Şia’nın biz ehlisünnetin, yani İslam’ın hiçbir hadis kaynağını kabul etmez. Ayrıca Peygamber gibi masum olduğuna inandıkları 12 imamın söz ve davranışlarını da hadis olarak kabul ederler. Takiyye’yle güya gizlemeye çalıştıkları “Kur'an tahrif olmuştur” ve neredeyse üçte ikisi atılmıştır” görüşlerini de göz önünde bulundurduğumuzda aslında ortak bir tarafımız kalmamaktadır. Zira İslam’ın temeli olan Kur'an ve Sünnet kaynaklarımız aslında aynı değil. Buna bağlı olarak ne akidede, ne fıkıh ve usulünde ne de siyer ve İslam tarihinde anlaşma ihtimalimiz kalmıyor. Ancak takiyye ustası Şia, İslam’ın köküne dinamit olan bu iftiralarını eğip bükerek kimi saf Müslümanlara da yutturabilmektedirler.

Bir de bu konular gündeme her geldiğinde Şia severler hemen şöyle derler: “Efendim bizde de bazı marjinal gruplar olduğu gibi şiada da “gulât” denilen azınlık bazı gruplar vardır. İslam düşmanları ümmet içinde fitne çıkarmak için her iki tarafta da ifratçı gruplar türetmiştir.” Yani aslında takiyye olan bu tuzağa düşenlere doğruları kabul ettirmek neredeyse imkânsızdır. En çok da “Ümmet birliği” ve “İslam Kardeşliği” sloganlarıyla bu tuzaklarını kamufle ederler. Hâlbuki tüm bu iftiralar; “Caferiye” “İmamiye” ve “İsna aşariye” olarak bilenen, Şia’nın en eslahı olduğuna inanılan ana akım fırkaların görüşleridir.

Şia’nın Kur'an tahrifi iddialarıyla ilgili görüşlerinde çokça ismi geçen “el-Kâfi fi’l-Usûl” isimli eseri, Şia’nın yanında bizdeki “Sahihi Buharî” gibi muteber bir hadis kitabıdır. Dolayısıyla Şia’nın akide, fıkıh ve usulünün oluşumunda en temel kaynaktır. İşte Şia’nın Kur'an’ın tahrif olduğuna dair görüşlerinden sadece bir kısmı:

Erken dönem Şiî-İmâmî kaynaklarında, Kur’an’ın lafızlarına ekleme ve çıkarma yapılarak tahrifatlar yapıldığına dair birçok örnek bulunmaktadır. Genel olarak tahrifat fikrini savunanlara göre; Kur’an aslı itibariyle on yedi bin âyetti. (Ebû Ca‘fer Muhammed b. Ya‘kūb b. İshâk Küleynî, el-Kâfî (Beyrut: Menşûrâtu’l-Fecr, 2007, 2/350.) Bu iddiaya göre Kur'an'ı Kerim’in 10.764 ayeti çıkarılmıştır. Beyyine sûresi Kureyşten yetmiş kişinin nesepleriyle birlikte ismini içeriyordu fakat bunlar çıkarıldı. (Küleynî, el-Kâfî, 2/349.) Ahzâb Sûresi, En’âm Sûresi gibi idi fakat onun içerisinden Ehl-i Beyt’in faziletlerini çıkardılar.

Yine Kur’an’da da hiç yer almayan “Nûreyn Sûresi” ve Hz. Ali’ye itaat ve hürmetin gerekliliğinden söz eden yedi âyetlik “Velâyet Sûresi” isminde sûreler vardı ve bu sûreler de tamamen çıkarıldı. Birçok yerde Ali'nin ismi, birkaç yerde Muhammed ismi, bazı yerlerde ise münafıkların isimleri çıkarıldı. Fatıma’ya ait ve elimizdeki Mushaf’ın üç kat büyüklüğünde bir Mushaf vardı. (Sakıp Yıldız, “Şîa’nın Kur’ an-ı Kerim ve Tefsiri Hakkındaki Görüşleri”, Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 5 (1982), 51)

