında bulundu ve Devletin en yüksek mevk̆ilerini işgâl̃ etti. Daha 1900’lü senelerde, onun da programı belliydi:

Pâdişâhı, Halîfesi ve “Gayr-i Türk beldeleriyle” Osmanlı’yı toptan tasfiye edip yerine Anadolu’yle mahdûd Avrupacı, L̃aik bir Devlet kurmak…

Ali Fethi’nin, temsîlcisi olmakla iftihâr ettiği “Selânik Zekâsı”

Ali Fethi, “Selânik Zekâsı”na sâhib olmakla müftehirdi ve onun alt edilemiyeceğine kânî idi. O, hak̆îk̆î hüviyetini bu sözle açığa vurmuştu. Org. Ali Fuad Erden’den naklediyoruz:

“1324 (1908) yılı ilkbaharında Selaniğe gitmiştim.

“Selânik o zaman hürriyet kıvılcımlarının saçılmaya başladığı ihtilâl öncesi devrini yaşamakta idi. Makedonya’da, Bulgar, Sırp, Yunan ve Ulah çeteleriyle her gün müsademeler olmakta idi. Ve Makedonya kan ve ateş içinde idi.

“İttihat ve Terakki merkez-i umumîsi Selânikte idi. Genç Kurmay subaylar –Ali Fethi (Okyar), Enver (Paşa), Cemal (Paşa), Hafız Hakkı (Paşa), Mustafa Kemal, Ali Fuad (Cebesoy) Beyler– cemiyet mensuplarından ve ileri gelenlerindendi.

1-250

(https://www.modamuzayede.com/urun/525862/fotograf-ali-fethi-ok; 30.7.2018)

“Selânik Zekâsı”yle iftihâr eden Ali Fethi Okyar (önde, en sağda) ve âilesi…

***

“Ali Fethi’nin, dört yıl önce, mektepte, Abdülhamid idaresini yıkmakla görevli gördüğü genç Kurmaylar bu vazifeyi ifa etmek için fîlen çalışmaya koyulmuşlardı.

“O sırada Selânik merkez kumandanı Nazım Bey –Enver Bey’in eniştesi– Genç Türkler tarafından vurulmuştu. Cemiyet tarafından –kendi eniştesi hakkında– verilen idam kararına Enver Bey de iştirak etmişti. Genç Türkler hakkında tahkikat ve takibat için Abdülhamid tarafından Selâniğe bir heyet gönderilmişti. Ali Fethi bana:

‘- Selanik zekâsının icat ettiği bir harekete karşı gönderilen şu adamlara bakın! Ne gülünç şey! Bunların oturdukları oteli bu gece havaya uçurmak bizim için işten bile değil; fakat arada mâsum kanının da akmasını istemiyoruz.’ demişti.” (Erden, İsmet İnönü, 1952, “İhtilâl” Faslı, ss. 34-35. Metnin aslında, Ali Fethi’nin sözleri koyu dizilerek vurgulanmıştır.)

Ali Fethi: “Elime fırsat geçse Yıldız Sarayı’na bomba koyarım!”

Cemâat terbiyesiyle daha çocukluklarından îtibâren mâhir birer Komitacı olarak yetişen bu insanlar, Osmanlı/Müslüman Kültüründen ve onun başı olan Pâdişâh-Halîfeden nefret ediyorlardı. En büyük hedefleri, Müslümanların Reîsini al aşağı etmekdi. Bunun ilk merhalesi, Abdülhamîd Han’ı, nihâî merhalesi de topyek̃ûn Osmanlı Hânedânını ve onun temsîl ettiği bütün millî değerleri tasfiye etmekdi.

O, daha Erk̃ânıharbiye sınıflarında, Osmanlı’ya, onun kal̃bg̃âhı olan Yıldız Sarayı’na (aynen Şoven Ermeni tedhîşçileri gibi) bomba koymayı düşünecek kadar taşkın bir kînle doluydu!

İki yakın arkadaşından (Org. Ali Fuad Cebesoy ve Org. Ali Fuad Erden) naklediyoruz:

“(Erkânıharbiye günlerinde) Ali Fethi ateş püskürüyor, bir eliyle Yıldız Sarayı'nı işaret ederek: ‘- Hep oradaki adamın başının altından çıkıyor bunlar! Sarayı başına yıkılmadıkça rahat yok! Elime fırsat geçse oraya bomba koyarım!' diyordu.

“Bahsettiği kimse, Sultan Hamid'di. 23 temmuz 1908 de sarayı değil, fakat onun istibdat idaresi yıkılmış, dokuz ay kadar sonra da 27 nisan 1909 da hal'edilerek muhafaza altında Selânik'e gönderilmişti. Tesadüfe [?] bakın ki Abdülhamid'i Selânik'e götüren muhafız, Fethi Okyar'dan başkası değildi.” (Ali Fuad Cebesoy, Sınıf Arkadaşım Atatürk, İstanbul: İnkılâp ve Aka Yl., 1981, 2. baskı –ilk baskı: 1967-, ss. 45-46)

“Pirlepeli Ali Fethi –Okyar- ile Erkân-ı Harbiye namzedi mektebinde aynı sınıfta idik. O, sınıfın birincisi idi; ben, ikincisi idim.

“Ali Fethi gayet zekî, münevver, hür fikirli idi.

“Ali Fethi bir gün bana, dershanenin penceresinden Yıldız istikametini göstererek: ‘- Abdülhamid idaresi vatanı felâkete, izmihlâle götürüyor. Bu idareyi yıkmalı! Yok etmeli! Bu vazife bize, genç Erkân-ı Harplere düşer. Eğer vazifemizi yapmazsak gelecek nesiller bize lânet edeceklerdir.' demişti.

“Ali Fethi'yi pek sever ve sayardım ve onun bu gibi enerjik ve imanlı sözlerinden zevk duyardım.

“Ali Fethi Bey dört beş yıl sonra, Hareket Ordusunun Davut Paşa – Topkapı – Aksaray - Beyazıt yolunu takip eden bir hücum kolunun komutanı olarak İstanbul'a girdi ve tahtından indirilen Abdülhamid'i Selânik'e götürdü.” (Ali Fuad Erden, İsmet İnönü, 1952, “Ali Fethi Bey – İsmet Bey” Faslı, s. 33)

2-160

(Milliyet/Aktüalite, 19.12.1982, s. 5, İlhami Soysal’ın makalesinden)

Macedonia Risorta’nın Anadolu’yle mahdûd Laik Türkiye projesinin en sahîh sözcüsü…

***