Uzat elini ey Allah’ın Resulü!

Biz bugün yeniden biat ediyoruz. Akabe’de verdiğimiz sözü hatırlıyor, hakikate, adalete, emanete, kardeşliğe ve insan onuruna bağlılığımızı yeniliyoruz.

Biatımız, yalnızca dille söylenen bir söz değil, hayatın içinde taşınan bir sorumluluktur. Menfaat karşısında eğilmemek, çıkar uğruna yön değiştirmemek, zor zamanlarda sorumluluktan kaçmamaktır.

Biatımız, hakikate sadakat, adalete bağlılık, emanete riayet ve mazlumun yanında durma ahdidir.

Uzat elini ey Allah’ın Resulü!

Akabe’de Ensar, sana yalnızca elini uzatmadı. Sorumluluk üstlendi. Zor zamanda yanında duracağına, seni koruyacağına, hakikatin mücadelesinden geri adım atmayacağına söz verdi.

Biz de bugün o sözün anlamını yeniden kuşanıyoruz.

İşimize geldiğinde değil, bedel ödememiz gerektiğinde de hakikatin yanında olacağız. Menfaatimizle çatıştığında da hakkı savunacağız. Kalabalıklar başka yöne yürüdüğünde de doğru bildiğimiz yoldan ayrılmayacağız.

Çünkü biat, kolay günlerin sözü değildir. Asıl anlamını zor zamanlarda gösterir.

Uzat elini ey Allah’ın Resulü!

Hicret gecesini hatırlıyoruz. Hz. Ali, senin yatağında kalarak büyük bir tehlikeyi göze aldı. Senin bıraktığın emanetleri sahiplerine ulaştırmak için ölümü göze aldı.

Uzat elini ey Allah’ın Resulü!

Hz. Ebu Bekir’in sadakatini hatırlıyoruz. İsrâ ve Mirac haberi kendisine ulaştığında, “O söylediyse doğrudur.” diyerek sana olan bağlılığını ortaya koydu. Onun sıddîk vasfıyla özdeşleşen sadakatini hatırlıyoruz.

Biz de sözümüzün arkasında duracağız.

Rüzgârın yönüne göre saf değiştirmeyeceğiz. Güçlünün karşısında başka, zayıfın karşısında başka konuşmayacağız. Dün savunduğumuz hakikati bugün çıkarımıza uymuyor diye inkâr etmeyeceğiz.

Uzat elini ey Allah’ın Resulü!

Uhud’u, Okçular Tepesi’ni ve Abdullah b. Cübeyr’i hatırlıyoruz.

Okçulara bulundukları yeri terk etmemeleri emretmiştin. Savaşın seyri değişirken bazı okçular mevzilerini terk etti. Bu olay, bize sorumluluğun ve verilen göreve bağlılığın ne kadar hayati olduğunu gösterdi.

Biz Uhud’dan bir ahlak dersi çıkaracağız.

Devletin ve milletin malını ganimet görmeyeceğiz. Kamu görevini şahsi kazanç kapısına dönüştürmeyeceğiz. Yetkiyi ayrıcalık, makamı dokunulmazlık saymayacağız.

Bir görev üstlendiysek sorumluluğunu taşıyacağız. Bir söz verdiysek gereğini yerine getireceğiz. Bir emaneti devraldıysak onu koruyacağız.

OKÇULAR TEPESİ’Nİ TERK ETMEYECEĞİZ!

Uzat elini ey Allah’ın Resulü!

Uhud’da seni korumak için mücadele eden Nüseybe bint Kâ‘bı hatırlıyoruz. Zor anlarda geri durmadı. Seni korumak için mücadele etti ve yaralandı.

Onlar bize gösterdi ki fedakârlığın cinsiyeti yoktur. İyiliğin ve cesaretin sınırı yoktur. Sorumluluk, ihtiyaç duyulan yerde ortaya çıkmaktır.

Bugün de mazlumun yanında duracağız. Yoksulun elinden tutacağız. Yaralıya merhem, çaresize umut olacağız.

Gazze’deki mazlumlara sırtımızı dönmeyeceğiz. Filistinli kardeşlerimizin acısını unutmayacağız. İmkânlarımızı onların yaralarını sarmak için seferber edeceğiz.

