İmam-ı Azam kendisine devlet maaş bağlamak istediği zaman diyor ki, “Ben mücahit değilim ki Beytülmal’den para alayım.”
Tam da bu noktada İsmet Özel diyor ki; “Ben İmam-ı Azam’dan birçok şey öğrendim. Bunlardan bir tanesi budur. İmam-ı Azam ki kendini mücahit saymıyor, şimdi kıçıkırık adamlar kendilerini ne sanıyorlar?
Mezhep imamımız İmam-ı Azam’ın faiz konusunda ne denli hassas olduğuna dair çarpıcı bir hikâye daha anlatılır.
Bir arkadaşı sıcak bir günde yürürken ona, "Şu evin gölgesinde duralım, güneş çok yakıcı" der. İmam-ı Azam ise buna karşı çıkarak, "Hayır, o evin sahibinin bana borcu var. Eğer ben o evin gölgesinde durursam, bu faiz (şüpheli menfaat) olur" diyerek gölgesinden bile yararlanmaktan kaçıyor.
Bu hadise beni de çok etkilemiştir. Tamam, bir İmam-ı Azam değiliz ve onlar gibi olamayız ancak asgari düzeyde de olsa bu tür bir ahlaki hassasiyet geliştiremez miyiz?
İsmet Özel’in de ifade ettiği gibi, bugün lafa gelince mangalda kül bırakmayan insanların, söz konusu para olunca en ahlaki meselelerde bile direnç gösteremediklerini görüyoruz.
Neticede topyekûn bir yozlaşma ve kirlenme süreci bu.
Ne yazarı yazar gibi, ne akademisyeni akademisyen gibi ne de siyasetçisi siyasetçi gibi davranıyor. Ne liberali liberal, ne milliyetçisi milliyetçi, ne dindarı dindar, ne solcusu solcu. Herkeste bir kafa karışıklığı ve zihin bulanıklığı…
Bu köşeyi takip eden kıymetli dostlarımız bilir, yıllardır her türlü eleştiriyi göze alarak bu yozlaşmayı dikkat çeken yazarlardan biriyim.
Öyle ki hep şunu söyledim; “Bize yetişmiş tahsilli akademisyenden, darphanede dava basan sanatçı, sendikacı, yazar, gazeteci ve siyasetçiden evvel “dürüst insan” lazım. Önce ahlak sonra meslekler.
Makam değil dürüstlük yarışına giren kaliteli insanlar lazım bize. Zira bizi parasızlık değil ahlaksızlık, seviyesizlik, bilinçsizlik, körü körüne itaat ve kibir yıkacak.
Biraz para, biraz şöhret biraz da makam gördüklerinde en temel ahlaki ilkelerinden bile vazgeçebilecek derecede alçalan tiksinti verici dehşet bir mekanizma inşa edildi.
Bu düzeneği yıkmadan, paraya tamahı olmayan temiz vatan evlatlarını sisteme dahil etmeden bu bataklıktan çıkamayız.
Bu fakiri bilen bilir, rahatsız olduğum için yazan biriyim. Bu yüzdendir ki hep rahatsız edici olmuşumdur. Bu ülkenin çocuklarına reva görülen Batıcı eğitim sisteminden rahatsız olduğum için “eğitim” yazıları yazdım mesela.
Temiz yürekli, dürüst, kaliteli yazarlarımızı tenzih ederim ama birçoğu maalesef fanatizmin kurbanı oldu. E. Hoffer’ın ifadesiyle söyleyecek olursam; gerçekleri olduğu gibi görme yeteneksizliği veya görmek istememe durumu avanak bir kitleyi de beraberinde getirdi.
Bu durum aynı zamanda fanatizmin de bir göstergesidir. Hoffer’e göre fanatik kişi daima eksik ve güvensizdir. Destek bulduğu bir şeye ihtirasla yapışır ve kendi değerini ispat etmek için de canını feda etmekten kaçınmaz.
Bu da insanın aklını kullanmasına engel teşkil ediyor. Hal böyle olunca da hiçbir meseleye akli, vicdani ve insani bir zeminde yaklaşamıyorsunuz.
Neyse lafı uzatmadan, son on yıldır seslendiğim gibi Sayın Erdoğan’a tekrar sesleniyorum;
Din, iman, dava vs. üzerinden makam mevki elde etmenin yollarını arayan, aç komşusuna bir lokma ekmeği dahi çok gören, heyecanını yitirmiş, doymak bilmeyen vicdansız insanlarla yolunuzu tez vakitte ayırınız.
Ve yola, hangi kesimden olursa olsun ehl-i vicdan sahibi, küçük hesaplar yapmayan, ahlak sahibi, kaliteli, temiz, vatansever insanlarla devam ediniz.