Küleynî, Şeyh Müfid, Tabersî, Kâşânî, Cezâirî, Meclisî, Bahrânî ve Âmilî gibi önde gelen birçok Şiî âlimi eserlerinde konuyla ilgili rivâyet ve görüşlere yer vermişlerdir. (Çayıroğlu, Ehl-i Sünnet ile Şîa Arasındaki Temel İhtilâf Noktaları, s. 220.) Mesela, el-Küleynî, el-Kâfi fi’l-Usûl isimli eserinde, Hişam b. Sâlim’den Ebû Abdillah’ın şu sözünü nakleder: “Cebrail’in Hz. Muhammed’e getirdiği Kur’an on yedi bin âyetti.” (Küleynî, el-Kâfî, 2/350.) Kur’an’ın tamamı Allah tarafından indirildiği şekliyle cem edilmemiştir. Sadece Hz. Ali Kur’an’ı Allah’ın indirdiği şekilde cem etmiş ve o şekilde de muhafaza edilmiştir. (Küleynî, el-Kâfî, 2/350)

Şia Kur’an’ı kabul etmekle birlikte elimizde mevcut olan Kur’an’ın gerçek Kur’an olmadığını, gerçek Kur’an’ın Hz. Ali’nin topladığı Kur’an olduğunu kabul eder. Konu ile ilgili olarak Salim b. Seleme’den gelen şu rivâyeti zikreder: Adamın birisi Ebû Abdullah’a Kur’an okuyordu. Ben onun okuduğu Kur’an’ın herkesin okuduğu Kur’an âyetleri olmadığını işittim. Bunun üzerine Ebû Abdullah: “Kâim (Mehdî) ortaya çıkıncaya kadar bu okuyuştan vazgeç ve herkesin okuduğu gibi oku. Kâim ortaya çıktığında Kitab’ı Allah’ın indirdiği şekilde okuyacak ve Ali’nin yazmış olduğu Mushaf’ı ortaya çıkaracaktır.” dedi. Hz. Ali Kur’an’ı yazıp bitirdiğinde insanlara şöyle demişti: “Bu Allah’ın Muhammed’e indirdiği ve benim de iki kapak arasına topladığım kitaptır.” (Küleynî, el-Kâfî, 2/350.) Bu iddiaya göre Ali (ra) de takiyye yapmıştır. Ayrıca bu Hz. Ali (ra)’ye korkaklık isnat etmektir. Nitekim Şia’ya göre Ali (ra) kendisinin olan imamet hakkının gasp edilmesine de ses çıkaramayacak kadar korkaktır.

İlk dönem Şiî müfessirlerinden kabul edilen ve hicrî 3. asırda yaşadığı tahmin edilen (ö. Hicrî 307 veya 329) Kummî, Tefsîru’l-Kummî adlı eserinin birinci cildinin mukaddimesinde “O (Kur’an)’dan Tahrif Edilenlere Gelince” şeklinde bir başlık açmış ve kendince tahrif edildiğini düşündüğü âyetleri sıralamıştır. Bazı âyetleri zikrettikten sonra: “bunun örnekleri çok daha fazladır. Yeri geldikçe onları da zikredeceğiz” (Tefsîru’l-Kummî, c.1, s.29) şeklinde bir cümle kullanarak elimizdeki mevcut olan Kur’an’da çok sayıda tahrif olduğunu iddia etmiştir.

Hicrî on birinci asrın âlimlerinden olan Molla Muhsin el-Kaşi'ye göre de Kur'an'ı ilk toplayan şahıs Hz. Ali'dir. Rivâyete göre, Rasûlullah vefat edeceği zaman Hz. Ali’yi yanına çağırıp ona şöyle der: “Ey Ali, Kur'an benim yatağımın arkasında sayfalar halinde duruyor. Onu al ve muhafaza et. Yahudilerin Tevrat’ı zâyi ettikleri gibi Kur'an'ı zâyi etmeyiniz.” Hz. Ali (ra) de hemen oradan Kur'an’ı aldı ve sarı bir bezin içine sarıp mühürledi. Sonra da: “Vallahi Kur'an'ı cem etmeden ridamı üzerime almayacağım” dedi. (Musa Kazım Yılmaz, “Şîa’nın Kur’an İlimleriyle İlgili Görüşleri”, Milletlerarası Tarihte ve Günümüzde Şiîlik Sempozyumu (İstanbul: İslâmi İlimler Araştırma Vakfı, 1993), 178.) Hicrî 12. asrın âlimlerinden olan Seyyid Abdullah el-Alevi de Kur'an'ın tahrif ve tebdile uğradığını iddia eder. Ona göre Kur’an’ın korunacağını belirten âyetten kasıt ise Kur’an’ın Levh-i Mahfûz da korunmasıdır. (Yılmaz, “Şîa’nın Kur’an İlimleriyle İlgili Görüşleri”, 178.)