Uzat elini ey Allah’ın Resulü!

Hilfül-Fudulü hatırlıyoruz. Gençlik yıllarında içinde yer aldığın bu adalet girişimi, haksızlığa uğrayan insanların hakkını korumayı amaçlıyordu.

Biz de mazlumun kimliğine bakmadan yanında duracağız.

Haksızlığa uğrayan bizim gibi düşünmüyor diye susmayacağız. İnancı, dili veya kimliği farklı diye bir insanın hakkını görmezden gelmeyeceğiz.

Adalet, yalnızca kendimizden olanlar için istediğimiz bir ayrıcalık değildir. Herkes için savunulması gereken bir ilkedir.

Zalimin kim olduğuna değil, zulmün ne olduğuna bakacağız. Haksızlığın karşısında dururken tarafımızı menfaatimize göre belirlemeyeceğiz.

Mazlumun hakkını savunmayı siyasi hesaplara, kişisel ilişkilere ve geçici kazançlara kurban etmeyeceğiz.

Uzat elini ey Allah’ın Resulü!

Medine Vesikası’nı hatırlıyoruz. Farklı inançlara ve topluluklara mensup insanların ortak bir şehirde güven içinde yaşayabilmesi için sorumluluklar belirleyen bu tarihi belgeyi hatırlıyoruz.

Birlikte yaşamanın hukukunu, karşılıklı sorumluluğu ve toplumsal barışı esas alacağız.

Farklılıkları düşmanlık sebebi saymayacağız. İnsanların haklarını koruyacağız. Birlikte yaşadığımız toplumda adaleti, güvenliği ve huzuru savunacağız.

Kendi hakkımızı istediğimiz kadar başkasının hakkını da gözetmeyi bileceğiz. Barışı yalnızca sözle değil, adaletle ve hakkaniyetle güçlendireceğiz.

Uzat elini ey Allah’ın Resulü!

Mekke’nin fethini hatırlıyoruz. Yıllarca zulüm görmüş, yurdundan çıkarılmış ve türlü eziyetlere uğramış bir topluluğun zaferini hatırlıyoruz.

O gün intikamı değil, merhameti öne çıkaran bir ahlakın nasıl büyük bir dönüşüm meydana getirebildiğini görüyoruz.

Biz de güç elde ettiğimizde kibre kapılmayacağız. İmkân sahibi olduğumuzda başkalarını ezmeyeceğiz. Haklı olduğumuzda bile adaletten ayrılmayacağız.

Geçmişte yaşanan haksızlıkları yeni haksızlıkların gerekçesi yapmayacağız. Zaferi intikam aracı olarak kullanmayacağız.

Gücümüzü insanları korkutmak için değil, haklarını korumak için kullanacağız.

Uzat elini ey Allah’ın Resulü!

Kâbe’nin anahtarını hatırlıyoruz. Mekke’nin fethi sırasında Kâbe’nin anahtarının, onu taşıma ve koruma sorumluluğuna sahip olan Osman b. Talha’ya iade edilmesi, emanete ve ehliyete verilen değerin önemini hatırlatıyor.

Biz de emaneti ehline teslim edeceğiz.

Liyakati akrabalığa, adaleti yakınlığa, hakkı hatır gönül ilişkilerine feda etmeyeceğiz. Bir görevi hak edene vermeyi, bir sorumluluğu ehil olana teslim etmeyi adaletin gereği bileceğiz.

Kamu malını koruyacağız. Milletin imkânlarını şahsi servetimiz gibi görmeyeceğiz. Bize verilen yetkiyi kendi çevremize ayrıcalık sağlamak için kullanmayacağız.

Görevler geçicidir. Makamlar gelip geçer. Fakat emanetin hesabı vardır.

Uzat elini ey Allah’ın Resulü!

Veda Hutbesi’ni yeniden kuşanıyoruz.

İnsan hayatının dokunulmazlığını koruyacağız. Hiç kimsenin canına, malına ve onuruna haksız yere el uzatmayacağız. Başkasının hakkını kendi menfaatimize kurban etmeyeceğiz.

