"İbrahim

içimdeki putları devir

elindeki baltayla

kırılan putların yerine

yenilerini koyan kim"

Uzun yıllar dışımızdaki putları kırmakla meşgul olduk. iktidarların, ideolojilerin ve başkalarının inşa ettiği putlara karşı mücadele ettik. Kimi zaman hakikat adına, kimi zaman adalet adına. Putları kırmanın bir erdem olduğuna inandık. Kırdıkça arınacağımızı, kırdıkça özgürleşeceğimizi düşündük.

Fakat zaman içinde fark etmeden başka bir şey inşa ettik. Kırdığımız putların boşluğunu yeni putlarla doldurduk. Bu kez onları başkaları değil, biz inşa ettik.

Çünkü insan, putlardan tamamen arınmayı başaramadığında, sadece put değiştirir.

İlk olarak "ben" putu ortaya çıktı. Putların en sessizi, en görünmezi ama en güçlü olanı. Kendini merkeze koyan, kendi düşüncesini ölçü kabul eden, kendi tecrübesini evrensel hakikat sanan bir benlik. Haklı olmayı doğru olmaktan daha önemli gören, eleştiriyi saldırı sayan, kırılganlığını üstünlük maskesiyle örten bir benlik. Dışarıdaki putları kırarken içimizde büyüyen bu putu çoğu zaman fark etmedik. Oysa ben putu, insanın kendisini hakikatin yerine koymaya başlamasıdır.

Sonra "benden" putu doğdu. Kendine benzeyeni yüceltme, kendine yakın olanı mutlak doğru sayma. Bu put çevremizi daralttı. Farklı olanı anlamaya çalışmak yerine dışlamayı kolaylaştırdı. Çünkü benden putu, benzerliği erdem, farklılığı tehdit sayar. Hakikat arayışı yerini aidiyet konforuna bırakır.

Zamanla buda yetmez ve "bizden" putu ortaya çıktı. Artık mesele bireysel benlik değildir kolektif kimlik devrededir. Bizden olan yanılmaz. Bizden olan hata yapsa bile niyeti iyidir. Bizden olan eleştirilemez. Bu düşünce yavaş yavaş normalleşir. İç muhasebe zayıflar. Yanlışları örtmek sadakat sayılır. Böylece adalet duygusu yerini grup refleksine bırakır. Haklı olan değil, bizden olan korunur.

Bir süre sonra "biz" putu oluşur. Kimlik hakikatin önüne geçer. "Biz" başlı başına kutsal bir kavrama dönüşür. Bizim çıkarımız, bizim gücümüz, bizim hikâyemiz. Bu put insanı düşünmekten çok savunmaya yönlendirir. Çünkü biz putu varlığını sürekli bir tehdit hissiyle besler. Tehdit gerçekde olabilir, hayalide. Fark etmez. Önemli olan, biz duygusunun sorgulanamaz hale gelmesidir. O noktada doğrular değil taraflar konuşur. Vicdan değil aidiyet karar verir.

En sonunda "bizim mahalle" putu belirir. Belki de en tehlikelisi budur. Çünkü en tanıdık olandır. İnsan en çok kendi mahallesinin putunu fark etmekte zorlanır. Bizim mahalle hata yapmaz. Bizim mahalle kirlenmez. Bizim mahalle samimidir. Bu düşünce ahlaki körlüğe dönüşür. Aynı yanlış başka bir mahalledeyken zulüm sayılır bizim mahalledeyken zorunluluk. Başkasının hatası karakterdir, bizim hatamız şartların sonucudur. Böylece ölçü kaybolur.

Oysa put sadece taştan yada tahtadan yapılan bir nesne değildir. Put, insanın eleştiremediği her şeydir. Put, sorgulamaktan vazgeçtiği her düşüncedir. Put, dokunulmaz hale getirdiği her kimliktir. Put, kendisini hakikatin yerine koyan her bizdir.

Toplumlar çoğu zaman putları yıkarak değil, onları dönüştürerek varlığını sürdürür. Eski putlar devrilir, yenileri yükselir. İsimler değişir ama zihinsel mekanizma aynı kalır. Güçle kurulan ilişki değişmez. Hakikatle kurulan mesafe kapanmaz. Çünkü put kırmak sadece dışarıya yöneldiğinde eksik kalır. Asıl zor olan, insanın kendi içindeki putu fark etmesidir.

Kendi mahallesini eleştirebilmek. Kendine benzeyeni kutsallaştırmamak. Putları yıkmak cesaret ister ama kendi putunu görmek daha büyük bir cesaret ister. İnsan en çok sevdiği şeyi sorgularken zorlanır. En çok inandığı düşünceyi eleştirirken korkar. En çok ait olduğu yerde susmayı tercih eder.

Fakat suskunluk putları büyütür.

Toplumsal çürüme çoğu zaman büyük hatalarla değil, küçük dokunulmazlıklarla başlar. Önemsiz görülen ayrıcalıklarla, görmezden gelinen yanlışlarla, "şimdi sırası değil" denilerek ertelenen eleştirilerle. Böylece putlar yavaş yavaş yükselir. Kimse onları inşa ettiğini fark etmez. Çünkü herkes iyi niyetli olduğunu düşünür.

Ama iyi niyet, putların yükselmesine engel olmaz.

"Hevasını ilah edinen kimseyi gördün mü?"

(Furkan 43)