Faizin, haksız kazancın ve zulmün karşısında duracağız. Kadınların haklarını gözetip aile içindeki sorumluluklarımızı adalet ve merhametle yerine getireceğiz. Güçsüzü güçlüye ezdirmeyeceğiz.

İnsanları soylarıyla ve servetleriyle ölçmeyeceğiz. Çokluk yarışına girmeyeceğiz. Üstünlüğün ölçüsünün takva olduğunu, insan onurunun hiçbir menfaat karşısında değersizleştirilemeyeceğini unutmayacağız.

Müslümanların kardeşliğini sözde bırakmayacağız. Birbirimizin canına, malına ve onuruna saygı göstereceğiz. Haksızlık karşısında susmayı kardeşlik zannetmeyeceğiz.

Bize emanet edilen Kur’an’a sımsıkı sarılacağız. Onu hayatımıza rehber kılacağız. Doğruluğu, adaleti, merhameti ve sorumluluğu davranışlarımızla göstereceğiz.

Veda Hutbesi’ni yalnızca bir hitabe olarak görmeyeceğiz. Onu hayatımıza yön veren bir ahit kabul edeceğiz.

Uzat elini ey Allah’ın Resulü!

Helalleşmeni hatırlıyoruz. Son günlerinde ashabına kendisine karşı bir hakkı bulunan varsa bunu dile getirmesini söyledin. Ukkaşe geçmişte sırtına değen bir kamçıdan dolayı hakkını istediği, ardından senin sırtını öptüğünü okuduk.

Biz de hesap vermekten kaçmayacağız.

Hakkımızda söz söyleyen varsa dinleyeceğiz. Hakkına girdiğimiz varsa hakkını teslim edeceğiz. Özür dilemekten, helallik istemekten ve hatamızı kabul etmekten çekinmeyeceğiz.

Makamımızı, gücümüzü ve itibarımızı kul hakkından kaçmanın aracı hâline getirmeyeceğiz. Başkalarından hesap sorarken kendimizi hesap vermekten muaf tutmayacağız.

Adalet, yalnızca başkalarından hesap sormak değil, gerektiğinde kendimizden de hesap sorabilmektir.

Uzat elini ey Allah’ın Resulü!

Senin güzel ahlakını örnek alacağız. Güvenilirliğini, doğruluğunu ve merhametini hayatımıza taşıyacağız.

Çocuklara şefkat göstereceğiz. Yaşlılara hürmet edeceğiz. Kadınların haklarını koruyacağız. Yoksulu, yetimi, yolcuyu ve kimsesizi gözetip gözetilmesini sağlayacağız.

İnsanların sıkıntılarını görmezden gelmeyeceğiz. Yardımı bir gösteriş aracına dönüştürmeyeceğiz. İyiliği insanların onurunu zedelemeden yapacağız.

Bizim biatımız budur.

Akabe’de verilen sözün sadakatidir. Hicret gecesindeki cesarettir. Hz. Ebû Bekir’in bağlılığıdır. Uhud’daki sorumluluktur. Ümmü Umâre’nin fedakârlığıdır. Hilfül-Fudul’dür. Medine Vesikası’nın ortak yaşam anlayışıdır. Mekke’nin fethindeki merhamettir. Kâbe’nin anahtarındaki emanet bilincidir. Veda Hutbesi’nde hatırlatılan hakların ve sorumlulukların gereğini yerine getirmektir.

Her sabah bu sorumluluk bilinciyle yeniden uyanacağız.

Her gece başımızı yastığa koyarken bu ahitle yatacağız. Günün muhasebesini yapacağız. Verdiğimiz söze ne kadar sadık kaldığımızı, bir insanın hakkına girip girmediğimizi sorgulayacağız.

Yanlış yaptıysak düzeltmenin yollarını arayacağız.

Biat, yalnızca bir defa verilen söz değildir. Her sabah yeniden kuşanılan, her gece vicdanımızda muhasebe edilen bir sorumluluktur.

Güç karşısında eğilmeyeceğiz. Haksızlık karşısında susmayacağız. Emanete ihanet etmeyeceğiz. Mazluma sırtımızı dönmeyeceğiz.

Biatımızı bozmayacağız.

OKÇULAR TEPESİ’Nİ TERK ETMİYORUZ!